SONSUZLUĞUN FREKANSI-26
7 DİYAR 7 SAVAŞ
5. BÖLÜM
7 DİYAR 7 SAVAŞ
İSTANBUL SAVAŞI
Tarihi yarımada, bir türlü başlamayan yaz yağmurunun yoğunlaştırdığı bunaltıcı havanın yarattığı pusun altında kaybolmuştu. Sokaklar ıssızdı sanki yaşam hiç var olmamış gibi sessizdi, gökyüzünde kartallardan başka tek bir kuş bile yoktu. Sonunda yağmurun ilk damlaları dökülmeye başladı ve bulutların altında konuşlanmış Büyük Dünya ordusunun askerleri, sabırlı bekleyişlerini ferahlatan küçük bir esintiye kavuştular. Kraliçe Ameshia ve kral Galbath, altın kartallarla birlikte uçan yolcu şamanların eşliğinde en ön safhadaydı. Bir arka sırada Karya’nın komutasındaki Anadolu grubunun bir kısmı, tüm melezler ve gurritler vardı. Onların peşi sıra Marcus ve Mevhibe’nin başı çektiği, ulu yolcu şaman kartallarla birlikte uçan şaman yaşlıları geliyordu. En geride yine yolcu şamanlar ve diğer tüm şamanlarla büyücüler yer alıyordu. Hepsinden daha yüksekte duran kartallar ve ulu yolcu şaman kartallar ise hem gözcü hem de koruma olarak son grubu oluşturuyorlardı ve ilk kalkanı oluşturmaya başlamışlardı.
Yağmur ve rüzgâr hızını arttırdığında Ameshia’nın işaretiyle düzenlerini bozmadan hep birlikte bulutların üstüne doğruyükseldiler. Orada bile güneş ışınları dünyaya yeterince ulaşamıyordu. Lady Purple henüz orada bile değildi ama karanlığı çoktan İstanbul’un ve hatta tüm dünyanın üzerine çökmüş gibiydi. Az sonra güneşin ara sıra beliren cılız ışığı da tamamen yok oldu ve hava geceden bile daha karanlık oldu. Bunun üzerine Ameshia, yolcu şamanlara dağıttığı tüm Yangi taşlarını uyandırdı. Taşlar, güçleri uyanırken önce parlamaya başladılar sonra da karanlığı delip geçen olağanüstü bir ışık yarattılar. Ameshia, yeniden ışığa kavuştukları anda Galbath’la birlikte yükselerek ordunun üzerinde uçmaya ve kadim dilde bir savaş duası okumaya başladı. Sonunda dua bitip konuşmaya başladığında sesi büyülü bir şekilde dünyada var olan tüm seslerin yerini almış gibi gökyüzünde yankılanmaya başlamıştı; “Büyük Dünya ordusu! Cesaret ve akıl bizimle olsun. Birbirimiz için var olduk, şimdi bir olalım. Işık bizimle, güç bizimle. Evrenimizi kurtarma zamanımız geldi. Yeni Çağ bugün başlıyor. ŞAHMAN! ŞAHMAN! ŞAHMAN!”
Ameshia, sözlerinin sonunda sağ kolunu öne doğru kaldırıp yolcu şaman selamı verdi ve güç ve cesaret için söylenen şaman savaş sözlerini tekrarlamaya başladı. “Şahman” sözü hepsinin dudaklarından dökülerek gökyüzünde yankılanırken artık tüm sağ kollar havadaydı.
Ameshia, nihayet en öndeki yerini aldığında, yarattıkları ışığın ötesindeki zifiri karanlık, uğursuz şekilde parlayan siyah gözlerle delindi ve kara afyalar, teker teker ortaya çıkmaya başladılar. İki ayrı uçtan tam ortada buluşarak kusursuz bir düzen içinde yaklaşıyorlardı. Karşıdan bakıldığında kuyruğun ucu görünmüyordu bile, durmaksızın yenileri katılıyor ve sayıları giderek artıyordu. Sanki artık yüzlerce değil, binlerceydiler.
“Mayıs, şimdi!”
Ameshia’nın komutuyla Mayıs, melez kardeşleri Nisan, Patricia ve Rin’le el ele tutuşup onlardan güç alarak şarkıya başladı. Dördünün enerjilerinin birleşmesiyle Mayıs’ın zihninde çalan müzik, anında dışarıdan duyulur hale geldi. Bulutların ortaya çıkması da çok çabuk oldu. Rengarenk bulutlar, kara afyaları oldukça rahatsız eden bir enerji alanı da yaratarak Dünya ordusunu birkaç dakika içinde dört bir yandan saran dev bir kalkan haline geldi. Biraz sonra kara afyaların kusursuz düzenleri bozulmaya başladı; bir kısmı hızla uzaklaşırken diğerleri yavaş yavaş geriye doğru kaymaya başladı ancak bu korkmuş gibi görünen halleri çok uzun sürmedi. Bir anda hepsi birden durdu ve siyah parlak gözlerini yeniden Dünya ordusuna doğru çevirdiler. Sanki bulutların yarattığı etkiden tamamen kurtulmuş gibi görünüyorlardı. Biraz sonra hepsi pozisyonlarına geri döndü ve korkunç savaş çığlıkları atmaya başladılar. Bu ani tavır değişikliğinin tek bir nedeni olabilirdi; Lady Purple ve Kral Korgath artık savaş alanındaydılar.
Az sonra kara afyalar, yanlara doğru açılmaya başladılar ve zaten var olan karanlığı daha da yoğunlaştıran bir enerji, savaş alanını adeta canlı bir varlık gibi sarmaya başladı. Çok geçmeden de bu karanlığın yaratıcıları olan Leydi Purple ve Kral Korgath tüm karanlık ihtişamlarıyla kara bulutların arasından çıktılar. Kara afyaların arasından yavaş yavaş öne doğru ilerliyorlardı. Hemen onların peşinden büyücü yaşlıları geliyordu ve ellerinde üzerlerine gömülü Yangi taşlarının parladığı asalar vardı. Büyücü yaşlıları; donuk, matlaşmış gözleriyle olduklarından daha da yaşlı ve bir o kadar da vahşi ve korkunç görünüyorlardı. Onların peşinde büyücü yaşlılarının çağrısına uyarak Lady Purple’a katılmayı seçen büyücüler vardı. Lady Purple, Ameshia’yla arasında elli metre kaldığında elini kaldırıp ordusunu durdurdu.
— Tekrar merhaba Ameshia. Bugün seni daha iyi gördüm.
— Sen de çok yaratıcısın Ashila. Yangi asaları çok akıllıca olmuş.
— Bazen benim de bir Yangi olduğumu unutuyorsun sevgili kardeşim ama sen de sürprizlerle dolusun; bu bulutlar bir harika! Ama Korya’yla Minel’i göremedim.
— Tam zamanında burada olacaklar.
— Tam zamanı şimdiydi Ameshia.
Ameshia gülümsedi, gözleri Lady Purple’ın gözlerinin derinliklerine kitlenmiş bir halde bir süre sessiz kaldı. Sanki düşünüyor ya da bir şeyleri çözmeye çalışıyor gibi görünüyordu ama aslında yalnızca onu biraz daha oyalamak istiyordu. Lady Purple, onun gülümseyişine gülümseyerek karşılık verdi. Kendisinden emindi, hiç acelesi yoktu ve korkmuyordu.
— Bugün bel bağladıklarının hiçbiri burada değil. Söylesene, Moyarlılar nerede?
— Bu ikimizin arasında, başkalarını karıştırmaya gerek yok.
— Hmm… Zaten kendinden başka kimseye güvenmemelisin. Bu, hayal kırıklığı yaratır ve seni zayıf düşürür.
— Senin başına geldiği gibi mi?
Ameshia, Gabor’u kastediyordu.
— Ben her şeye hazırlıklıydım ve hiçbir şekilde zayıf düşmedim. Aslında daha da güçlendim ve bu yüzden de karşımda yenmesi zevkli olacak bir rakip isterim.
