FİKRİMİN İNCE GÜLÜ
Artık ellili yaşları yavaş yavaş devirmiştim. Tadında yaşadım ömrümün bütün günlerini. On yıldır makas vurmadığım saçlarımı ördüm bugün. Nehir kenarındaki tek katlı kulübe evimizde yaşamayı tercih ettik benim ihtiyarla bundan sonra.
Büyüyüp yuvadan uçan evlatlar mesleklerin ellerine alıp yuvalarını kurmuşlar. Kimisi yurt dışına yerleşmiş, kimisi de başka şehirlerdeydiler. İzinlerinde gelip bir kaç gün kalıyorlar. İki kişilik mütevazi soframız dolup taşıyor. Evde çocukların ve torunların şen kahkahaları nasıl da güzel. Şimdiden özledim has bahçemin güllerini.
Gittiklerinde ev bir sessizliğe bürünüyor. Her odada kahkahalarını duyup hüzünleniyorum.
Yıllar ne çabuk geçiyor. Zaman hızla ilerliyor. Yaşadığım her an anılar dağarcığımda yer alıyor. Yaş alıyorum yavaş yavaş. Yüzümdeki çizgiler, saçlarımdaki beyazlar benim yaşam tecrübelerim.
Şimdilerde daha sakin ve dingin yaşıyoruz 35 yıllık yol arkadaşımla. O şimdi balığa gitti. Akşama balık salata var. Onun rutini sabah hafif bir kahvaltı, öğlen biraz şekerleme yapmak. Bir kaç saat uyuduktan sonra şapkasını takıp, oltasını alıp balığa çıkmak.
Benimse en sevdiğim saatler. Her gün bu saatlerde sandalyeme oturur, orta şekerli bir Türk kahvesi içerim. Derenin ve manzaranın muhteşem güzelliği eşliğinde.
Gülümsetir beni derenin içindeki ördeklerin seranatı.
Kırlardaki çiçekler mis gibi kokularını yayıyor etrafa.
Kulübenin arka tarafına sebze diktim. Organik sebzeler yetiştiriyorum.
Meyve ağaçlarım da var, torunlar gelince asılıyor dallarına. Bir kaç tane de tavuğumuz var. Organik yiyoruz yumurtaları. Bir de can dostumuz, kedimiz var. Herhalde o da şu an inzivaya çekildi...
İnsan yaş almaya başlayınca daha bir sadeleşiyor, huzur arıyor. Ben huzurun tam da içindeyim.
Yavaş yavaş gün bitmek üzereydi. Hava hafiften serinlemeye başlamıştı. Her zaman dakik olan benim ihtiyar henüz eve gelmemişti. Hafiften bir merak almıştı beni.
Bir kükreme sesi geliyordu uzaktan homur homur homurdanarak geliyordu benim ihtiyar. Normalde çok sakindi. Ne olmuştu acaba?
- Hayrola ihtiyar?
- Ne hayrı hatun bu balıklar bu gün topluca seyahate çıkmış gibi hiç oltaya gelmediler. Saatlerce keyiflerini bekledim. Benim keyfim kaçtı.
Nasıl bir kahkaha attıysam bir bakış fırlattı bana dere boyu kaç Asuman!
- Eee desene bu akşam aç kaldık ihtiyar.
- Yok öyle şey, ben Peyami karısını aç bıraktı dedirtmem. İndim şehre paramla balık aldım.
- Hadi kızart da yiyelim, dışarıya masa kuralım. Şu bizim yarımlığı da açalım balıkla iyi gider.
Açmayalım, desem yeniden kükreyecek. Bu akşamlık tolerans geçeyim.
Hahh! bizim evin tok kedisi de teşrif etti. Kurbağalarda vıraklıyor. Müzeyyen de ne güzel söylüyor.
Ne muazzam bir gece…
Bizim ihtiyar münazaraya hazırlanan bir çocuk gibi durmadan konuşuyordu.
Bir de bir heyecanlı anlatıyor. Sabun köpüğü gibi olmuştu. Gevşemiş yelkenleri suya indirmişti. Sakinliğin son demindeydi. Hayranlıkla dinliyordum.
- Hatunum, sen olmasan bazen huysuzlaşan bu ihtiyarın kahrını kim çekerdi. Ömrümün nihavent şarkısı hep beni böyle güzel sev, ben seni ömrümün son anına kadar seveceğim.
- Ben de seni ihtiyar. Bu kalp her an her saniye seni sevmeye kurulu saatin yelkovanı gibi. Allah seni önce başımdan, sonra ömrümden eksik etmesin.
- Şu radyonun sesini de iyice aç hatunum. Bizim şarkımız çalıyor; "Fikrimin ince gülü."















































