ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 02-12-2024 12:21   Güncelleme : 02-12-2024 12:33

Sessiz Döngü / Yadigar Uyar Özyapan

Yadigar Uyar Özyapan - SESSİZ DÖNGÜ

Sessiz Döngü / Yadigar Uyar Özyapan

SESSİZ DÖNGÜ

Pelin, kendini hep ağaçlarla özdeşleştirmişti nedense. Özellikle bahçedeki yaşlı meşe ağacıyla. Sanki bir ağaç kovuğundan çıkıp dünyaya savrulmuş gibiydi. Kökleri belliydi; ailesinin sevgisi, onların anıları hâlâ içinde kök salıyordu. Ama o, yalnızca ağacın dalında bir yaprak gibi hissediyordu. Rüzgârla savrulan, nereye ait olduğunu bilemeyen bir yaprak. Ve nerede bir ağaç görse, ana kucağı gibi sarılmak isterdi.

“Kendimi hep gölgede bir izleyici gibi hissediyorum. Ama belki de bu hayal gücümü besliyor,” diye düşündü. Yazmaya başladığında bu his daha da derinleşti. Kalemini kâğıda değdirdiği an, sanki kendi köklerinden bir parçayı kâğıda işliyordu.

Kâğıdı eline alıp yazmaya başladığında, “Kağıt da bir ağaçtan elde ediliyor. Belki de bu yüzden, duygularımı ve düşüncelerimi kâğıda dökmek bana bu kadar anlamlı geliyor,” diye düşündü. Ağaçtan gelen kâğıt, yine bir ağacın hikâyesini taşıyordu. Her yazdığı cümlede bir eksiklik aradı, buldu. “İyi bir yazar olamayacağım,” diye tekrarladı kendine. Ama ne zaman bir hikâyesini paylaşsa, insanlar bambaşka şeyler söylüyordu.

Yine de, yazdıklarının yeterli olmadığını düşünüyordu. Her hikâye, her kelime sanki tamamlanmamış bir yapraktı. Ama dışarıdan bakanlar başka bir şey görüyordu. “Senin gölgende dinleniyoruz, Pelin,” dedi bir gün arkadaşı. “Konuşmaların, yazıların bana huzur veriyor, sanki kendi hikâyemi okuyorum.”

Bu sözler Pelin’i sevindirmekle birlikte düşünmeye itmişti. Kendini savrulan bir yaprak gibi görürken, başkaları onun dallarına ve gölgesine hayran kalıyordu. “Belki de meyve veren bir ağacım,” diye düşündü. Ama bugüne kadar o meyveleri toplamamış, dallarında bırakmıştı.

Meşe ağacı, Pelin’in hayatındaki tek sabitti. Yaşlı ağacın altına oturduğunda, yılların onun gövdesinde bıraktığı izleri okur gibi hissediyordu. Ağaç, ona hem geçmişi hem de geleceği anlatan bir dosttu. Ama o da yaşlanıyordu. Dalları yılların ağırlığını taşıyordu, gövdesi yavaş yavaş kabuk bağlamıştı. Pelin, her zaman onun yanında olamıyordu.

Bir gün, bu yalnızlığı fark ettiğinde, evde bulduğu renkli ipleri topladı. İnce ince bir hırka gibi örmeye başladı. İpler, onun hayatındaki anıları, hayallerini ve sevgisini taşıyordu. Hırka hazır olduğunda, meşe ağacının gövdesine sardı. “Bu, senin için,” dedi fısıldayarak. “Yokluğumda üşüme, kendini yalnız hissetme.”

Meşe ağacı; rüzgârla hırkanın dokunuşunu hissederken, Pelin de derin bir huzur duydu. Ağaç, onun köklerine dönüşünü hatırlatan bir dosttu. Ve şimdi, ikisi de birbirine sıkı sıkıya sarılmıştı.

Pelin; gövdesine sarılı hırkayla meşe ağacını geride bırakırken, içinde bir ferahlık vardı. Artık yazıları, ağacın köklerinden insanlara uzanan bir köprüydü. Kendi hikâyesini yazmayı bırakmamıştı, o hikâye; ağaçtan insana, insandan doğaya dönen bir döngünün tam ortasındaydı.

Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi