DENEME
Giriş Tarihi : 11-09-2026 21:12

İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar / Gevher Demirkaya Aktaş

Gevher Demirkaya Aktaş -İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR

İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar / Gevher Demirkaya Aktaş

92b;">İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR

9 Eylül, İzmir’in Düşman İşgalinden Kurtuluş Günü Kutlu Olsun.

Bir anne olarak Güzel İzmir’imize kan bağım, can bağım evladım orada yaşadığı için defalarca gittim. Şehir merkezini ve birçok tarihî yerlerini gezip gördüm. 

Geçtiğimiz yıl, evlatlarımı ve torunlarımı görmek için yaptığım ziyarette de kızım ve damadımla güzel şehrimizi köşe bucak gezdik. Konuştuk, gördük ve o toprağın, o günlerin ruhunu solumaya çalıştık.

Geçtiğimiz günlerde katıldığım edebiyat ve tarih konulu toplantılardan birinde, adını şimdi hatırlayamadığım, hem şair hem yazar olduğunu öğrendiğim bir konuşmacı söz aldı. Şöyle dedi: “1919’da İzmir işgal altındaydı. 9 Eylül 1922’de özgürlüğüne kavuştu. 9 Eylül yalnızca İzmir’in değil, bütün milletimizin özgürlük günüdür.” 

Ardından “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” türküsündeki “dağlarda açan çiçeklerin” kimler olduğuna dair bir hikâye anlattı:

“Anlatılanlara göre, o günlerin genç kızları ve kadınları, çeyizlerindeki kırmızı-beyaz kumaşları bir gecede oturup dikerek Türk bayrağına dönüştürmüş, üzerine ay yıldızı işlemişlerdi. İşte onlar ve yaptıkları bayraklar, dağlarda açan çiçeklerdi. 'Şehit kanına benzettiğimiz gelincikler de o günlerde sanki bahar gelmiş gibi yeniden açmıştı.' diyenler vardı. Ben bir İzmirli olarak ne zaman o marşı dinlesem hep gözlerim dolar. Çünkü özgürlük süngüyle kazanılır ama iğneyle, umutla, inatla yaşatılır.” 

O an kendi kendime, “Şairler böyle betimler işte… İşte şair yüreği!” demiştim. O gün konuyla ilgili birden fazla hikâye konuşuldu. Türküyle ya da marşla ilgili bilinen başka rivayetler de anlatıldı. Bazıları, “dağlarda açan çiçekleri” dağlara çıkan efeler ve zeybekler olarak anlattı. Yani dağlarda vatan için direnen yiğitler, onların kanlarıyla sulanan topraklardır.” dedi. 

Başka bir anlatıda ise genç kızların ve kadınların işgal günlerinde çeyizlerindeki kırmızı-beyaz kumaşları gizlice dikerek bayrak yaptıkları, üzerlerine ay yıldız işledikleri ve onların “dağlarda açan çiçekler” olduğu söylendi.

Bana göre burada önemli olan yalnızca hangi anlatının “doğru” olduğu değildir. Çünkü türküler bazen tek bir hikâyeye sığmaz. Ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa, şehirden şehre anlam kazanır; büyür, çoğalır. Anladım ki tarih ve sosyoloji yalnızca kitaplarda değil; böyle salonlarda, sohbetlerde ve insanların hafızasında da yaşar. Ancak benim kalbimde ve aklımda kalan, çeyizindeki kumaşı bayrağa çeviren genç kızların hikâyesiydi. Çünkü özgürlük bazen süngüyle, topla tüfekle; bazen de bir iğneyle işlenir yüreklere.

O kara günlerde kadınlar yalnızca evlerinde beklemediler. Kağnılarla cephedeki Mehmetçiğe mermi taşıdılar; su ve ekmek taşıdılar. Kimi elindeki silahla, kimi iğnesiyle, kimi duasıyla, kimi de yüreğiyle Millî Mücadele’ye katıldı.

9 Eylül kutlu olsun. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun.

Not: Yukarıdaki anlatılar, resmî tarih belgelerinin yanı sıra, toplantılarda ve sohbetlerde aktarılan sözlü tarih anlatılarının izlerini taşımaktadır. Kimi “efe” der, kimi “genç kız”... Belki de her anlatı, yaşanan büyük mücadelenin başka bir yüzünü gösterir. Ama hepsinin ortak noktası şudur: 9 Eylül’de dağlarda açan asıl çiçek, bu milletin yeniden filizlenen umuduydu. O umudu iğnesiyle diken de süngüsüyle savunan da aynı milletin evladıydı.

Saygı ve sevgilerimle. 

***


Editör: Seher Uslu

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi