BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 13-02-2026 16:26   Güncelleme : 13-02-2026 17:12

Julıo Cortazar / Neşe Kazan

Hazırlayan: Neşe Kazan -JULIO CORTAZAR

Julıo Cortazar / Neşe Kazan

JULIO CORTAZAR
1914 – 12 Şubat 1984

“Tüm kalıcı öyküler, içinde uyuyan devasa bir ağacı saklayan birer tohum gibidirler. O ağaç bizde büyür ve gölgesi  belleğimize düşer.” 
Julio Cortazar

Tren ağır ağır ilerlerken vagonun içinde sıkışıp kalmış sıradan bir öğleden sonra; pencerenin ardından akan manzara, birbirine benzeyen tarlalar ve gri gökyüzüyle tekdüze bir görüntü oluşturuyordu.

Karşı koltukta oturan adam ilk bakışta sıradan bir yolcudan farksızdı. Orta yaşlıydı, sade bir kıyafet giymişti. Çantası dizlerinin üzerinde kapalı duruyordu. Ancak genç adam, karşısındakini izledikçe içinde belirsiz bir huzursuzluk büyümeye başladı. Adamın yüzünde garip bir ifade yoktu. Gözleri, burun çizgisi, dudaklarının kıvrımı en az herkesinki kadar doğaldı. Buna rağmen genç adam, onun bulunduğu yere ait olmadığını hissediyordu. Adam başını her çevirdiğinde hareketi bir an gecikiyor, bakışları sanki gerçekliği sonradan yakalıyormuş gibi duruyordu.

Bu fark, ilk başta neredeyse algılanamayacak kadar silikti. Fakat tren rayların üzerinde salındıkça o duygu da güçleniyor, genç adamın zihninde açıklanamaz bir ağırlığa dönüşüyordu. Bir süre sonra gözlerini kaçırmaya çalıştı Cortazar. Dışarıya baktı, geçen istasyon tabelalarını okumaya çalıştı, cebinden bir kitap çıkardı. Fakat her seferinde bakışları istemsizce karşı koltuğa geri dönüyordu. Adamın elleri dizlerinin üzerinde hareketsiz duruyordu.

Parmakları sanki bir bekleyişin ortasında, zamanı askıya almış gibiydi. Genç adam, onun nefes alıp almadığını anlamaya çalıştı. Göğsünde herhangi bir yükselip alçalma seçemeyince kalbi hızlandı. Tren bir tünele girdiğinde vagonun içi kısa bir süreliğine karardı. Camlarda yolcuların siluetleri belirdi. O an genç adam, karşısındaki adamın yansımasına baktı. Siluet oradaydı ama garip biçimde eksik görünüyordu; hatları netleşmiyor, sanki camın yüzeyine tutunamıyordu. Işık yeniden vagona dolduğunda adam aynı sakinlikle oturmaya devam ediyordu.

Genç adam, bu tuhaflığın mantıklı bir açıklaması olması gerektiğini düşündü. Belki yorgundu belki uzun yolculuklar insanın algısını bozuyordu. Kendini bu düşünceye inandırmaya çalıştı. Yine de içindeki duygu, adama bakmayı bıraktığında bile kaybolmuyordu. Sanki vagonun duvarlarına sinmişti. Tren bir sonraki istasyona yaklaşırken adam yavaşça ayağa kalktı. Çantasını aldı, kapıya doğru ilerledi. Adımlarında acele yoktu ama her adım rayların ritminden bağımsız ilerliyormuş gibi hissediliyordu. Kapı açıldığında adam kalabalığa karıştı.

Peronda yürürken arkasına hiç bakmadı. Birkaç saniye içinde diğer yolcuların arasında eridi. Tren yeniden hareket ettiğinde genç adam koltuğunda kaldı. Karşısındaki boş yere bakarken az önce yaşadıklarının gerçekten olup olmadığını düşünmeye başladı. Vagondaki her şey yerli yerindeydi; yolcular konuşuyor, rayların sesi aynı düzenle sürüyordu. Yine de içinden, dünyada görünenden fazlasının bulunduğuna dair sarsılmaz bir his yükseliyordu. Sanki gerçeklik, yüzeyi pürüzsüz görünen ama derinlerinde fark edilmeyen çatlaklar taşıyan ince bir tabakaydı. Genç adam, o çatlaklardan birine kısa süreliğine bakmış olduğunu sezerek pencereye döndü ve dışarıda akıp giden manzarayı uzun süre sessizce izledi.

Cortázar, çocukluğunu anlatırken gerçek ile hayalin birbirine karıştığı anlardan söz eder. Uzun süre hasta olduğu için evde çoğu zaman tek başına vakit geçirmek zorunda kaldığını anlatır. Bu yalnızlık içinde evin sessizliğini dinlediğini, odaların ve eşyaların sıradan varlıklar olmaktan çıkıp sanki gizli bir hayat taşıyormuş gibi hissettirdiğini söyler.

Perdelerin rüzgârla hafifçe hareket etmesi ya da kapıların kendiliğinden gıcırdaması onda yalnızca bir ses ya da hareket etkisi yaratmaz; bu durumların arkasında görünmeyen bir varlığın dolaştığı duygusuna kapıldığını anlatır. Ona göre bu anlar korkudan çok tuhaf bir merak uyandırır. Çocuk aklıyla, gündelik hayatın yüzeyinin altında başka bir gerçeklik bulunduğunu düşünmeye başlar.

Yıllar sonra bu deneyimleri hatırladığında fantastik edebiyata yönelmesinin sebebini bu erken duyumlara bağlar. Fantastiğin, çoğu insanın sandığı gibi gerçeklikten kaçmak olmadığını, aksine gerçekliğin içinde beklenmedik bir yarık açılması olduğunu düşünür. Ona göre insan bazen en sıradan anda, örneğin bir odada tek başına otururken ya da tanıdık bir nesneye bakarken açıklayamadığı bir yabancılık hissi yaşayabilir. Cortázar bu hissin edebiyatın doğduğu yer olduğunu söyler.

Yazarken bu duyguyu yeniden yakalamaya çalıştığını, okurun da aynı sarsıntıyı yaşamasını istediğini anlatır. Fantastik unsurun dışarıdan eklenen bir süs değil, gündelik hayatın içinde zaten var olan ama çoğu zaman fark edilmeyen bir çatlak olduğunu düşünür.

Julio Cortazar: Sınırları Aşan Yazar
Julio Florencio Cortázar, 26 Ağustos 1914’te Brüksel’de dünyaya geldi. Doğum yeri tesadüfiydi: ailesi Arjantinliydi, ancak babası Julio José Cortázar ticari işler nedeniyle Belçika’daydı. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle aile tarafsız İsviçre’ye, ardından da 1918’de Arjantin’e döndü.

Çocukluğu Banfield’da, Buenos Aires yakınlarında geçti. Hastalıklı bir çocuktu, bu yüzden okuma ve hayal kurma dünyasına erken yaşta daldı. Ailesi, özellikle annesi ve teyzesi tarafından büyütüldü; babası onu küçükken terk etmişti, bu travma eserlerinde dolaylı yollardan yankılanacaktı.

Öğretmenlik ve İlk Yazılar
1935’te öğretmen diploması aldı. Bolivar ve Chivilcoy gibi taşra kasabalarında öğretmenlik yaptı. Bu yıllar sırasında “Julio Denis” takma adıyla ilk şiir kitabı “Presencia”yı (1938) yayımladı ancak daha sonra bu erken dönem çalışmasını reddetti.

1944’te Mendoza Üniversitesi’nde Fransız edebiyatı profesörü oldu. Edebiyat tutkusu ve bilgisi burada doruk noktasına ulaştı. Ancak 1945’te Juan Domingo Perón’un iktidara gelmesiyle hayatı değişti.

Sürgün ve Dönüşüm
Peronizme açıkça karşı çıktığı için 1946’da üniversiteden istifa etmek zorunda kaldı. Buenos Aires’e döndü ve geçimini sağlamak için Arjantin Yayıncılar Birliği’nde çevirmen olarak çalışmaya başladı. Bu görünürde bir gerileme, aslında yazarlık kariyerinin başlangıcıydı.

1951’de Perón rejiminden kaçarak Paris’e gitti. UNESCO’da çevirmen olarak çalışmaya başladı - bu işi ömrünün sonuna kadar sürdürecekti. Sürgün, onun için sadece fiziksel değil, yaratıcı bir özgürleşmeydi.

Edebi Uyanış
İlk önemli eseri “Bestiario” (Bestiarium) 1951’de yayımlandı. Fantastik olanı gündelik hayatla birleştiren bu öyküler, onun imzası hâline gelecek tarzın ilk örnekleriydi. Casa Tomada (İşgal Edilen Ev) gibi öyküler, görünmez tehditleri, açıklanamayan olayları ustalıkla işledi.

1963’te yayımlanan Rayuela (Seksek) Latin Amerika edebiyatında bir devrim yarattı. Bölümleri farklı sıralarda okunabilen, geleneksel anlatı yapısını parçalayan bu roman, onu dünya çapında tanıttı. Okuru pasif tüketici olmaktan çıkarıp, yaratım sürecinin aktif ortağı yapıyordu.

Öykü Ustası
Cortázar’ın asıl gücü öykülerindeydi. Las Armas Secretas (Gizli Silahlar, 1959) Final del Juego (Oyunun Sonu, 1956) Todos los fuegos el fuego (Bütün Ateşler Ateş, 1966) gibi koleksiyonlar, onun öykü sanatındaki ustalığını gösterdi.

“El perseguidor” (Takipçi) Charlie Parker’dan esinlenen bir caz müzisyeninin portresiydi. Las babas del diablo (Şeytanın Salyası) Antonioni’nin Blow-Up filminin temelini oluşturdu. La noche boca arriba (Yüzüstü Gece), gerçeklik düzlemlerini iç içe geçirme sanatının doruk noktasıydı.

Politik Katılım
1970’lerde Latin Amerika’daki devrimci hareketlere destek verdi. Küba Devrimi’ni destekledi ancak 1971’de Padilla olayından sonra Fidel Castro rejimini eleştirdi. Nikaragua Sandinista Devrimi’ne aktif destek verdi, Salvador Allende’nin Şili’sine sık sık gitti.

Politik tutkusu hiçbir zaman edebi özerkliğinden taviz vermesine neden olmadı. Libro de Manuel (Manuel’in Kitabı, 1973) politik içerikli bir romandı ama deneysel yapısını korudu.

Son Yıllar
1981’de Fransız vatandaşlığı aldı. Mitterrand hükümeti altında, sosyalist dayanışma göstergesi olarak. Hayatının sonuna kadar Paris’te yaşadı ancak ruhu hep Latin Amerika’daydı.

Carol Dunlop ile son yıllarını paylaştı. Birlikte Los autonautas de la cosmopista (Otokozmoyol Otonotları) gibi deneysel projeler yaptılar; Paris-Marsilya otoyolunda her dinlenme tesisinde konaklayarak yaptıkları yolculuğun hikâyesi.

Ölüm ve Miras
12 Şubat 1984’te Paris’te lösemiden öldü. Montparnasse Mezarlığı’na gömüldü, mezarı sürekli çiçeklerle, fotoğraflarla, hayranlarının notlarıyla doludur.

Edebi Önemi
Cortázar, Latin Amerika edebiyatının Boom kuşağının en önemli isimlerinden biriydi. Gabriel García Márquez, Carlos Fuentes, Mario Vargas Llosa ile birlikte Latin Amerika edebiyatını dünya sahnesine taşıdı.

Onun katkısı sadece Büyülü Gerçekçilik değildi. Fantastik olanı gündeliğe yerleştirme biçimi, anlatı yapısıyla oyunları, okur-metin ilişkisini sorgulaması, modern edebiyatı derinden etkiledi.

Öykü türünde Edgar Allan Poe ve Borges’in varisi olarak görüldü. Ama aynı zamanda kendi eşsiz sesini yarattı: sıcak, oyuncu, derin, şiirsel.

Kişisel Yaşam
İlk evliliği Aurora Bernárdez ile oldu (1953-1967) Sonra Edith Aron’la ardından son yıllarında Carol Dunlop’la birlikte oldu. Dunlop 1982’de öldü, Cortázar bu kaybı bir türlü atlatamadı.

Uzun boylu, gizemli görünüşlü, derin sesli bir adamdı. Caz tutkunu, fotoğraf meraklısı, muzip mizah anlayışına sahipti. Kedileri severdi, kediler sık sık öykülerinde belirdi.

Ardından 
Gabriel García Márquez: Cortázar’ın Latin Amerika edebiyatına yeni bir soluk getirdiğini söyledi. Onu, okuru metnin içine çeken ve okuma biçimini değiştiren yazarlardan biri olarak gördü.

Mario Vargas Llosa: Cortázar’ın edebiyatta oyun fikrini ciddiye alan yazarlardan biri olduğunu vurguladı. Romanın tek bir biçimi olmak zorunda olmadığını gösterdiğini söyledi.

Carlos Fuentes: Onu, edebiyatın büyük yenilikçilerinden biri olarak tanımladı. Cortázar’ın hem entelektüel hem duygusal derinliği bir araya getirebildiğini belirtti.

KAYNAKÇA
*dalkeyarchive.com
*itinerariesofahummingbird.com
*thebeliever.net
*paolacaronni.con
*Lithub.com
*freim.tv
*omni-bus.com
*eltiempo.com
*revistaaltazor.cl
*literatura.us
*academia.edu

***

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi