JEAN IRIS MURDOCH
1919- 8 Şubat 1999
1945 yazı, Avusturya’da bir mülteci kampı. Sabahın erken saatlerinde Iris, tozlu yollardan yürüyerek ofise gidiyor. Elinde dosyalar, dosya içinde isimler var. Polonyalılar, Yahudiler, Ukraynalılar, eski esirler… Her dosya bir hayat ama çoğu yarım kalmış. Bir kadın yaklaşıyor, kırklı yaşlarında, gözleri donuk.
“Fraulein, çocuk nerede?” diyor Almanca karışımı İngilizceyle. Iris duruyor. Kadın, kolunda numaralı dövmesiyle Auschwitz’ten sağ kurtulmuş. Çocuğunu son gördüğü günü anlatmaya başlıyor; tren, ayrılık, sonra sessizlik. Iris sadece dinliyor, not alamayışı ellerinin titremesinden. O an düşünüyor, “İnsan nasıl bu kadar acı çekebilir ve hâlâ ayakta durabilir?”
Akşam kampın kenarındaki nehir kıyısına yürüyor. Günlüğüne, “Burada her şey çıplak. İnsanlar maskesiz. Kötülük burada teorik değil, gerçek. Ama aynı zamanda, inanılmaz bir şekilde bazıları hâlâ gülüyor hâlâ şarkı söylüyor hâlâ birbirine yardım ediyor. İyilik, belki de tam da bu enkazın içinde gizli. Kendini unutarak başkasını fark etmek; kim bilir, özgürlük belki de bundan ibaret.” yazmıştı. Wittgenstein’ı okumuş, Sartre’la tanışmış bir yazar olarak kamplardaki yüzlerin ona, felsefe sayfalarından çok daha güçlü bir ders verdiğini hissetmişti. Sonradan bir röportajında dediği gibi “Savaş sonrası o kamplar, orada gördüklerim, bütün hayatımın düşüncesini değiştirdi. İnsan ne kadar kötü olabilir ama aynı zamanda ne kadar dayanıklı.”
Jean Iris Murdoch’un hayatı, klasik bir biyografiden ziyade bir roman kahramanının kurgusuna benzeyen, sıra dışı, yoğun ve çelişkilerle dolu bir hikâyedir. Filozoflukla romancılığı aynı anda büyük başarıyla yürüten, aşkı ve cinselliği sınır tanımaz bir özgürlükle yaşayan ama aynı zamanda Platoncu bir “iyilik” arayışıyla yoğrulmuş kadındı.
Dublin’den Londra’ya: Savaşın Gölgesinde Bir Doğum (1919)
15 Temmuz 1919’da İrlanda Bağımsızlık Savaşı'nın tam ortasında, Dublin’de dünyaya geldi. Babası Wills John Hughes Murdoch, Belfast kökenli bir Protestan memur ve Birinci Dünya Savaşı gazisiydi. Annesi Irene Alice Richardson ise şarkı söyleme yeteneği olan, canlı bir İrlandalıydı. Aile, bebek Iris henüz bir yaşındayken Londra’ya taşındı. Orada kendi ifadesiyle, tek çocuk olarak “mükemmel bir sevgi üçlüsü” içinde büyüdü. Bu mutlu, korunaklı çocukluk, ilerideki karmaşık duygusal dünyasının tuhaf bir tezatı oldu.
Okul ve Oxford: Zekânın ve Özgürlüğün İlk Patlaması
• Froebel Eğitim Enstitüsü ve Bristol’daki ilerici Badminton School’da okudu.
• 1938’de Somerville College, Oxford‘a Klasikler (Classics) okumaya kabul edildi ve 1942’de birincilikle mezun oldu.
• Savaş yıllarında Hazine Bakanlığında (Treasury) memur olarak çalıştı, ardından Birleşmiş Milletler Mülteciler Örgütü’nde (UNRRA) displaced persons kamplarında görev aldı – toplama kamplarından kurtulanlarla karşılaştı, insan kötülüğünün çıplak yüzünü gördü.
Felsefe, Aşk ve Kaos: 1940’lar–1950’ler
• 1940'ların sonunda Cambridge’de Ludwig Wittgenstein’ın seminerlerine katıldı.
