ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 08-07-2026 18:32   Güncelleme : 08-07-2026 19:06

Mısır Kaynatma / Ahmet Keskin

Ahmet Keskin -MISIR KAYNATMA

Mısır Kaynatma / Ahmet Keskin

MISIR KAYNATMA

Ağaç dibine serdiği çulun üzerine yatırdığı çocuğunun bezini değiştiriyor. Çantasından aldığı kuru bezi geçirip bağlıyor. 

"Bumm…" diye mırıldanıyor çocuk. O, çantasından biberonu çıkarıp kapağını açıyor. Pet şişeden su katıp uzatıyor. Corp corp içmeye başlıyor. Kirli bezi poşetleyip kenara koyuyor. Önce denizde yıkıyor iyice ellerini sonra şişedeki suyla duruluyor. Üç tekerli arabasının üzerinde alüminyum bir kazan, kıyısına kıstırılmış maşası, beyaz tuzluğu ile sahildeki insanların gelmesini bekliyor.

Önce güvenlikçi geliyor:
— İçeri girmek yok. Yasak. Burada bekleyebilirsin.
— Tamam abim. Problem değil. Çıkarayım mı sana bir tane?
— Sağol, istemez.
— Benden olsun be abim.
— Olmaz. Sen ekmeğini kazan. Bak çocuğunla gelmişsin yine. Yok mu buna evde bir bakanın?
— Olsa ne işi var burada abim.
— Sıcakta telef olacak.
— Haklısın abim. Başka çarem yok.
— Neyse, hayırlı işler. Dediğim gibi içeri girme. Bize kızıyorlar sonra.
— Anlıyorum abim. Burdan satarım.

Görevli şapkasını çıkarıp başını havalandırıyor. Tekrar geçiriyor başına. Ötelere doğru gidiyor.
Sahil gittikçe kalabalıklaşıyor. 

Kadınlar, erkekler, çoluk çocuk... Sayı gittikçe artıyor. 

"Bitirebilsem…" diye düşünüyor. "Dünden kalanlar da var. Bozulacaklar..." 

İçinde korku büyüyor. Kalabalıkta gözü. "Herkes alsa yetmez ya, hiç olmazsa biter. Yarına yenisini haşlarım. İçinde düşünceler sevinç yüklüyor. 

"Ah Ali ah! Gitmeyecektin. Kaçar gibi… Puşt işte, parayla pulla değil ya hayvanlık. İtoğluit. Benden beter ol…”

İki çocuk yaklaşıyor. 
— Abla mısır kaça?
— Tane iki lira.
— Bir buçuktan olmaz mı?

Bakıyor. Çocuğun mahcupluğu gözlerinden okunuyor. "Başka paramız yok.” dercesi.

“Tamam” diyor. Kaldırıyor kapağı. Maşayla alıp kapçığa koyup tuzlayıp veriyor.

— Bir tane de kardeşime lütfen!
— Tamam.

Çocuk, kâğıt beşlik uzatıyor. 

— Paranız varmış ya.
— Üstüyle su alacağız. 
— Ben vereyim.
— Var mı?
— Var.

İki şişe de su veriyor. Giderlerken tembihliyor. Bitirince yere değil, çöplüğe atın. Yerler kirlenmesin…

“Tamam” diyor iki çocuk. 

Ellerinde mısırlarla kalabalığa reklam panosu gibi karışıyorlar. Çocuklar ailelerini sıkıştırıyor. 

"Mısır yiyeceğim.."

“Nerden aldınız?” diye soruyorlar çocuklara. İşaretle  gösteriyorlar. 

Satıcı görüyor. 
— Süt mısır geldi, haşlak. Tazecik…

Sese doğru akıyor insanlar.
Kapak açılıp, maşa dalıyor. Uzatılan alıp ödeyip ayrıldıkça yenileri geliyor.
— Son mısır… Kalmadı.
— Rabbim yüzümüze güldü. 

Çocuğu alıp eşyaları topluyor.
— Gidelim annem.

Güneşin altında sırtında çocuk, kaktırma arabasıyla bir kadın ilerliyor. Zaman onlara eşlik ediyor.

***


Editör: Neşe Kazan

EditörEditör