KARANLIK İÇİNDE
Salonun dip koltuğunda oturmuş, araladığı perdenin açıklığından dışarıyı izliyordu. Karşı ağaçların üzerinde yığılıp kalan dallar, aşağılara doğru sarkmış, ayın şavkı altında ışıl ışıldı. Yerde, ayak izleri yüklenmiş beyazlıklar kendini belli ediyordu.
Üstüne aldığı battaniyeye sarılmış, bakışları dışarıda dalgın, düşünceden düşünceye atlıyordu. Kızının evinde birkaç gündür misafirdi. Karı koca, "Baba tiyatroya gitmek ister misin"lerine, "Siz gidin. Benim canım istemiyor" ile karşılık vermiş, "O zaman çocuklar seninle kalsın"larına "Olur" demişti. Torunlar ile bir müddet oynamış, televizyon izlemiş, "Dede, biz yatacağız"lar, ardından yalnız kalmıştı. Bu köşede oturmak, uykusunu beklemek, dünlerde dolaşmak, yorgun bedenine tatlı bir huzur yüklenmişti.
Bir araç evin önünde durdu. Başını uzatıp baktı. Onlardı. Önce kızı, sonra damadı indi araçtan. Kızı beklerken damadı geldi. Koluna girdi. Eve doğru birlikte yürüdüler.
"Seviyorlar" dedi. "Birbirlerini seviyorlar.
Demir sokak kapısı açıldı. Merdivenden ayak sesleri arka arkaya geldi. Daire kapısı açıldı. Holün ışığı yandı. Vestiyer kapaklarının açılıp kapanan sesleri yayıldı. Holden önce kızı girdi.
Elektrik düğmesine uzandığında damadı "Yakma"dedi.
"Işık odalara dağılır. Babam rahatsız olmasın."
"Haklısın" dedi kadın.
Adam karısının beline ellerini doladı. Kızı başını geri çevirince, dudaklar birleşti. Bir süre öyle kaldılar. Suçlu suçlu karaltıları izledi.
"Haydi odamıza gidelim."
...
Koltuğunda içi sevinçliydi.
"Sevgi ne kadar birbirine benziyor. Biz de böylesi günler yaşadık. Rabbi’m huzurlarını bozmasın."
Yatak odasından salona taşan ışık bir müddet sonra kapandı. Köşesinde ayın şavkı, yalnızlığı ile başbaşa kaldı.













