• 1948’den 1963'e kadar St Anne’s College, Oxford‘da felsefe öğretim üyesi oldu.
• Aynı dönemde çok sayıda aşk ilişkisi yaşadı; hem erkeklerle hem kadınlarla. En uzun ve fırtınalı olanlardan biri yazar Brigid Brophy ileydi.
• Sevgililerinden bazılarıyla ilişkiler örtüşüyor, bazen dramatik sahneler yaşanıyordu. John Bayley’nin sonradan yazdıklarına göre Iris, birden fazla kişiye aynı anda âşık olabiliyor ve bunu “delilik” olarak tanımlıyordu.
• Bu dönemde Sartre üzerine bir kitap yazdı (1953) ve varoluşçuluğa yoğun ilgi gösterdi ama kısa sürede ondan uzaklaştı.
Evlilik: En Sıradışı Olanı 1956’da, Oxford’da tanıştığı edebiyat akademisyeni John Bayley ile evlendi.
Bu evlilik, Murdoch’un hayatındaki en uzun ve en garip “üçgen”lerden biriydi:
• Bayley cinselliği “komik ve kaçınılmaz şekilde gülünç” bulurken Iris cinselliği coşkuyla yaşıyordu.
• Evlilik boyunca Iris’in çok sayıda ilişkisi devam etti, bazılarını Bayley bizzat gördü.
• Buna rağmen ilişki 43 yıl sürdü, derin bir bağlılık ve sevgiyle doluydu.
• Bayley, Iris’in ölümünden sonra yazdığı anı kitaplarında (Iris: A Memoir) bu durumu şaşırtıcı bir açıklıkla ve sevgiyle anlattı. Skandal değil, tuhaf bir sevgi biçimi olarak sundu.
Romanlar: 26 Kitap, İyilik ve Kötülüğün Dansı
1954’te ilk romanı Under the Net ile başladı.
En bilinen eserleri arasında:
• The Bell (1958)
• A Severed Head (1961)
• The Unicorn (1963)
• The Black Prince (1973) – Booker’a aday
• The Sea, the Sea (1978) – Booker Ödülü kazandı
Romanlarındaki Temalar:
• Cinsel takıntılar, aldatmalar, ensestvari gerilimler
• Güç oyunları, manipülasyon
• İyi ile kötü arasındaki bulanık sınır
• Platoncu “İyiliğin Egemenliği” (The Sovereignty of Good, 1970) fikri
Son Yıllar: Alzheimer ve Sessiz Çöküş (1990’lar)
1990’ların ortasından itibaren Alzheimer hastalığı başladı.
John Bayley, karısının yavaş yavaş kayboluşunu acı ve sevgiyle anlattı. Iris 8 Şubat 1999’da Oxford’da 79 yaşında öldü.
Özet olarak:
• Tek çocuk, mutlu aile → çoklu aşklar ve duygusal kaos
• Wittgenstein’ın öğrencisi → popüler romancı
• Ciddi Platoncu ahlak filozofu → cinselliği coşkuyla yaşayan bohem
• Sadık evlilik → açık ilişki dinamikleri
• Booker ödüllü yazar → son yıllarında kelimelerini kaybeden hasta
Iris Murdoch, kendi romanlarındaki karakterler gibiydi: zeki, tutkulu, kusurlu, iyiliği arayan ama çoğu zaman karmaşaya gömülen bir insan. Hayatını okurken sanki onun bir romanını okuyormuş gibi hissedersiniz; çünkü o, tam da yazdıklarının içinden çıkmış biriydi.
ARDINDAN
Iris Murdoch’un hayatı, özellikle aşk ilişkileri ve cinsellik konusundaki özgür tutumu nedeniyle, yaşadığı dönemde ve ölümünden sonra epey dedikoduya, arkasından konuşulmaya ve skandal yorumlara konu oldu. O, bu tür şeyleri pek umursamazdı, kendi mektuplarında ve röportajlarında aşkı “delilik” olarak tanımlasa da bunu açıkça kabul eder ve “çoklu âşık olma” hâlini doğal bir parçası olarak görürdü. Ama etrafındakiler (özellikle Oxford çevresi) farklı düşünüyordu.
St Anne’s College Dönemi: “Gossip-Provoking Affair” ve İstifa (1950’ler başı – 1963)
En çok arkasından konuşulan dönem burası. Iris, St Anne’s College’da felsefe öğretim üyesiydi. Bir kadın meslektaşıyla (klasikler uzmanı Margaret Hubbard) yoğun bir ilişki yaşadı. Bu ilişki, o dönemin muhafazakâr Oxford kadın kolejlerinde büyük dedikodu malzemesi oldu, lezbiyen ilişki + aynı kurumda iki akademisyen = potansiyel skandal.
Sonuç: Iris 1963’te istifa etmek zorunda kaldı (resmi gerekçe farklı gösterilse de kaynaklar bunun “gossip-provoking” yani dedikoduya yol açan ilişki yüzünden olduğunu belirtiyor).
Arkasından konuşulanlar: “Troubles and troubles” diye mektuplarında bahsettiği “sorunlar” tam da buydu. Kolej çevresinde “Iris’in kadınlarla ilişkisi” diye fısıldanıyordu; bazıları bunu “skandalı önlemek için ayrıldı” diye yorumladı. Iris’in kendisi bu konuda sessiz kaldı ama mektuplarında “sorunlar”dan bahsederken bu dönemi kastediyordu.
Çoklu İlişkiler ve “Polyamorous” Yaşam Tarzı (Genel Dedikodu)
Iris’in ilişkileri, hem erkek hem kadınlarla; bazen aynı anda birden fazla, Oxford entelektüel çevresinde efsaneleşti. Bir defasında şaka yollu “Oxford’da ilişki yaşamadığı tek erkek” diye espri yapılmıştı (kaynak: arkadaşlarının anıları ve biyografiler).
Mektuplarında kendi itirafı: “Aynı anda altı erkeğe âşık olabiliyorum” bu tür ifadeler, mektupları yayınlanınca daha da dedikodu malzemesi oldu.
Ölümünden sonra: John Bayley’nin anı kitapları (Iris: A Memoir) yayınlanınca, Iris’in evlilik sırasında devam eden ilişkileri (Canetti, David Morgan gibi isimlerle) kamuoyunda “polyamorous açık evlilik” diye tartışıldı. Bazıları Bayley’yi “kurban” gibi gördü, bazıları “o da kabul etmiş” dedi. Arkasından: “Iris ne kadar kontrolsüz/promiscuous” (bazı eleştirmenler “predatory” bile dedi) yorumları yapıldı.
Yeni keşfedilen şiirleri (2025’te haber oldu): Bisexual ve polyamorous hayatını “çok canlı” diye betimlediği şiirler yayınlanınca, dedikodular yeniden alevlendi – “özel hayatı romanlarından daha vahşi” diye yazıldı.
Ölüm Sonrası ve Biyografiler: En Yoğun “Arkadan Konuşma” Dönemi
John Bayley’nin kitapları: Iris’in Alzheimer’ını, evdeki pisliği, ilişkilerini detaylı anlattı. Arkadaşları ve bazı eleştirmenler Bayley’yi “ihanete uğramış gibi” suçladı: “Iris özel biriydi, bunları niye anlattı?” dediler. Bazıları Bayley’nin “intikam” aldığını ima etti.
A.N. Wilson’ın biyografisi: “Vile and tawdry tattle” (iğrenç ve ucuz dedikodu) diye eleştirildi; Iris’in “İrlanda kökenini” abarttığı, ailesinin aslında alt-orta sınıf olduğu vs. ortaya çıktı.
Genel yorumlar: “Iris Murdoch, romanlarındaki gibi kaotik bir hayat yaşadı; aşk, ihanet, manipülasyon temaları gerçek hayattan mı alındı?" diye soruldu. Iris Murdoch, bu dedikodulara karşı nadiren yanıt verdi; o, “iyilik” ve “dikkat etmek” (attention) felsefesiyle meşguldü. Arkasından konuşulanlar genellikle onun özgür cinselliğini “skandal” diye etiketledi ama bugün bakınca daha çok “döneminin ötesinde” bir yaşam biçimi olarak görülüyor.
KAYNAKÇA:
*en.wikipedia.org
*britannica.com
*newcriterion.com
*plato.stanford.edu
*ebsco.com
*academic.oup.com
***












































