GÜL KAÇAR / KALMADI
Hayat bazen insana aynı anda birçok mevsimi yaşatır. Bir gün bahar gibi umutlu uyanırsınız, ertesi gün içinize kış çöker. Kimi zaman sevincin en parlak hâlini yaşarken kimi zaman kimseye anlatamadığınız zorlukların, yorgunlukların içinde kalırsınız. İşte insan ömrü biraz da böyle bir yolculuktur; inişli çıkışlı, bazen sert rüzgârlı, bazen sessiz, bazen de fırtınalı…
Zamanın en ağır yüklerinden biri de sevgisizlik, anlaşılmamak ve verdiğinin karşılığını görememektir. Bazen de çok savaşmış olmanın yorgunluğudur.
Öyle insanlar vardır ki bu kırgınlıklarını, yorgunluklarını yüreklerinde sazın ince teli gibi sızıyla şiire döker. İşte bunlarda biri de değerli kalemlerinizden Gül Kaçar şairimiz...
Bu yazımda sizlere şairimizin KALMADI adlı eserine değinmek istedim
KALMADI
Bazen ateş oldum düştüm çöllere
Bazen teslim oldum esen yellere
Kimi gün kapıldım coşkun sellere
Tutunacak tek bir dalım kalmadı
Nice dağlar aştım nefes tükettim
Nice dert yükünü cana yük ettim
Ömür baharını zay edip gittim
Vuslatı görecek halim kalmadı
Felek vurdu bana büktü belimi
Boşa uzatmışım yâra elimi
Kırdılar sonunda ince telimi
Mızrap vurulacak telim kalmadı
Yalan dünya benden her şeyi aldı
Eski neşelerim dünkü masaldı
Lal oldu şu dilim sükûta daldı
Artık söylenecek sözüm kalmadı
TAHLİLİ:
Bu şiir, aslında birçok insanın içinde taşıdığı ama dile getiremediği duyguların şiiridir.
Şiirde hayat karşısında yorulmuş bir insanın iç konuşmasını, sessizce söylenmiş, derinden hissedilmiş bir siteme taşır.
Şiirde ilk dikkat çeken şey, insanın yaşam boyunca verdiği mücadeledir.
"Bazen ateş oldum düştüm çöllere
Bazen teslim oldum esen yellere
Kimi gün kapıldım coşkun sellere"
Bu dizelerde şair bize hayatın tek bir renkten ibaret olmadığını anlatıyor. İnsan bazen yanar, bazen savrulur, bazen de kontrolünü kaybedip olayların içinde sürüklenir. Hepimiz zaman zaman böyle dönemlerden geçeriz. Kimi zaman acılarla kavruluruz, kimi zaman ne yana gideceğimizi bilemeyiz, kimi zaman da hayat bizi kendi akışına kapıp götürür.
Ardından gelen şu dize çok güçlüdür:
"Tutunacak tek bir dalım kalmadı"
Bu söz, sadece yalnızlıktan bahsetmez, umutsuzluğu da anlatır. İnsan düştüğünde kalkabilir ama tutunacak bir dal bulamazsa işte o zaman gerçek yorgunluk başlar.
İkinci bölümde şair, geçmiş ömrüne bakıyor:
"Nice dağlar aştım nefes tükettim
Nice dert yükünü cana yük ettim"
Burada hepimizin hayatında olan mücadeleler vardır. Kimimiz geçim derdiyle kimimiz hastalıkla, kimimiz ayrılıkla kimimiz içimizde taşıdığımız sessiz acılarla dağlar aşarız. Şair de yaşamı kolay geçmemiş bir insanın diliyle konuşuyor bu dizelerde.
Sonra çok dokunaklı bir itiraf geliyor:
"Ömür baharını zay edip gittim"
Yani en güzel yıllar, gençlik, umut dolu zamanlar geçip gitti, tüketildi. İnsan belli bir yaşa gelince dönüp geçmişe şöyle bir bakar ve “Ben ne ara bu kadar yoruldum?” diye sorar kendine. İşte bu dize tam da bunu anlatıyor.
Bir sonraki dizede:
"Vuslatı görecek hâlim kalmadı"
Burada söylenen sadece sevdiğine kavuşamamak değildir. Hayalini kurduğu huzura, mutluluğa, güzel günlere kavuşacak gücünün kalmamasıdır. Beklemek bile belli ölçüde sabır ve güç ister. Şair artık o gücü de kendinde bulamıyor.
Üçüncü bölümde hayatın darbeleri vardır:
"Felek vurdu bana büktü belimi"
Hayat bazen insanın belini gerçekten büker. Sadece bedeni değil, ruhu da eğilir insanın. Çok yara alan insanlar dimdik görünse de içten içe çökmüş olabilir.
"Boşa uzatmışım yâre elimi"
Burada karşılıksız sevgi de var, vefasızlık da var, yalnız bırakılmışlık da…
İnsan en çok sevdiğinden yara alır derler ya işte biraz da onun sesi var bu dizede.
Sonraki iki mısra ise şiirin en etkileyici yerlerinden biridir:
"Kırdılar sonunda ince telimi
Mızrap vurulacak telim kalmadı"
Şair kendini bir saz gibi düşünüyor. İnsan ruhu da bir saz gibidir aslında; nce telleri, hassas yerleri vardır. Çok dokunulursa ses verir, çok kırılırsa susar. İşte burada artık sesi çıkmayan, içi kırılmış bir insan görüyoruz.
Son bölümde ise büyük bir suskunluk vardır:
"Yalan dünya benden her şeyi aldı
Eski neşelerim dünkü masaldı"
Bu düzey okuduğumda ne kadar tanıdık sözler olduğunu düşündürdü bana da. İnsan bazen geçmiş mutluluklarını hatırlayınca gerçekten masal gibi gelir. Yaşanmış ama sanki başka bir hayata ait gibidir.
"Lal oldu şu dilim sükûta daldı"
Artık söylenecek sözüm kalmadı"
İşte şiir burada sessizce kapanıyor. Öyle büyük bir bağırış yok, öfke yok; sadece derin bir susuş var.
Şair bu şiirde bize:
İnsan bazen dışarıdan ayakta görünebilir ancak içinde çoktan çökmüştür. Gülümsemelerin ardında tükenmişliklerin, konuşmaların ardında derin suskunlukların olabileceğini anlatıyor.
Gül Kaçar'ın KALMADI şiiri, hayatın yükünü taşımış insanların aynasıdır. Bu yüzden bize bu kadar dokunuyor. Çünkü hepimizin içinde biraz yorulmuşluk, biraz kırılmışlık, biraz da kimseye söyleyemediğimiz cümleler vardır.
Gül Kaçar şairimizin yüreği, kalemi var olsun.
***














































