HANİ GİTTİN YA
Hani gittin ya…
Öyle sessiz gittin ki
Kapı bile anlamadı ardından.
Bir veda koymadın aramıza,
Gecenin yüzüne bile bakmadan,
Zamanı göğsümden söküp aldın
Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi
çekip gittin.
Oysa bir zamanlar,
Düşlerime uzanan sendin.
Hayatın bütün ağırlığını
omuzlarıma bırakırken
Ben onu umut sandım.
Yandım, yürüdüm çıkmaz sokaklarda.
Sen ise iki bilet aldın kendine:
Biri anılarına,
Biri benden çok uzak bir hayata.
Vedasız bir eşiğin tam ortasından
geçip gittin.
Ben kaldım.
Sadece kaldım.
Ardından bakarken
Bir cümle bile düşmedi dudaklarımdan.
“Niye?” demedim.
Umursamadım sandın.
Oysa insan en çok tam sustuğu yerden kırılıyor.
Şimdi sen yoksun ya
“Ben de yokum” diyemiyorum.
Meğer ben,
Senin varlığına alışmışım.
Bunu sen gidince anladım.
Bak,
Bulutlar ağır.
Yağmur usul usul iniyor.
Aklım kendi karanlığında,
Kalbim yorgun
Ama hâlâ sana doğru yürüyor.
Üşüyorum.
Yalnızlıktan değil,
Kendimle yüz yüze gelmekten.
Geceleri sabaha bağlayan hasret,
Şimdi kayıp bir caddede dolaşıyor.
Gölgem lambalara çarpıyor,
Ne ışık kalmış
Ne renk.
Zaman sanki kelepçelenmiş,
Her şey aynı anda durmuş gibi...
İçimde ağır kelimeler var,
Duymayan bir yüreğe söylenen.
Oysa ne çok hecem vardı,
birleşmeyi bekleyen.
Kalbimi assam kelimelere,
Yine de yetmez.
Anlamı yok.
Hatırı yok.
Anıların ağırlığında içimde bir yer,
Sessiz sessiz yanıyor.
Kendi içimde kaybolduğum bu şehirde,
Umutlarımı kayıp eşya bürosuna bırakmış gibiyim.
Adımı soran yok.
Yüreğimin dalgaları
Yorgun sahillere vuruyor.
Hani sen yoksun ya
Ruhum büyük bir boşlukta,
Sessizce göç ediyor.
Ne önüme bakabiliyorum
Ne arkama dönmek istiyorum.
İçimde son bir sonbahar geçiyor.
Son yaprak düşerken
şunu anlıyorum,
Ben seni bir sonsuzluğa hapsetmişim,
Sonra da unutmuşum vazgeçmeyi.
Hani gittin ya…
Sana son kez şunu söyleyeyim;
Düşler mavide kalır.
Gidenler değil,
Kalanlar üşür.
Ve suskunluk
Gidenlere ait değildir.
Şimdi “hani” diyen ben,
Bütün bu cümleleri
Kendi kalbimin diline saklıyorum.
***















































