ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 03-12-2025 16:19   Güncelleme : 03-12-2025 17:32

Susamak Üzerine Çözümlemeler / Yusuf Gökbakan

Yazan: Yusuf Gökbakan -SUSAMAK ÜZERİNE ÇÖZÜMLEMELER

Susamak Üzerine Çözümlemeler / Yusuf Gökbakan

SUSAMAK ÜZERİNE ÇÖZÜMLEMELER

Her gün birbirinden farklı, birbirinden tuhaf bir yaşamak bulaşıyor parmaklarıma. Bugün bir çiftçi olmaya karar verdim. Arazim bir uçurum kenarında. İki katlı evim de. Uçurama sıfır balkonum var; yemyeşil, verimli mi verimli bir arazim var, ruhumu derdiğim orağım, zararlı duyguları biçtiğim çapam var. Çaysız olmaz tabii, korkmayın o her daim var. Sigara paketi de aksesuar olarak çaydanlık ve demliğin yanında. Toprakla uzun uzun sohbetlerimiz oluyor hem keyifli hem felsefik. 

-Neden artık çağırmıyorsun?

- Vakti var daha. Hem bana bu kadar özen göstermene alıştım. Beni bu kadar anlayan biri için toprağın üstü altından hayırlı olur. 

-Bitmesin, uzadıkça uzasın bu sürgün, öyle mi?

- Sürgünde olduğunu anlaman bile başlı başına bir gerekçe. Eskiden ne çok insan vardı sürgünde olduğunu anlayıp dünyaya tamah etmeyen. Şimdi çok az. 

- Yerime seni anlayan, seninle benim kadar ilgilenen birini bulsam peki. O zaman çağırır mısın?

- Dikkat et kadere isyan sınırındasın.

- İsyan, kadere değil; çığrından çıkmış insanlığa, unutulan sevgiye. Ben artık bu dünyanın adamı olmadığımı hissediyorum. 

- Ben bu dünyanın toprağıyım ama.

- Aynı zamanda yaratılış malzememsin. Ondan böyle itinayla yaklaşmaktayım sana.

- Daha fazlasını umuyorsam ya senden?

- Senin altında daha çok cezbeden şey var üstüne nazaran. Derinliğini sevmem suç olamaz sanırım. 

- Denizler de derin?

- Unutma, en derin denizin dibinde bile toprak var.

Gülümsemesi yayılıyor toprağın, uçurumu kaplayan sise değiyor bu gülümseme. Unuttum söylemeyi galiba, uçurumum üç yüz altmış beş gün, yirmi dört saat şişle kaplı. Bu pus, ruhumun pusuna nispet etmeye çalışıyor ama nafile! 

- Yemeğe gel artık öğleyi epeyi geçti vakit, acıkmadın mı?

İşte geldin ve girdin sahneye. Sen bile yaramıyorsun sevdiğim bu amansız sisi! 

- Bir şey mi dedin?

- Yok, sana demedim.

- Yine toprakla konuşuyorsun, değil mi? Niye bu acelen, vakti gelince kavuşacaksınız zaten.

- Toprak muzip muzip gülümsüyor:

- Yalancı! Ama iyi ki duymadı, yoksa yanmıştın. 

- Benim yangınım yeni mi? Onu gördüğüm ilk anda başladı bu yangın. 

- Orası doğru bak!

- Biber közledim senin için, en sevdiğinden.

- Biber ve köz... Yürek ve köz... Bakışın ve köz.. Bütün közleri alt edebilen bir toprak var ama alt etmiyor işte.

- Bize biberi veren o, ekmeği veren o, bırak közünü de alt etmesin! Hem közlü insanları seviyordur belki. Közlü halini daha da yakıştırıyordur sana belki, tıpkı benim gibi. 

Duymuştu bu kez. Yüreğimdeki közün sebebi olduğunu biliyor ve bu çok hoşuna gidiyordu. Bu hoşnutluk hâli sesine de yansımıştı. Orağımı bıraktım.

- Geliyorum hemen. Bugün bu kadar çalışmak yeter galiba, yoruldum. 

- Bu kadar yorulmazdın eskiden, yaşlanıyorsun şair!

- Yorulmadığını biliyorum, biraz da onunla vakit geçirmek istiyorsun. Git hadi! Ha bu arada çok yalancı olmuşsun bu aralar şair.

- Senin yalan dediğin şey şairin nahifliğidir. 

- Hadi vedalaş toprağınla. Gel biraz da sisle ve uçurumla dertleşelim birlikte.

- Senin derdin de neymiş bakalım? Allah'ın böyle muhteşem yarattığı birinin derdi de mi olurmuş?

- Derdim sensin şair!

- Sana dert veriyorsam şu uçurumu boylasam yeridir.

- Bu bildiğin dert değil, bu her eve lazım bir dert; güzel bir dert, bende alışkanlık yapan bir dert!

- Bugün şairliği elimden almaya karar verdin herhalde!

- Eline su dökemem abdest alırken hariç ama.

Bir çiçeğin latifesi de böyle gönül alıcı oluyor işte. Bu dünyada başıma gelen en iyi şeydi. İçten ve doğaldı, beni anlamak için gösterdiği çaba ve bir de çayımı eksik etmemesi takdire şayandı. Yemek göz göze yenildi, sisin ve uçurumun oluşturduğu olağanüstü kolajın seyrine geçildi. Sis de dile geldi:

- Sayısız asır geçse de örtmeyeceğim yüreğinizdeki aydınlığı, biliyorum. Ama yine de dağılmıyorum. Uçurumla bütünleşik bu manzarayı sevdiğinizi biliyorum. Bizi sevdiğinizi biliyoruz, biz de sevilmek istiyoruz. Değil mi uçurum kardeş!

- Öyle, öyle de bir gün boşluğuma olan kavuşma istekleri sonuç verir diye korkuyorum. 

- Onlara güven, iman etmiş kişiler onlar. Öyle bir istekleri olsa da ki var o istek, canlarının emanet olduğunun idrakinde iman etmiş kişiler onlar. Emanete hıyanet etmezler, korkma.

Bu diyalog ikimizin de hoşuna gitmişti. Ancak boşluğa karışma arzumu da kabartmıştı. Bu arzu susatıyordu beni. Damağımı kurutuyordu.  Öyle bir an gelir ki damağın kurur, su bile susatır insanı.  Tırpanladıkça görüleni, daha da kurutur içi, ve özletir görünmeyeni.

***

 

EditörEditör