SESSİZ ÇÖKÜŞ / KİBİR VE İNAT
Kendini tanımaya başlayınca başlar farkındalık...
Ya eksiklerini fark eder kendini geliştirmeyi seçer ya da kendini kusursuz zanneder yerinde sayar insan...
En sinsi rehberdir kibir...
Kibirli insan kendini mükemmel zanneder...
En büyük yanılgıdır kibir...
İnsanın sürekli kendini geliştirmesi gerekir...
İnsanın kendi hatalarını kapatmak için başvurduğu bir yöntemdir kibir...
Eksiklerini göremeyen bir insan gelişebilir mi? Kendini geliştirebilir mi?
Kibir bir karakter değil, bir gelişim engelidir.
Atalarımız, "Büyük lokma ye, büyük konuşma!” derken insanın haddini bilmesinin önemini vurgulamıştır...
Sokrates, "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir." derken ne güzel ifade etmiştir mütevazılığın önemini...
İnsanı büyüten bilgi değil, öğrenmeye açık olmasıdır...
Kibir öğrenmeyi engelleyen en büyük handikaptır....
Kendini yeterli gören yeni hiçbir şeyi öğrenemez...
Kendini beğenen başkasını beğenmez...
Mevlânâ, "Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok." demiştir...
Dış görünüş ya da statü büyüklüğün göstergesi midir?
Büyütmez insanı kibir, sadece büyük görür kendini...
Dağ ne kadar yüce olursa olsun yol üstünden aşar...
Büyüklük geçici, tevazu ise kalıcıdır...
İnat, hatayı kabul etmeyen gerçeğe sırt çeviren kibir halidir...
Kibir, "Ben doğruyum." derken inat, "Yanlış olduğumu kanıtlasan bile değişmem.” der...
Kibirli ve inat insan kendi sonunu hazırlar aynı zamanda...
Akıllı insan hatasından döner, inatçı insan hatasında boğulur...
Nietzsche şöyle der, "İnsan, inançları uğruna değil, kibri uğruna hata yapar."
Hataların çoğu bilgi eksikliği değil, ego fazlalığından kaynaklanır...
Bazen gerçeği görür ama kabullenemez insan...
Kabul egoyu incitir...
"Eğri otur, doğru konuş." atasözü, insanın önce kendine karşı dürüst olması gerektiğini anlatır.
Cengiz Aytmatov ise insanın içsel çöküşünü, "İnsan, önce kendine yabancılaşır, sonra her şeyine şeklinde anlatır."
Önce kendine yabancılaşır kibirli insan.
Benliğini değil, zihninde kurduğu mükemmel ben imajını yaşatır.
Hem yalnızlaşır hem de kırılgan hâle gelir insan...
"Yalnız taş, duvar olmaz." derken atalarımız, insanın başkalarına ihtiyaç duyduğunu, kibirle kurulan yalnızlığın bir çıkmaz olduğunu ne güzel anlatır...
Gelişim, kişinin hatalarını kabul edebilmesiyle mümkündür...
Kibirli insan değişimi reddeder...
Değişmek, eksik olduğunu kabul etmeyi gerektirir.
"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir." şeklinde hayat bulur Yunus dizelerinde...
Kendini bilmeyen, kendini olduğundan büyük zanneder..
Tevazu sahibi, alçak gönüllü olmaktır önemli olan...
Kibir ve inat, insanın iç dünyasında kurduğu görünmez bir hapishanedir...
Bu hapishanenin duvarları övgülerle, haklılık duygusuyla ve "Ben bilirim!" düşüncesiyle örülüdür....
Ördüğü duvarın içinde kalan dış dünyaya kapatır kendini, gelişemez...
İnsanı yücelten, kusursuz olması değil, kusurlarını fark edip onları aşma çabasıdır..
Kibir, insanın kendini zirvede sanmasına neden olur…
Sessiz çöküş, insanın içinde verdiği ve kaybettiği mücadeleyle başlar...
Kibirle yükseldiğini sanan içten içe biter aslında...
Gerektiğinde hatayı kabul etmek, geri adım atmak ve öğrenmeye açık olmaktır büyüklük...
İnatla savrulan, gerçeklerden biraz daha uzaklaşır...
Kendini aşan ne kibre esir olur ne de hatasında boğulur...
İnsanı yücelten, kusursuzluğu değil, kusurlarını fark edip onları aşma cesaretidir....
***



























