“Doğru! Kusura bakma, senin bağlılık anlayışının ne kadar zayıf olduğunu unuttum bir an için ama merak etme; bir daha asla zayıf düşmem. Sana istediğin güçle saldıracağım, hayal gücünün ötesinde bir güçle ve hiç sıkılmayacaksın.” dedi Ameshia.
Ancak bunları söylerken Lady Purple’ın enerjisinde bir farklılık hissetmişti, konuşmayı daha fazla uzatamayacağını anladı. Bir an için cevap beklermiş gibi Lady Purple’a baktı fakat sonra Galbath’la birlikte olağanüstü hızlı bir manevrayla yükselerek ölümcül enerjiyi doğrudan Lady Purple’ın üzerine yolladı. Enerji, görünmez bir kalkanın üzerinde patladığı anda çatışma tüm gücüyle başladı.
Birkaç saat önce
— Kısa süreli bir barışa ne dersin Emon?
— Bana doyamadın değil mi? Ne var aklında?
— İkimiz için de işleri kolaylaştıracak bir fikrim var. Seninle son dansımıza başlamadan önce ortalığı biraz temizleyelim diyorum.
— Seni dinliyorum tatlım.
— Kraliçeyi yok edebilirim ama aynı anda seninle de uğraşmak istemiyorum. Sen Boleslav’ı öldür, ben de…
— Kara afyalarının sırrını korumuş ol. Benim buradaki çıkarım nedir anlayamadım.
— Sen de kraliçeden kurtulmuş olacaksın. Üstelik çocuklarına kavuşacaksın ve bir ordun olacak. Hiç fena değil.
— Ve sen de Yangi taşlarını bir araya getirmiş olarak karşıma çıkacaksın. Doğrusu hala ilgimi çekebilecek bir şey söylemedin. Şu ana kadar bu plan yalnızca senin işine yarıyor gibi görünüyor. Öyle değil mi Ashila?
— Her zamanki gibi sabırsızsın ama sana durumu eşitleyecek bir teklifim var.
Emon, Lady Purple’a güvenmiyordu ama meraklanmıştı.
— Çabuk olsan iyi olur. Herkes bizi bekliyor.
— Korya ve Minel’in nerede olduklarını biliyorum.
— Ve onları bana vereceğine inanmamı bekliyorsun.
— Neden olmasın! Hem zaten ben vermeyeceğim, senin gidip kendin alman gerekecek.
— Demek ki işin içinde ufak bir pürüz var ve kendin yapmak istemiyorsun.
— Onlarla uğraşmak istemiyorum. Aslında onların planlarının ucu bana pek dokunmuyor. Bu plan, doğrudan seninle ilgili, tabii ki sonrasında bana dönecekler ama eğer sen dediklerimi yaparsan ikimiz de sonsuza dek onlardan kurtulmuş olacağız.
— Peki neredeler?
— Önce Boleslav.
— İstanbul’da görüşürüz o zaman.
— Emon! Tamam peki, Moyar’dalar.
— Sanki yaratıcılığını kaybetmişsin tatlım, daha iyi bir yalan bulabilirdin.
— Moyar’dalar! Eminim Emon.
— Neden? Orada bu savaşı etkileyebilecek ne var ki? Tüm Moyar, büyük meditasyonda; onlardan yardım alamazlar.
— Ah Emon! Neden şimdinin çizgisinde düşünüyorsun? Hele ki tüm yaşadıklarından sonra… Biraz daha açık fikirli olmanı beklerdim.
Emon, Lady Purple’ın zihnindeki sesinin tonunu ve son sözlerinin anlamını ancak birkaç saniye sonra kavrayabildi. Korku, tüm hücrelerine doğru yayılmaya başlamıştı. Lady Purple kendisinden memnun devam etti, “Sana nasıl yapacağını anlatacağım ama önce bilmen gereken iki nokta var; en önemlisi zamanlama… Tek bir müdahale şansın olacak, ikincisi de başka hiçbir şeyi değiştiremezsin. Şimdi dinle beni…”
Zihninde bir kanal açılıp bu konuşmayı ortalarından bir yerden itibaren dinlemeye başladığında Boleslav, İstanbul’a dönmek üzereydi. Lady Purple ve Emon’un yaptıkları anlaşma tüylerini diken diken etmişti ama asıl sorun, nasıl olup da onları duymayı başardığı hakkında hiçbir fikrinin olmamasıydı. Yula’nın taşı parlamıyordu. Uyarı ondan gelmemişti. Yula’ya seslendi, cevap alamayınca bu kez gümüş taşı uyandırmaya çalıştı ama bunu da başaramadı. Kısa bir süre ne yapacağını bilmez bir halde hareketsiz kaldıktan sonra bir anda ne olduğunu kavradı. Kanalı Emon açmış olmalıydı, Boleslav’ın kendisini takip edeceğini biliyordu ve diğer her konuda, en azından öldüreceği zaman gelene kadar da onu serbest bırakıyordu. Lady Purple’a güvenmediği ve tüm kozları ona vermek istemediği kesindi. Boleslav, hiç vakit kaybetmeden kendini İstanbul’a ışınladı ve ulaşmak istediği zihne, Ameshia’ya ilk denemede ulaştı; “Biz de senden haber almayı bekliyorduk Boleslav.”
Boleslav şaşırdı ama zaman yoktu, “Lütfen beni iyi dinleyin.” dedi ve olanları olduğu gibi anlattı. Kara afyaları öldüren büyüyü aktardıktan sonra da kendi planını anlattı.
— Anlıyorum, ama yardıma ihtiyacın olacak.
— Çocuklarım var ama yine de tüm Moyar gücüne, özellikle Aya’ya ihtiyacım olacak.
— Seninle olacaklar.
“Bir şey daha var… Yula’nın taşı uyanmıyor.” dedi Boleslav, utançtan sesi titriyordu.
Ameshia, kızının adını duyduğu anda Boleslav’ı değiştiren ve uyandıran gerçeği anlamıştı. Güzel kızı Yula, ona rehberlik ediyordu. Gözlerinden bir damla yaş süzülürken sessizce bekleyen Boleslav’ın zar zor duyabildiği bir duayı okumaya başladı ve çok geçmeden gümüş taşın enerjisi uyandı.
“Anneciğim…” dedi Yula.
— Işığım benim…
— Üzgünüm, zaman yok gitmeliyiz. Seni seviyorum.
— Ben de seni güzel Yula’m… İyi şanslar Boleslav.
— Size de kraliçem.
Ameshia, çağlar sonra hiç de beklemediği bir şekilde kızının sesini duyduğu için sarsılmıştı. Kızının ruhu aralarında dolaşıyor ve onlara yardım ediyordu. Ve güzel kızı Yula, Boleslav’ı seçmişti. Moyar’a güvenmişti ve şimdi kendi de Korya ve Minel’in akıbeti için Moyarlılara güvenmek zorundaydı. Bu güven konusunda bir sıkıntısı yoktu ama başarı olasılıklarını hesaplayamıyordu. Yine de iki düşmanla birden savaşmak çok zorlu olacaktı ve belki de böylesi çok daha iyiydi.
Büyük Dünya ordusunun askerleri, Sultanahmet meydanında toplanmıştı, herkes son hazırlıklarını yapıyordu. Ameshia bir süre onları izledi. Ne kadar da cesur görünüyorlardı halbuki Ameshia, hepsinin kalbindeki korkuyu kendisininmiş gibi derinden hissediyordu. Ölüm değildi onları en çok korkutan, belirsizliklerdi ve sonuna kadar haklı bir korkuydu bu. Kadim bir varlık olarak Ameshia, kendi bile neler olacağını kestiremiyordu. Emin olduğu tek şey oradaki her bir askerin sonuna kadar savaşmaktan vazgeçmeyeceğiydi. Öyleyse kraliçeleri olarak o da üzerine düşeni yapmalıydı. Kendini tüm kaygılarından arındırdı ve kararlı bir ruh hâliyle Aya’nın yanına gitti.















































