KOCAMAN SEVGİ
Bugün evlerimiz daha geniş, koltuklarımız daha yumuşak ve odalarımızın her köşesi teknolojiyle ısınabiliyor. Ancak modern konforun içinde bir şeyler hep eksik kalıyor: O eski samimiyetin ve birbirimize sokulmanın verdiği güven duygusu.
Eskiden evler küçüktü, belki duvarları yorgundu ama içinde devasa bir sevgi barındırırdı. Evin kalbi olan o metal soba, sadece bir ısınma aracı değil; aileyi bir araya getiren sessiz bir davetçiydi. Televizyonun gürültüsü ya da telefonların ekran ışığı yoktu; sadece sobanın üzerinde kızaran ekmeğin kokusu ve birbirimizin gözlerinin içine bakarak kurduğumuz cümleler vardı.
Isınmak için birbirimize sokulurduk. O fiziksel yakınlık, ruhsal bir bağa dönüşürdü. Günün yorgunluğu, dışarının ayazı o sobanın başında erir giderdi. Bir battaniyenin altına diz dize otururken birbirimizin nefesini duyacak kadar yakın olmanın verdiği huzurla uyuyakalırdık. İmkânlar azdı ama aidiyet tamdı.
Belki pencerelerden soğuk sızardı belki imkânlarımız kısıtlıydı ama gönüllerimiz zengindi. O daracık odalara dünyaları sığdırırdık; çünkü duvarların arasını dolduran şey eşya değil, paylaşılan bir lokma ekmek ve kocaman sevgiydi. Şimdi geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki bizi asıl ısıtan odun ateşi değil, o ateşin etrafında kenetlenen kalplerimizmiş.
***













































