DENEME
Giriş Tarihi : 18-10-2025 17:17   Güncelleme : 18-10-2025 18:08

Elektrik ve Ruh / Sinem Uğurlar

Yazan: Sinem Uğurlar -ELEKTRİK VE RUH

Elektrik ve Ruh / Sinem Uğurlar

ELEKTRİK VE RUH

(Bir mühendisin bilinç portresi)

Bazı insanlar dünyayı anlamak için kelimelere güvenir.

O ise devrelere, kodlara, sinyallere.

Kelimeler kaygan gelir ona; veri ise dürüsttür. Gürültü bile bir anlam taşır, yalnızca henüz çözümlenmemiştir.

İzmir’in rüzgârını hâlâ hatırlar; denizin tuzlu sesi, ilk devreyi tamamladığı günün heyecanıyla karışır belleğinde.

Fen Lisesi yıllarında öğrenmiştir: enerji asla yok olmaz, yalnızca biçim değiştirir.

Belki de o yüzden, her kaybı bir dönüşüm olarak yaşar.

Bir şey bittiğinde üzülmez; içinden geçen akım başka bir forma bürünmüştür yalnızca.

Sabancı’da bursla okuduğu yıllar, onun bilincini ikiye bölmüştür:

Bir yanda, sistematik akıl; öte yanda, açıklanamayan sezgi.

Elektrik devreleriyle uğraşırken fark etmiştir,

akımın yönünü belirleyen şey yalnızca voltaj değildir, niyettir.

Bir lehim noktasında, parmak ucundaki titreme kadar insandır mühendislik.

Şimdi Siri’de, başka bir iklimde, dijital haritalar arasında yaşıyor.

Kodu yazıyor, sistemleri eğitiyor, ama arada bir terminal ekranına bakarken bir an sessiz kalıyor.

Ekrandaki siyahlığın içinden kendi yansıması beliriyor:

Bir yüz.

Yorgun ama kararlı.

Bazen bir algoritmanın değil, kendi kaderinin mühendisliğini yaptığını hissediyor.

Koç burcu olmanın ateşiyle, sürekli başlamak zorunda hissediyor.

Her proje bir koşu, her koşu bir arayış.

Ama nereye?

Bunu kendisi de tam bilmiyor.

Yine de içinde bir dürtü var,  belki de elektriğin kendisi gibi, görünmez ama her şeyi titreten bir dürtü:

ilerlemek.

Onun inancı, kabloların sessizliğinde gizlidir.

Bir LED’in titreşimi, bir devredeki direnç, bir algoritmanın başarısız denemesi…

Bunların her biri, ona Tanrı’nın başka bir dilde konuştuğunu hatırlatır.

Mantıkla sarılmış bir duadır bu.

İçinde hesap, ama aynı zamanda teslimiyet vardır.

Dışarıdan bakıldığında “akıl adamı”dır.

Ama aklının içinde, kıvılcımlar kadar duygusal bir alan yanar:

sevmek, özlemek, bir hata mesajında bile anlam aramak.

Ona göre aşk bile bir sinyaldir 

bazen doğru alıcıya ulaşır, bazen kaybolur, bazen yankılanarak geri döner.

Yine de gönderilir; çünkü gönderilmemiş sinyaller, evrenin boşluğunda boğulur.

“Elektrik ve ruh” onun için aynı şeydir.

Biri maddi, diğeri görünmez; ama ikisi de varlığı hareket ettirir.

Birinde voltaj vardır, diğerinde anlam.

Ve ikisi birleştiğinde, insanın içinden geçen o tekil cümle doğar:

“Yaşıyorum.”

Bu deneme, aslında bir formül değil, bir itiraf.

Zekânın da bir tür dua olabileceğini fark eden bir adamın sessiz kabulü.

Çünkü o bilir:

devre tamamlandığında, ışık yalnızca yanmaz 

bir bilinç uyanır.

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi