ANI
Giriş Tarihi : 26-11-2023 16:41

Koca Ali Dayı'nın Çeşmesi / Necati Küçük

Yazan: Necati Küçük -KOCA ALİ DAYI'NIN ÇEŞMESİ

Koca Ali Dayı'nın Çeşmesi / Necati Küçük

KOCA ALİ DAYI'NIN ÇEŞMESİ

Yaz aylarında, öğleden önce koyunlarla kuzular ayrı ayrı otlaklarda güdülürdü. Öğle sıcağını yazlık ağılın gölgesinde geçiren koyunlar, sağıldıktan sonra kuzularla karıştırılır, akşamüzerileri de, hep birlikte otlatılırdı. Ben, kuzu çobanıydım. Benden üç yaş büyük ağabeyim de, koyun çobanı. Bazı günler otlaklardan dönüp kuzularla koyunları kendi ağıllarına kapattıktan sonra, Koca Ali Dayı’nın tarlasına karadut yemeye giderdik.

Koca Ali Dayı’nın tarlası, kızılçam ormanlarıyla kaplı bir tepenin eteklerindeydi. Koca Ali Dayı ve ailesi tarlanın ormana yakın bir bölümünde, güneye bakan taş duvarlı hanay bir evde otururlardı. Koca Ali Dayı, adı üstünde etine dolgun, iri yapılı, büyük suratlı kocaman bir adamdı. Çoluk çocuğu büyümüş, bazıları evlenmişti. O nedenle kendisi, tarla, bağ bahçe işlerinde pek çalışmazdı. Al bir kısrağı vardı. Binek eyerini, beygirin sırtına vurur, özel yapılmış deri püsküllü halı heybesini eyerin üzerine atar ve üzerine de kendisi binerek yakın köylere gezmeye giderdi.

Koca Ali Dayı’nın evinin önünde, kurnasından gürü gürül çam kokulu sular akan bir taş çeşme, çeşmenin önünde hayvanların su içmesi için yan yana üç tane de yalağı vardı. En sondaki yalaktan aşağı dökülen sular çeşmenin önündeki patikanın altından geçerek, alt taraftaki beton sulama havuzuna akardı. Beton havuzun iki yanında, heybetlerinden önceki asırlardan kaldıkları anlaşılan iki tane karadut ağacı vardı. Karadut ağaçlarının koyu gölgesi, çeşme yalaklarında ve beton havuzda biriken suların verdiği serinlik, kurnadan akan suyun şırıltısı ile birleşince, huzur dolu güzel bir atmosfer oluştururdu. İnsanın canı, gölgenin en koyu yerine kıvrılıp hemen uyuyuvermek isterdi.

Koca Ali Dayı’nın evine varınca, kendisini selamlar, karadut yemek için izin isterdik. Karısı Fatıma Abla; “Çocuklar, bana görünmeden sakın gitmeyin ha!” diyerek bizi tembihlerdi.

Bildiğiniz gibi aileden olmayan yaşlı kadınlara; “teyze, hala ya da nine” diye hitap edilirdi. Ancak bazen sevgisini, şefkatini, hoşgörüsünü diğer insanlardan esirgemeyen öyle iyi kalpli kadınlar vardır ki, kaç yaşında olurlarsa olsunlar; onlara hep; “abla” diye hitap edilirdi. Çünkü onlar, insana bir abla kadar yakın olurlardı. Koca Ali Dayı’nın eşi Fatıma Abla da, öylesi bir kadındı.

Evi geçince, hemen birkaç metre ilerdeki karadut ağaçlarına tırmanır, üstümüzün başımızın mos mor boyandığına aldırmadan, karadut yemeye başlardık. Arada bir, ağaçtan iner, çeşmeden elimizi yüzümüzü yıkayıp su içer ve tekrar karadutlara saldırırdık. Ağzımızdan burnumuzdan gelinceye kadar yedikten sonra, bir miktar da evde tütün dizen kardeşlerimiz için toplardık. Evin çardağından bizi izleyen Fatıma Abla, dut yemeyi bıraktığımızı görünce; “Haydi bakalım çocuklar, yemek vakti, sofraya buyurun” diyerek bizi eve çağırırdı. Midelerimizi karadut ve soğuk su ile doldurmuş olsak da, evinin önündeki küçük bahçesinde kendi yetiştirdiği yaz sebzelerinden hazırlanmış nefis yemeklerden yedirmeden, asla bizi evimize göndermezdi.

Yetmişli yıllarda vefat eden Koca Ali Dayı, vasiyeti üzerine bu güzel çeşmenin üst tarafındaki çimenliğe defnedildi. Muhtemelen, ebedi istirahatini karadut ağaçlarının huzur dolu gölgesinde, çeşmenin şırıltısını dinleyerek geçirmek istiyordu. Fakat zamanla, iklimlerin değişeceğini, çeşmelerin ve bahçelerin kuruyacağını, yeni nesillerin bu dağ başlarından şehirlere göçüp gideceğini, evlerin yıkılacağını ve kuru bir çeşmenin başında yapayalnız bir mezar olarak kalacağını düşünememişti.

Dut verip vermediklerini bilmiyorum ama karadut ağaçları bugün hala yerinde. Fakat, taş çeşmenin yalakları bozulmuş, taş oluğu kırılmış ve suyundan eser kalmamış. Kim bilir hangi devirlerde, hangi taş ustası, hangi duygularla bu taşları özenle yontmuştu? Ayakta durmak için direnen zavallı taş çeşmeyi ve Koca Ali Dayı’nın hanay evinin viran temellerini görünce, kendimi birkaç asırdır yaşıyormuş gibi hissettim. Hâlbuki sadece elli yıl önceydi.

Tamamen çölleşmeden, bu güzel dünyamıza sahip çıkalım.

Çeşmeler kurumasın, dünyamız hep güzel kalsın.

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi