BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 22-08-2025 21:40   Güncelleme : 22-08-2025 22:28

Nurettin Topçu - Fransa Semalarında Al Bayrak / Ümmügülsüm Hasyıldırım

Yazan: Ümmügülsüm Hasyıldırım -NURETTİN TOPÇU - FRANSA SEMALARINDA AL BAYRAK

Nurettin Topçu - Fransa Semalarında Al Bayrak / Ümmügülsüm Hasyıldırım

NURETTİN TOPÇU - FRANSA SEMALARINDA  AL BAYRAK

Erzurum'da Topçuzadeler mensubu olan Ahmet Efendi, hayvancılık ve tahıl işlerini yaparak geçimini sağlıyordu. Ancak Selanik göçmeni olan Fatma Hanımla evliliğinden sonra, İstanbul Çemberlitaş'ta kasap dükkanı açtı. Ardından 1909 yılında oğulları Nurettin Topçu, Süleymaniye'de dünyaya geldi. 

Kimlikteki ismiyle Osman Nuri olan Nurettin Topçu, altı yaşına gelince Bezmiâlem Valide Sultan ana okuluna kaydoldu. 

Henüz altı yaşında, çocukluğunun en kritik zamanıydı. Erkek çocuğu olması hasebiyle babasına en çok ihtiyacı olduğu bir dönemdi. Okula başlayacağı, babasıyla oyunlar oynayıp maç yapacağı günler gelmişti. Okula babasıyla gideceği, derslerine yardım edeceği günlerdi.

Kader, küçücük yaşında babasını ondan almış, onu yetim bırakmıştı. Babasının gidişi onda çok derin yaralar açtı. Bu kayıp, onun çocukluğunu derinden etkiledi. İçine kapanmış, içe dönük, derin düşünen bir ruh halinin gelişmesine sebep olmuştu. Erken yaşında hayatın en zorlu yanını görmüş; hayatın bütün sorumlulukları, küçücük omuzlarına çökmüştü. 

Okul yılları oldukça zor geçiyor, annesi Fatma Hanım çocuğuna yokluk göstermemek için elinden geleni yapıyor ama yetişemiyordu. Babasız bir hayata alışmak kolay değildi tabiki. 

Fatma Hanım dindar, düzgün, manevi yönden oldukça dolu; ilim, irfan sahibi bir bayandı. Evladına olan düşkünlüğü aşikârdı. Fedakâr bir kadındı. Annesi tarafından manen dolu dolu yetişince küçük yüreğinde güçlü bir aile bağı oluştu. Oğlunun kişiliğinin oturmasına ve değer dünyasının oluşmasına sebep oldu. 

Annesi, oğlunun okul hayatı boyunca her ne kadar uğraşsa da maddi olarak yetemedi ve zorlukları birlikte göğüslemek zorunda kaldılar. Liseyi İstanbul Erkek Lisesi'nde okurken buradaki eğitim, Batı düşüncesiyle tanışmasında çok etkili oldu. Bu dönemde felsefeye ilgi duymaya başlayan Topçu, annesinin dini noktada verdiği temel değerler ışığında, İslamî değerler ve Batı felsefesi arasında içsel bir denge kurmayı başardı. 

Nurettin Topçu'nun çocukluğu; yoksulluk, manevi zenginlik ve erken yaşta olgunlaşma ile karakteri belirginleşti. Bu temeller onun ileriki yıllarda geliştireceği ahlâk, maneviyat ve isyan felsefesine doğrudan yansıdı.

Çocukluğunu, buram buram tarih kokan büyüleyici semtlerinde geçiren yazar, 1920'de Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi'ni birincilikle bitirdi. Küçük Nurettin çok başarılı, ezgin ancak iç dünyasıyla başa çıkabilen güçlü bir karakterdi. 

Her başarının ardında gizli bir el vardır ya; işte Topçu da, Türkçe öğretmeni Nafiz Bey sayesinde, Mehmet Akif Ersoy sevgisi ve hayranlığı kazandı. Ortaokulu Vefa İdadisi'nde okuyan Nurettin, 1928'de İstanbul Erkek lisesi'nden mezun olduktan sonra, Fransızca öğrenmek üzere Fransa'ya gitti. Öğrenmeye aç bir yapısı olan yazar, ardından Strazburg Üniversitesi'nde felsefe öğrenimi gördü.

İlk olmak özeldir. İlkleri başarmaksa çok zor. Çalışkanlığını dünyaya ispat etmek istercesine doktorasını 1934'te Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe alanında, üstün başarıyla tamamlayan Topçu; Türkler arasında, ahlâk üzerinde çalışan, ilk öğrenci ve Sorbonne'da felsefe doktorası veren ilk Türk oldu. 

Topçu, "İsyan Ahlakı" anlamına gelen, "Confirmisme et Revolte" isimli doktora çalışmasından dolayı, üniversiteden bir altın saat, Amerika ve Kuzey Amerika'ya seyahat gibi ödüller almaya hak kazandı. Ancak bu ödüllerin hiçbirini kabul etmeyen Topçu, üniversitenin giriş ve çıkış kulelerinde, 24 saat ay yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istedi. Bu asil düşünce, elbette Nurettin Topçu gibi başarılı bir Türk'e ait olması şaşırtıcı olmamalı. Topçu'nun bu isteği, üniversite yönetimi tarafından yerine getirildi. Bu gurur sadece ona ait değil. Bu Türklüğün onuru ve gururuydu.

Nurettin Topçu, milliyetçi ruhunu bir kez daha gösterdi. Tezini bitirdikten sonra Fransa'da kalması yönündeki teklifleri kabul etmeyip aynı yıl, Türkiye'ye döndü ve 29 Eylül 1934'te, Galatasaray Lisesi'nde, felsefe öğretmen olarak göreve başladı. Vatanına, kendi topraklarında, kendi vatandaşına hizmet etmeyi uygun gördü.

Topçu'nun Fransa'da okul, ev, kütüphane arasında geçen ve altı yıl süren eğitiminin sonunda tamamladığı doktora tezi, "İsyan Ahlakı" adıyla Türkçe'ye tercüme edildi.

Türkiye'de farklı liselerde 40 yıl boyunca öğretmenlik görevine devam eden yazar, Robert Koleji'nde tarih, İstanbul İmam Hatip okulunda psikoloji, felsefe ve dinler tarihi dersleri verdi. Çok yönlü kişiliği, doğu ile batıyı ustaca harmanlattı.

Her insan gibi o da yalnız yaşamına yoldaş istedi. Gün geldi hayatına Hüseyin Avni Ulaş'ın kızı Fethiye Hanımı almak istedi. Nihayetinde 1936'da evlendi fakat yazık ki iki yıl sonra ayrılmak zorunda kalan yazar; bu sürecin ardından hemen askerlik görevini İstanbul Hasköy'de, 1936-37 yıllarında yerine getirdi. 

Dönemin önemli fikir adamlarından biri olan Topçu, başarılarını ödüllerle değil, yaptığı işlerle göstermeyi kendine amaç edindi. Bu yüzden de hiçbir ödüle itibar etmedi.

Başarılı bir sosyolog olan Topçu, öğrencilik yıllarını arkeolog Remzi Oğuz Arık ve bilim adamı Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ile geçirdi. Hareket felsefesinin kurucusu Maurice Blondel ile de tanışma imkanı bulan Topçu, etkisinde kaldığı hareket felsefesinin kavramlarını ve metodunu kullanarak, ahlâk sorunlarına, kendi kültürü açısından baktı. 

Mevlana Celaleddin Rumi ve Yunus Emre'nin düşüncelerinden de etkilenen Topçu, doçent ünvanına rağmen, İstanbul Üniversitesi'nde iki yıl "eylemsiz doçent" olarak çalıştı fakat üniversitede kadro verilmedi. Topçu, düşünsel ve kültürel alandaki çalışmalarının bir bölümünü, kuruluşuna da katıldığı Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Derneği, Milliyetçiler derneği ve Anadolu Fikir Derneği'nde de sürdürdü. 

Sırrı Tüzeer vasıtasıyla Nakşibendi şeyhleri Abdülaziz Bekin Efendi ve Hasip Efendi ile tanışan ve Abdülaziz Efendi'ye intisap eden Nurettin Topçu, düşünce dünyasına yeni bir yön veren şeyhinin ölümünden duyduğu büyük acı ve uğradığı yıkımı, "Taşralı" kitabında ki "Yıldırım'ın Huzurunda" başlıklı yazısıyla kaleme aldı. Babasının vefatından sonra en çok etkilendiği kayıp şeyhinin vefatıydı.

Çalışmaktan zevk alan, oldukça da aktif bir hayatı olan Nurettin Topçu, İmam Hatip okullarının kuruluşuna katkıda bulundu. Celal Ökten'den İslami ilimler yönünden faydalanan ve İmam Hatip okullarının kuruluşunda, programların hazırlanmasına katkıda bulunan yazar; 1939'da "Hareket" dergisini çıkarmaya başladı. İstanbul Erkek Lisesi'nden, 1974'te emekliye ayrılan ve düşüncelerini sergilediği "Hareket" dergisini, 1975'e kadar aralıklarla yayımlayan Topçu; dergide yayımlanan "Çalgıcılar" başlıklı yazısıyla sürüldüğü Denizli'de, Said Nursi ile tanıştı. Onun misyonu onun renkli kişiliğine renk kattı ve onun tüm mahkemelerini takip etti.

Nurettin Topçu milliyetçiliğin, devirlerin tahakküm sermayesi olan siyasi hezeyanlardan sıyrılması gerektiğini savunurken, "Hareket, Allah'la insanın terkibidir" sözünden ilham alarak; eğitimden ekonomiye, ahlaktan politikaya, felsefeden bilime, insanı ilgilendiren her alanda yazılar yazdı. Çok yönlü, yazısının ardında olan, ilmî bilgisini imanıyla harmanlayan, felsefeyi İslami açıyla değerlendiren yazar, özünü korumayı da ustaca başardı.

"Anadoluculuk" düşünce hareketini savunan, kadim İslam ve Türk tarihini, tasavvufu ve modern dönemdeki sosyolojik gerçekliği eserlerinde tahlil eden Topçu, ilk yazılarından itibaren bütünlüğü olan çok taraflı bir fikir mücadelesi yürüttü. Bir taraftan da Osmanlı-Cumhuriyet modernleşmesini hesaba katıp onu aşmayı hedefleyerek tenkitçi bir bakış açısıyla, "yeni bir insan", "millet", "devlet modeli" keşif ve İnşa etmeye çalışan Topçu, Nizam Ahmet imzasıyla da şiirler kaleme aldı. 

Hayatını edebiyata adayan, savunduğu fikrinin ardında duran, tüm sıkıntılara rağmen karakterinden ödün vermeyen Nurettin Topçu, 10 temmuz 1975'te, pankreas kanserine yenik düştü ve hayata gözlerini yumdu. Dolu dolu geçen bir ömür nihayet bulunca, İstanbul Fatih'te bulunan Kozlu mezarlığında toprağa verildi. 

Ölümünün ardından yaptığı çalışmaların, edebiyat dünyasına katkıları sebebiyle, Cumhurbaşkanlığı, Kültür ve Sanat Büyük Ödüller'inde, "İnsanın var oluşunu sadece et, kemik, kan ve maddeden ibaret görmeyip ruhun derinliklerine inen, isyanın da bir ahlâkı olduğunu ve bireyin toplumda bir ahlâk nizamı çerçevesinde kendine yer edineceğini anlatan, bu millete Anadolu irfanının kıymetini ve düzen kurucu ahlâkını kuşanmayı telkin eden, kadim İslam ve Türk tarihini, tasavvufu ve modern dönemdeki sosyolojik gerçekliği tahlil eden eserleri" dolayısıyla, "Vefa" ödülüne layık görüldü. 

Deneme, inceleme, öykü, roman, çeviri ve ders kitapları kaleme alan Topçu'nun eserleri, hâlâ günümüzde ilgiyle takip edilmektedir. Bu usta yazar Türk Edebiyatının temelini oluşturan dört büyük yazardan birisidir. Türk Edebiyatının duayenine saygı ve rahmetle...

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

 

EditörEditör