DENEME
Giriş Tarihi : 10-09-2026 22:04   Güncelleme : 10-09-2026 22:21

Son Karar / Orhan Sarı

Orhan Sarı -SON KARAR

Son Karar / Orhan Sarı

SON  KARAR

Doğanın ve evrenin kendisinde bir döngü vardır. Gece-gündüz, mevsimler vs…  Bu döngü sayesinde ampirik sonuçlar elde edilir. Bilim; bu ampirik sonuçlardan  geleceğe yönelik kestirimlerde (yordama, tahminleme) bulunur. Karar dediğimiz idenin kaynağının bu olması beklenir.

Sonuçları gözlem yöntemiyle elde ederiz. Eğer elde ettiğimiz bulgular; sınıflandırılabilir, ölçülebilir olmazsa bilimin konusu olmaz. Bir bilgi kirliliği karmaşasından öteye gitmez. Elde ettiğimiz bilgilerle sabit değişkenleri saptar. Onları doğal veri olarak bir köşede tutarız. Dünyanın kutupları basık, ekvatoru  şişkin  kendine özgü "geoit" şekli vardır gibi…

Mutlak; herhangi bir şarta ve sınırlama bağlı olmayan, kayıtsız şartsız bağımsız ve kesin anlamına gelir. Bilimsel yaratıcılık, kaynağını şüpheden alır.  Bilinmeyen   sonsuzdur, simgesi (n)dir. Bilinen sonsuz bilinmeyenden (n); bilinme eksenine evrilen (n-1)dir. Sonsuz bilginin sınırsızlığını  karşısındaki insan acziyetini Sokrates, "Tek bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğimdir."  sözüyle ifade etmiştir. Doğaldır ki bilgi arttıkça bilimin var olanı tanımlama ve olacak olan kestirme kabiliyeti artacaktır. Mutlaklığı daha yakın olunacaktır.

Albert Einstein; cehalet ve bilgi kıyaslaması yaparken sahildeki kum niceliğine bakarak "Bildiklerim ancak  bir kum tanesi kadar." tevazusunu göstermiştir. "Bir kum tanesinin sırrını çözmeyi başarsaydık, bütün dünyanın sırrını öğrenmiş olurduk." diye de ifade etmiştir.

Evrende mutlaklığını da tetikleyen sonsuz bilinmeyenlerin ve bilinen şeylerin azlığının ortasında ete kemiğe bürünmüş birey; nesnel ve tinsel bir veya bir dizi  karar verecektir. Bu yüzden mutlak doğru bir karar da yoktur. Hüsn-ü mutlak olan Allah’tır. Mutlaklık yaratanın vasfıdır.  Tasavvufa göre görünen her şey zahiridir. Görünenden öteye gizli, iç yüze vardır. Görünenler;  farklı (içrek) batıni mecazi ve ruhani anlam da taşırlar. Halk da hiçbir şey göründüğü gibi olmaz diye bir fikrini, karar verirken yedeğinde taşır.

Bu bağlamda mutlak doğru karar yoktur. Görece doğru karar vardır. Karar, var olan tercihlerden bir seçimdir. Her seçim var olanla, diğer var olan seçimlerden bir vazgeçiştir. Her tercih, bir karardır. Her karar; bir şeylere karar verme ve bir şeylerden vazgeçme demektir.

Karar mutlak olmadığına, göreceli doğru olduğuna göre, her vazgeçiş beraberinde biraz da pişmanlık yükü taşır. Tercih edilmeyen her tercih; bir miktar tercih yaratacak nedenleri de barındırır. Ömür dediğiniz bir dizi karar sürecinde; hep aynı taşlara basarak hep aynı merdivenlere çıkar mısınız? Çok emin değilim. Sapmadığınız her sapak; biraz da "keşke" duygusu içinizde büyütür. Yönelmediğiniz her patika; davetkâr büyüsü olan bir çağrıdır. Yine de bilginin değişkenleri ile verdiğiniz her karar hayata dair bir omurgadır. Yöneldiğimiz yönümüzün dingilidir.

Kâinatın aksı da maddede harekettir. Hareket hızdır, dengedir.  Hız düşerse denge bozulur düşersin. O yüzden kararsız kalmak, duralamak hayatın yaralarıdır. Her yara; kan kaybıdır, güç azaltımıdır, takat düşümüdür. Hangi kararı verirsen ver, yeter ki karar ver. İkirciklik; tereddütü mayalar, çoğaltır.

Bu felsefi çözümleyici analitik metni şiirsel bir yolculuğu da çıkarmak lazım. Orhan Veli, "Helene İçin" şiirinde de dediği gibi: "Pişman bir el kapayacak kapısını ömrün."    Ve biz doğru bildiğimiz  kararlar alıcaz veya doğru sandığımız yanlış kararlar almaya devam edeceğiz.

Bildiğim şu: Koyu bir çınar gölgesindeki çeşme başında, yârin bağrına yaslanıp yâr ile yaylayamadıktan sonra üfleyince geçmeyen eylül kanamaları altında, bu gözler ölürken hep açık gider.

***

Editör: Seher Uslu

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi