TÜRKÜLERİMİZ
Geçen gün Truva Sanat sayfasında gördüğüm bir görsel ve dinlediğim türkülerden yola çıkarak bu yazıyı yazma fikri aklıma geldi.
Türkü nedir: Türk kelimesinin sonuna ''i'' ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Türki, “Türk'le ilgili, Türk'e özgü” anlamında kullanılır. “Türkü, Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidine verilen addır” diye bahseder kaynaklar.
Anadolu'ya gelirken atalarımız sazıyla, sözüyle, özüyle gelmişlerdir. Türküler saf, yalın haliyle özümüzdür bizim. Bugün hala Anadolu bozkırlarında aşıklık geleneğinin kökenidir, türkülerimiz.
Aşık: bağlama ile halk ezgilerini çalan kişi. Aşk güçlü bağ ve sevgidir; aşık ise bu bağları barındıran, tutkuyla seven kişidir. Öyleyse sevgiye, sevgiliye, dostluğa, doğaya, doğadaki toprağa, ağaca, kuşa hep hasrettir. Türkülerimiz, bir bakarsın kar topu gibi yuvarlanıp çığ olur; buz keser yüreğimizin her köşesinde. Bir bakarsın kara tiren gibi kalbin tam orta yerinden, özlemle girer ve yol olur, gönüllere ve dostluğa uzar gider.
Türkülerimiz dağlarda, doğada hep özgür olmayı yeğlemiştir. Öyle olmasa “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.” diye sazıyla sözüyle ünler miydi dağlara Dadaloğlu?
Yanan gönüllere dostluk şerbetini kim sunacaktı? “Alem çiçek olsa ben arı olsam…”
Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni…” Pir Sultan Abdal olmasa;
“Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim gara topraktır…” demese Aşık Veysel…
Kim bilecekti, toprağın ana kadar yar olup bağrına bastığını?
İşte bundandır bizi biz yapan özümüz, dilimiz, kulağımız, benliğimiz her şeyimiz ozanlarımız ve türkülerimiz.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Editör: Nevin Bahtışen













































