VEDA
Mayıs ayının son haftasiydi. Köyüm, baharın getirdiği renk renk çiçeklerin kokusuyla sanki özel günlere hazırlanmış gibiydi. Gökyüzü masmavi, güneş oldukça parlak ve yeşil bitki örtüsüne; “Haydi, daha hızlı uyanın” der gibiydi.
Henüz okulumuz yeni kapanmış, ben de ilkokulu bitirmiştim. Haklı olarak, ilkokulu bitirmenin gururunu yaşıyordum.
Önümüzde okumak için fazla seçenek yoktu, tek seçenek parasız yatılı öğretmen okullarıydı.
Babam, okumam için çok destek olur, mutlaka sınavları kazanmam gerektiğini, tek kurtuluş yolunun bu olduğunu, kendinden ve çevreden örnekler vererek anlatırdı.
Benim üzerimden, kendine de hayaller kurardı. Sınav müracaatlarımız, öğretmenimiz tarafından yapılmış ve sınav gününü heyecanla bekler olmuştuk. İlk defa ilçeye gidecek ve sınava girecektik.
Benimle birlikte dört arkadaşım da bu sınava hazırlanıyor, zaman zaman okulda bir araya gelerek neler yapacağımızı konuşuyorduk. Bizim için çok önemli bir sınavdı. Çevremizde bu sınavı kazanıp okuyan tanıdıklara başka bir gözle bakılır, giyim kuşamları ile dikkat çekerlerdi. Özenle onları izler, hayranlık beslerdik.
O gün gelip çatmıştı. Sabah erkenden kalktık. Gece zaten uyuyamadım. Güneş, dağınık bulutların arasından bulutları kızıla boyayarak yükselirken, hafif hafif esen serin bahar yelini tenimde iyiden iyiye hissediyordum.
Dikkatlice her şeyimi, tekrar tekrar kontrol ettim. Kalem, silgi....vs özenle bir torbaya koydum. Az sonra, bizi ilçeye götürecek traktörün homurtusunu duydum. Bir veli ile birlikte traktörün römorkuna doluştuk.
Hiçbirimizin konuşmaya dermanı yok gibiydi. Dilimiz tutulmuş, kendimizi traktörün rüzgarına, yolun tozuna bırakmış, sallana sallana yol alıyorduk. Sınav saatinden önce, okulun bahçesinde başka köylerden gelen diğer öğrencilerle buluştuk. Göbekli saçları dökülmüş sabah güneşi ile zaman zaman parlayan, kırmızı ve oldukça geniş kravatlı
biri elindeki mikrofonu birkaç kez üfledikten sonra isimlerimizi okumaya başladı.
Ayrı ayrı sınıflara oturduk. Sınav giriş belgelerimiz kontrol edildi.
Sınav başladı…
Bir gayretle, sorulan soruları bir bir cevapladım. Dönüşte hiçbir heyecan kalmamış güle oynaya arkadaşlarla şakalaşırken köye döndük. Babam, beni görür görmez ne zaman sonuçların belli olacağını sordu.
Ben de; “Ağustos ayında belli olacakmış.”
dedim.
Köylüler yaylaya çıkma hazırlığı yapıyor, biz de aynı telaş içinde yaylamızı onarıp tamiratını yapıyoruz. Biz çocuklar için, yayla başka bir dünyadır. Bahar gelir gelmez, yayla hayalleri ile yaşarız.
Günlerden salı sabahı idi. Güzel bir güne merhaba dedik. Salı günü bizim ilçede pazar kurulur. Babam pazara gidecek, ben, kuzu ve koyunları otlatmaya kırlara götüreceğim. Kuzu ve koyunlarımızı alarak yayla altında otlatmaya başladım.
Benim gibi çobanlık yapan arkadaşlarla hem oynuyor hem hayvanlarımızı otlatıyorduk. Hava çok sakin, kekik kokusu her yanı sarmışken birdenbire içimde bir sıkıntı belirdi. Bir eziklik, sırtıma çökmüş bir ağırlık, içimi saran bir kimsesizlik duygusu, tüm benliğimi sardı.
Biraz sonra, köyden bizim yanımıza doğru gelen birini gördüm.
Daha da yaklaşınca, amcamın oğlu Eyüp
olduğunu anladım. Bir tuhaflık hissediyordum .
Daha da yaklaştığında, ağladığını gördüm.
Hiçbir şey söylemeden köye doğru koşmaya başladım.
Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, var gücümle koşuyordum. Evimize yaklaştığımda, büyük bir kalabalığın avlumuzu doldurmuş olduğunu gördüm.
Herkes ağlıyor, ağıtlar yakılıyordu. Yaşlı bir teyze, küçük kardeşimle benim elimden tutarak babamın yüzünü açarak onu öpmemizi söyledi, biz de öptük.
İnanın, o duygu hala içimde dün gibi durur…
7 Ağustos günü, postacı bir kağıt getirdi. Benim Hasanoğlan; "Öğretmen Okulu sınavını" kazandığımı bildiriyordu. Birdenbire buruk bir sevinçle babama gittim.
Yazıyı ona okudum. O arada, beyaz bir kelebeğin omzuma konduğunu gördüm. Hafifçe dokunduğumda uçup gitti.
Artık, veda zamanı gelmişti. Benim hayallerim değil, babamın hayalleri yaşayacaktı içimde...














































