ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 13-02-2025 20:46

Kucak Delisi Ayı / Nevin Aktekin Gülfırat

Yazan: Nevin Aktekin Gülfırat -KUCAK DELİSİ AYI

Kucak Delisi Ayı / Nevin Aktekin Gülfırat

KUCAK DELİSİ AYI

Merhaba ben Barış, daha küçüğüm; bu yüzden deprem bölgesine gelemiyorum.

Televizyonda seyrettim; orada bir sürü binalar çökmüş, annem bunun nedeninin deprem olduğunu söylüyor.

Okulda  öğretmenim  bir keresinde bir hayat bilgisi dersinde, “doğal afetler sel, deprem  yangın, çığ, volkanlar gibi insanların kontrolü dışında oluşan tehlikelerdir ve çok can alır, çok can yakar.” demişti.

Annem de; “Doğal afetler insanların elinde pek  olmasa da, deprem Allah'ın yazdığı olarak takdir görülse de, insanlar binalarında daha sağlam malzemeler kullanıp, gerekli tedbirleri aldığında bu tehlikelerinden korunmak mümkün.” demişti.

Kaderi tam olarak ben de pek bilmiyorum ama annem bir keresinde kaderi şöyle anlatmıştı:

“Hava çok soğuk olabilir; bu kadere dairdir. Ve bu doğanın, tüm evrenin sahibi de Allah’tır. Ama sen bu soğukta dışarıya atlet, şort ile mont giymeden çıkarsan ne olur oğlum?”

“Üşütür hasta olurum anne…”

“İşte oğlum, kader de böyle bir şey; dışarıda çok soğuk var biliyorsun; bunu bir kader olarak düşün... Eğer sen dışarı çıkarken sıkı giyinmezsen üşütür hasta olursun; bu da senin kendi iraden, kendi tercihin olur ve bunun sonuçlarına da katlanman gerekir.”

Sanırım sizin oralarda binaları yapan amcalar da tercihini böyle kullanmış... Neden sağlam bina  yapmamışlar, onu pek anlamadım.

Yazık değil mi; şimdi  bir çok kişinin ölmesine, yaralanmasına, annesiz-babasız, çocuksuz kalmasına sebep oldu o amcalar…

Ben çok üzüldüm.

Annem de üzüldü.

Babam da…

Peki o amcalar şimdi hiç  üzülmedi mi ki?

Oralarda çok kar varmış; çok soğukmuş, biliyor musun İstanbul'a da kar yağdı ama o kadar az yağdı ki, ne kartopu oynadık ne de kardan adam yapabildik… Deprem bölgesinde  çok kar varmış.

Varmış ama çocuklar kardan adam yapmayı, kartopu oynamayı unutmuş.

Çok da üşüyorlarmış, oyuncakları da yıkılan evlerin arasında kalmış.

Bizim üstteki komşu belediyede çalışıyormuş, “Deprem bölgesine gönderecek bir şeyler, erzak filan varsa hazır edip bana verin, belediyeden deprem bölgesine tır kalkacak.” dedi.

Sonra annem benim evdeki montlarımdan da, babaminkilerden de, kendi montlarından da, en güzellerinden bir sürü eşya topladı. Benim en sevdiğim montumu da bir baktım ki, gönderilecek karton bir koliye koymuş.

Ağlayarak ve; “Ama ben o montumu çok seviyorum" diyerek montumu koliden çıkardım.

Annem sonra beni karşısına alıp anlattı.

“Senin giyebileceğin bir montun daha var ama deprem bölgesindeki çocukların montları yıkılan evlerin arasında kaldı; ayakları ise çıplak;  istemez misin, üşüyen bir çocuğun içini ısıtsın?

Oğlum hem insan en sevdiğinden vermeli, iyilik böyledir, o zaman değerlidir.”

Öyle deyince üzüldüm. Montumu yeniden koliye koydum; cebine de en sevdiğim çikolatalarımı koyuyorum afiyet ile ye!

Bir de her gün sarılıp uyuduğum en sevdiğim, yumoş olan kucak delisi ayımı da gönderiyorum; hem sarılınca üşümezsin, sıcacık tutar seni; bir de ayıcığımın arkasındaki fermuarlı cebe bir resmimi, bir de adresimi koydum. Ayıcığımı da, adresimi de, resmimi de sakla; ben şu an senin yanına gelip seni bulamam; dedim ya, daha küçüğüm ama gelemesem de, sen de benim gibi okuma yazmayı biliyorsan bana bu adresten yaz. Bilmiyorsan da öğrendiğinde yazarsın, olur mu?

Büyüyünce belki bir araya gelir arkadaş da oluruz. Ama dediğim gibi  sakladığın "kucak delisi" ayıcığımı da  gelirken getirmeyi unutma, olur mu? O bana oralardaki maceralarını anlatır, kim bilir?

Bu arada ayıcığımın adı gerçekten "Kucak Delisi"; çünkü benim ayıcığım kucaklanmayı, sarılmayı çok sever; onu bol bol kucakla ve sev, tamam mı?

Şimdilik hoşça kal,
görüşmek dileğiyle arkadaşım...

Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi