GREBENE’DE YAKILAN MEŞALE
ŞEHİT YARBAY BEKİR FİKRİ
Doğumu: 1882, Agios Gergios-Yunanistan, Şehadeti: 21 Aralık 1914, Yerköy-Sarıkamış
Yarbay Bekir Fikri Bey’in Destansı Anısına
Bazı isimler vardır; tarih kitaplarının kenarlarında kalır ama ulusun yazgı damarında dolaşır. Yazılı satırlarda az görünürler fakat toprağın belleğinde derin izler bırakırlar. Yarbay Bekir Fikri Bey, işte bu isimlerden biridir. O, Türk ulusunun kalbi ile teni arasına ilahi bir dokunuşla yerleştirilmiş direniş ruhunun Grebene’de vücut bulmuş hâlidir.
Grebene; Çanakkale’nin cevherinden, Kût’ül Amâre’nin iradesinden, Sarıkamış’ın adanmışlığından süzülmüş bir direniş ocağıdır. Ve bu ocağın başında, henüz genç yaşında ama büyük bir tarih bilinci ile duran bir Türk subayı vardır: Bekir Fikri Bey.
1903 yılında Harbiye’den mezun olan Bekir Fikri Bey, daha meslek hayatının başında Yemen cehenneminde pişmiş, “gidenin dönmediği” topraklarda iradesini çelikleştirmiştir. Görev bilinci, cesareti ve liderliği sayesinde kısa sürede Yüzbaşılığa yükselmiştir. Ancak onun asıl yazgısı Balkanlar’da, Grebene’de yazılacaktır.
20'nci yüzyılın başında Balkanlar, Türkler için karanlık bir dönemden geçmektedir. Eşkıya çeteleri, yabancı devletlerin desteğiyle Türk köylerini basmakta, masum halk zulme uğramaktadır. Devletin eli uzaktır, imkânlar sınırlıdır. İşte bu ortamda Bekir Fikri Bey, yalnızca asker olarak değil, bir halk önderi olarak sahneye çıkar.
Grebene halkını tanır, dillerini bilir, geleneklerini yaşar. Onlara yukarıdan bakmaz, yanlarında durur. Halkı örgütler, eğitir, bilinçlendirir. Gönüllülerden oluşan bir kuvvet kurar. Köyler arasında haberleşme ağları oluşturur. Okullar açar, cehalete karşı da savaşır. Daha savaş başlamadan köylerde silah depolayıp plan yapar, ihtimali değil, kaderi hesaplar.
1912’de Balkan Harbi patladığında Grebene hazırdır. Bekir Fikri Bey’in önceden attığı her adım, o günlerde birer kale olur. Sayıca ve silahça üstün düşman birlikleri Grebene’ye yöneldiğinde karşılarında yalnızca silahlı insanlar değil; inançla kenetlenmiş bir Türk iradesi bulurlar.
Bir avuç Türk, koskoca düşman tümenlerini durdurur. Grebene düşmez. Hatta bu kuvvetler savunmayla yetinmeyip düşman gerilerine sarkar, Miçova’ya kadar ilerler. Bu, askeri bir başarıdan öte; moral, irade ve maneviyatın zaferidir. İşte bu yüzden Grebene, bir kasaba değil; bir destandır.
Bekir Fikri Bey’in adı, kısa sürede efsaneye dönüşür. Düşman onu kurşun işlemeyen, korku salan bir figür olarak anlatır. Oysa gerçek çok daha nettir: O, iyi eğitimli, birkaç yabancı dili bilen, çağının ilerisinde düşünen ama her şeyden önce vatanına aşkla bağlı bir Türk subayıdır.
Bu başarılar elbette rahatsızlık yaratır. Siyasi hesaplar, ihanetler, çekişmeler devreye girer. Bekir Fikri Bey yakalanıp sürgün edilir, idama mahkûm edilir. Dar ağacına yürürken bile başı diktir. Son anda kurtulur ama mücadelesi bitmez. Çünkü onun için vatan, bir görev değil; bir namustur.
Birinci Dünya Savaşı patladığında tereddüt etmez. Cephe ister. Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ta görevlendirilir. Beyaz kefenlere bürünen Mehmetçiklerle birlikte yürüyüp savaşır, en ön safta yer alır. 21 Aralık 1914'te Sarıkamış Yerköy’de yaralanır ve silah arkadaşı Dr. Fevzi Eget'in kollarında şehit düşer. Henüz 32 yaşındadır.
Bugün Erzurum’da, mütevazı bir şehitlikte yatmaktadır. Ama Grebene’de attığı her adım, Türk tarihinin onur hanesine kazınmıştır. Mareşal Fevzi Çakmak’ın ömrünün sonuna kadar Grebene Destanı’nı okuyup notlar alması boşuna değildir. O yüzden “Grebene vatandır” demiştir.
Yarbay Bekir Fikri Bey; çokluğun değil niteliğin, silahın değil imanın, hilenin değil cesaretin kazandırdığını gösteren bir Türk subayıdır. Unutulmuş olabilir ama yenilmemiştir. Çünkü milletlerin asıl gücü, hatırladıkları kahramanlarda saklıdır.
Şehit Yarbay Bekir Fikri’yi sonsuzluğa uçuşunun 111'inci yılında ödenemez gönül borcuyla anıyorum. Tini şad, kurganı uçmağ olsun.
Grebene’de yanan meşale sönmemiştir, sönmeyecektir!
***













































