ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 01-01-2026 21:24   Güncelleme : 02-01-2026 02:39

Evdeki Yabancı / Hatice Tike

Yazan: Hatice Tike -EVDEKİ  YABANCI

Evdeki Yabancı / Hatice Tike

EVDEKİ  YABANCI

Vakit hayli geç olmuştu. Saat gecenin ikisini göstermesine rağmen hâlâ ayaktaydı. “Gidip yatayım, artık çok geç olmuş.” diye düşündü.

Gün boyu çok halsiz, çok dermansızdı. Aldığı haplar ne derdine derman oluyor ne de onu iyileştiriyordu.

Avucundaki rengârenk  son hapların hepsini aynı anda ağzına attı.

Arkasından da suyunu kana kana içti.

Hangisinin ne için olduğunu unuttu, karıştırıyordu artık. 

“Kaç yıl oldu bunları içeli?” diye düşündü; bulamadı.
Yatak odasına doğru yürürken ayakları sürükleniyordu resmen.

Son gayretini sarfederek yatağın üstüne attı kendini.
Komodinin çekmecesini çekti; uzun, beyaz geceliğini çıkardı; üstüne giyindi.

Yatağa uzandı. Yorganın altında ayaklarını top yaparak karnına çekti.

Elini midesine sıkıca bastırdı. Hâlâ ağrıyordu. Sağa döndü, sola döndü.

O kadar ilaç neden etkisini göstermiyordu?

Zaman geçip de ilaçlar çektiği acı hafiflemeye başlayınca gözleri dalar gibi oldu.

Istırabı yüzüne yansıyor, üşüyen suratını yastığa sürterek ısıtmaya çalışıyordu.

Uyku değildi, ama kendinden geçmiş gibiydi. 
Birden kapının hafifçe çalındığını  duydu. Göz kapaklarında sanki bir tonluk kaya vardı. Zoraki araladı.

Loş odanın boşluğuna baktı.

“Yanlış duydum, galiba bana öyle geldi.” dedi, kendi kendine.

Tekrar gözlerini kapadı.

Kapıdan yine çok hafif tık tık sesini duyunca pat diye gözlerini açtı.

Korkudan bütün vücudu titredi.

“Yanlış değilmiş, doğru duymuşum; bu saatte kim olabilir?” diye düşündü kendi kendine…

Neredeyse gecenin üçüydü. 

Yorganı üstünden attı. Ayaklarını tutarak yataktan aşağı salladı.

Zoraki doğruldu. Duvarlardan tutunarak dış kapıya doğru yöneldi.

Ayağına terliğini gitmemişti. Yer karoları ayağına buz gibi değiyordu.

Zor bir gayretle kapının gözetleme deliğinden baktı. Koridor karanlıktı. Kimsenin olmadığını görünce içinin rahatladığını hissetti.

Yine de emin olmak için anahtarları çevirdi, açtı. Zinciri çıkarmadan kafasını bir sağa bir sola çevirdi baktı. Koridor boş ve karanlıktı.

Tekrar kapıyı kapattı ve ne kadar kilit varsa hepsini kilitledi. Tekrar yatak odasına doğru yürüyerek salondan geçerken birden dondu kaldı.

Ayakları çakılmış gibi yere yapışmıştı. 

Kanepede oturan bir silüet görünce tiz bir çığlık attı.

- saa Sen… Sen… Sen kimsin be? Nasıl girdin evime? Bu ne cüret, bu ne cesaret?

Dönüp kapıya baktı; ama kimse yoktu, çok emindi.

“Kimsin nesin söylesene… Ne işin var benim evimde?” diye son gayretini kullanarak seslendi.
O ise uzun bacaklarını diz kapağından kavramış oturuyordu.

Loş ışıkta çok zor seçiliyordu. 

“Beni hatırlamadın mı?” dedi.

- Sizi tanımıyorum ki nasıl hatırlayayım?
- Oysa ben hep seninleyim. Onu Senin koruyucu meleğinim. Bunu bilmen lâzımdı.
- Ne saçmalıyorsun sen be, seni ben nasıl görecekmişim?
- Görmesen de hissedebilirdin. Hani hatırlıyor musun, arabada direksiyon hakimiyetini kaybedip tırın altına girmiştin. Orada direksiyonu kırıp seni ölümden kurtardım. Ben olmasam orada sen ölmüştün. Araba pert olmuştu.  Herkes şaşırdı, bu arabadan sen nasıl sağ çıktın diye. Yine denizde yüzerken ayağına kramp girmişti. Çırpınıp duruyordun, hatırladın mı? Dibe batıp su yutarak az kalsın boğuluyordun. Seni kıyıya kumsala atan yine bendim. Yine arkadaşlarınla apartmanın onuncu katında balkonda parti yapıyordunuz. Oynarken sana çarptılar, ayakların yerden kesildi. Tam aşağı düşecekken seni kurtarıp balkona doğru attım. Düşmekten seni kurtardım. Daha anlatayım mı?

Bir sefer de arkadaşlarınla meyve suyunu içerken üstüne dökmüştün hani, hatırladın mı? Onu sen değil ben döktüm. Çünkü arkadaşların içine yüksek dozda uyuşturucu  ilaç atmıştı. Senin haberin yoktu. O içeceği içseydin belki de ölecektin. 

Duydukları karşısında vücudu tir tir titremeye başladı. Buz kestiğini hissetti. Odasına doğru koşup kapıyı kitlemek aklına geldi birden.

Fakat ayaklarını yerden kaldıramıyordu. Taşlar çok soğuktu.

Ayakları da donuyordu. “Neden terliğimi giymedim ki?” dedi bu alakasız düşüncesine hayret ederek. 
Kendini yerinden kaldırmak için bütün gayretini gösterdi. Ama yok, olmuyordu. Uzun beyaz geceliği ayaklarına dolandı. Başından aşağı bir kova su dökülmüş gibi terledi.

Çok korkuyordu. Kalbi, yerinden sökülecek gibi küt küt atıyordu.

Çaresiz, perişandı. Koruyucu melek yavaşça yerinden kalktı. Yanına geldi.

Dev gibiydi. Yanında daha da küçüldü. Elini uzattı, kulağına eğilerek:
- Hadi hazırlan. Artık seni götürmeye geldim.

***

Editör: Neşe Kazan

EditörEditör