HATIRALAR UNUTULMASIN
Zeylin, dedesinin ellerini avuçlarının içine aldı. Bir zamanların nasırlı, güçlü parmakları şimdi incecik ve titrekti. O ellerle onu çocukken ne çok sevmiş, ne çok saçlarını okşamıştı.
Şimdi ise, dedesi eski günleri hatırlamakta zorlanıyordu.
“Dede ben geldim.” diye fısıldadı, sesi titriyordu.
Yaşlı adam başını yavaşça kaldırdı. Gözleri boş boş bakıyordu ama içinde kayıp hatıraların
yankısı vardı.
Bir anlık bir parıltıyla odaklandı:
- Sen, sen kimsin güzel kız?
Zeylin’in içi titredi, kalbi sıkıştı, boğazında bir yumru oluştu. Daha önce de yaşamıştı bu ânı. Dedesi onu ilk kez tanımadığında yüreğinde bir şeyler kopmuştu. İnsan bazı acılara alışamıyordu, her seferinde aynı yerden kanıyordu. Gülümsedi ama o gülümseme kırık bir cam parçası gibi keskin ve yaralayıcıydı. Her defasında kalbine bıçak gibi saplanıyordu.
İçinde dedesinin kendisini hatırlamasını isteyen küçük bir çocuk çırpınıyor ama mantığı ona bunun mümkün olmadığını fısıldıyordu.
Dedesiyle aralarındaki bağın, hatıralarının silinip gittiğini görmek… Düşünceleri birbirine
karışırken zorla gülümsedi:
- Ben Zeylin, dede. Senin torunun. Küçükken beni sırtına alıp koştururdun, unuttun mu?
Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.
- Sırtıma mı alırdım? Ben o kadar güçlü müydüm?
- Evet, çok güçlüydün. Hatta en güçlü adam sendin. Bir keresinde beni omzunda taşırken ben gökyüzündeki yıldızları sayıyordum. Sen de her yıldızın bir dilek olduğunu anlatmıştım bana. O zaman benim dileğim hiç değişmesin, hep böyle kalalım, demiştim.
- Demek öyle mi anlatmıştım?
- Evet, öyle anlatmıştın.
“Dede bana şaka yapma ya.” dedi ama gözleri doldu. O ânı hatırlıyordu. Çocuk aklıyla her şeyin sonsuza kadar süreceğini sanmıştı. Oysa hayat değişiyordu; anılar siliniyor, insanlar dönüşüyordu. Ama içindeki o küçük kız, hâlâ dedesinin sırtında yıldızları saymak istiyordu.
Dedesi kaşlarını çattı, gözlerinde kısa süreli bir netlik belirdi.
- Demek öyle. Ama bak, şimdi güç kalmadı. Unutuyorum da her şeyi… Unutmak nasıl bir şey, biliyor musun? Bir denize düşmek gibi, her şey bulanık, bir an gökyüzü görünüyor, sonra suyun altında kalıyorsun. Nefesin yetmiyor, ama yukarı nasıl çıkacağını da bilmiyorsun.
Zeylin’in içi burkuldu. Dedesi hastalığını böyle anlatınca içindeki kırıklık daha da derinleşti. Derin bir nefes alarak elini sıktı.
- Ben seni hiç unutmayacağım dede. Sen unutsan bile ben hatıralarımızı senin yerine de saklayacağım.
Yaşlı adam başını salladı, sonra gözleri kısıldı.
- Benim güzel torunum; ben yaşlanıyorum, benim gitme zamanım geldiğini biliyorum. Ama sen, pırıl pırıl bir yıldızsın. Söyle bana, ne okuyorsun?
Zeylin gözlerini yere indirdi, sonra dedesine daha sıkı sarıldı.
- Nöroloji okuyorum dede. Senin için. Senin gibi dedelerin unutmak zorunda kalmaması, erken gidip torunlarını yalnız bırakmaması için… Doktorlar çare yok diyor ama ben o çareyi bulacağım. Senin hafızan sönmesin, hatıralarını yaşayasın diye.
Dedesi bir süre sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu, elini torununun başına koydu.
- İnsan bazen unutur ama sevgi unutulmaz güzel kızım. Hatırlamak önemli değil, hissetmek önemli. Ben seni hissediyorum. Sen ne yaparsan yap, hep ışık olacaksın. Çünkü sevgi, her zaman akıldan daha güçlüdür.
O an Zeylin, dedesinin hiçbir zaman gerçekten kaybolmayacağını anladı. Hatıralar solabilir, kelimeler unutulabilirdi ama sevgi, ruhun derinliklerinde daima bir iz bırakır. Ve o iz sonsuza kadar silinmez.















































