HERKES BEKLEDİĞİ KAHRAMAN OLMALI
Dostlarla oturduğumuz bir mecliste herkes kendisine göre neyin nasıl olması gerektiğini, ne olduğunda her şey herkes için nasıl daha güzel olabilir diye konuşuyorduk.
Söz hakkı almayan kimse kalmadı diyebilirim. Ancak konuşmakta çözüm olmadı, hatta konuşmasak mı daha güzel olur diye bir an iç geçirmedim değil...
Bildiği ile hallenmeyince insan gırtlak ağalığına başlıyor. Olan ne yazık ki bu. O yapacak, bu yapamaz, şu böyle yapsa diye sıralanıp gidiyor beklentiler, hükümler ve şikayetlerimiz. Konuşmanın tamamı özetle böyle idi diyebilirim. Yani başkalarından bekleme ama beklediğini gerçekleyememe de denebilir.
Liderin nasıl olması gerektiği, halkın neden bu halde olduğu ve Müslüman birinin tanımını anlattı herkes kendisine göre. İçeriklerden biri yalan olduğu için liderlerin ve halkın yalan ile olan imtihanı İslam’a yakışmıyormuş. Evet öyle olmalı. Ancak birine neden yalan söylüyorsun demek çözüm değil. İslam yalan söyleme diyorsa ve bir kere yalan söyleyen birinin şahitliğini geçersiz sayabiliyorsa suçluyu dışarda aramak saçma olur dedim mesela. Ortam bir an da buz kesti. Ve devam ederek Kur’an insanı direk muhatap almış, tabi insan onu muhatap alınca. Bu nedenle insanın yalancı araması anlamsız olur ve bilemiyorum burada kaç kişi hayatının hiç bir anında yalan söylemediğini söyleyebilir diye de ekledim. Ortam daha da gerildi.
O an o hengamede gözüm birine kaydı, dertli dertli yere bakıyordu. Ne düşündü bilemiyorum. Sanki bu söylemim ile bir an kendimi yalancı arıyormuş gibi hissettim. Ancak insanın çok kolay bir şekilde başkalarını tanımlarken kendisi ile yüzleşebilmesinin zorluğunu da hissettirdi yere bakan dostum bana. Tanımlamak, ötekileştirmek, sadece elinde imkan olduğuna inanılan birilerinin çözüm olacağına inanmak çok kolay geliyor. Ancak ne yazık ki bu düşünce ile tüm problemlerimize çözüm bulunamıyor.
Kur’an "yapmadığınız şeyleri neden söylersiniz" diyerek inananlara söyledikleri ile hallenmenin gerekliliğinin yolunu çiziyor olmalı. Bir anlamda liderlik yapmanın ve bekleyen değil yapan olmanın esas olmasıdır anlatılan. Ve tabi insan psikolojisinde de bir yeri olmalıdır bu ayetin. İnsan inancı ölçüsünde kendisinde yaptırım gücü bulur, inandığı şeyleri gerçeklemeye çalışması fıtratının bir gereğidir zaten. Aksi nasıl bir şey olur diye tahmin yürütmek nedense zor gelmedi, sadece haklılık demek belkide yeterli olabilir… Ancak anlamsız bir iddia olur bu, söylemlerimiz olumlu ve olumsuz yönde en başta bizi etkiliyor. Devamlı sohbet edip kendisini anlamaya çalıştığım bir dostum var. Aslında onun üzerinden kendimi ve insanı tanımaya çalışıyorum demem daha isabetli olabilir. Çok karmaşık bir dünyası var, yalnızlığı kendisine ilke edindiğini söylüyor, insanlardan uzak yaşamanın kendisine daha iyi geldiğini iddia ediyor. Ancak bir problem var ki ben söylediklerinin hiç birine katılamıyorum. Nedenlerinden biri şu ki yalnızlığı kendisi istememiş bana göre yalnızlaştırılmış. Arada nasıl bir fark var düşünebilirsiniz. Yalnızlık istenmez ancak yolunu ilkeleri ile çizmiş bir insan yalnızlığı göze alır, alması gerekir. Yaşadıkları ile güçlü olmaya çalışır, affedebilir, inandığı şeyleri gerçekleme çalışır, gözünü kırpmadan önden gider.
Yalnızlaştırılmış insan ise diğerlerinden her zaman şikayet eder, cehenneme gitmelerini ister, hep anlaşılmadığını düşünür ama anlama gayretinin yetersiz olduğunu hiç düşünmez, her şey için bir çözümü vardır ama çözüm olabilmek için hiçbir sorumluluk üstlenmez.
Velhasıl liderliği çok geniş daire de ele alıyoruz veya düşüyoruz gibi geldi bana. Oysa her insanın kendi sorumluluğunu alabilmesi en öncelikli liderliğidir. Bunun için gündem belirleme ve ilkeli olma hemen öne çıkan temel kriterler olmalı. Ve bu anlam da herkes eşit bir seviyede sayılır. Her ne kadar birileri ön tarafta görünse de yaşadığımız gündem ile hayat bizimdir.
Var olan gündemin içinde boğulmamak imkansız gibi bir şey belkide, tabi kendi gündemini belirleyebilenler bunun dışında olabilir. Kendi gündemimizi oluşturduğumuzda yapacaklarımız veya yapabileceklerimizin sınırlarını çizeriz. Bu amaç ile sorulması gereken belkide ilkelerimize dayanan birkaç sorudur. Bize tüm bildiklerimizi unutturacak yeni şeyleri de keşfetmemizi sağlayacak sadece bir kaç soru. Çünkü problem bilmemek değil bilmektir bir anlamda. Mesela her insana saygı duyabilmek??? Bilmeyi değil bilmemeyi gerektirir. Ancak o soruyu sormak kendi hayatımızın tüm sorumluluğunu almak kadar zor olabilir. Bu nedenle herkes beklediği kahraman olmalı. Neyi bekliyorsa onu gerçekleyebilmeli…














































