DENEME
Giriş Tarihi : 09-11-2022 14:04

Edebiyatın Sofraları

Yazan: D. Sare Nur - EDEBİYATIN SOFRALARI

Edebiyatın Sofraları

EDEBİYATIN SOFRALARI 

İnsanın kalbine dokunan bir yolda yürümesi, içinin aldığı bir mekânda oturması, yanında sakinleştiği bir dostunun varlığı ne güzel... Rahatça verdiğimiz bir soluk gibi... Öteden beri var olmamız gereken yere yeni gelmişiz gibi...  Gözlerimizi kapatıp huzuru yudumluyormuşuz gibi...

Edebiyat benim huzur limanım... Yazanlar, yazılanlar, roman, hikaye, öykü, anı, bunlara gönül verenler, yaşanılanlar ve hayata değen bu efsun, beni sarıp sarmalıyor. Sait Faikler, Tanpınarlar, Abdülhak Şinasi Hisarlar, Refik Halitler... Nedense büyük bir sofradayım ve hepsinin yemeği kendini anlatıyor gibi.. Hepsinden bir nebze tatmak, kıvamımı bulmaya yol arıyorum. 

Nerede bu sofradan bir tat bulsam, durup dinlemek keyif veriyor. Belki yazmak.. Yazmanın ruha iyi gelen o neşidesi.. Kalbimdeki uzun süre kalan o yankısı.. Gönül kapısının eşiği bir nevi..

Yeni keşfettiğim bir programda edebiyatın sofralarına konuk oluyoruz. Sait Faik'in 'Simitle Çay'ına, Tanpınar'ın 'Huzur'undaki barbunyasına,' Abdülhak Şinasi Hisar'ın  'Çamlıcadaki Eniştemiz'in hünkâr beğendisine, enginar dolmasına...' Aslında yemekle anlatılan bir öz var, temsil edilen..

Herkesin tabağını alıp bir kenarda karnını doyurduğu açık büfe anlayışı, alafranga göstergesi olsa da, öteden beri birlikte yenen, tüm ailenin aynı vakitte oranın etrafında toplandığı bir sofra kültürümüz var bizim. Ve kitaplarda yakalanan o birliktelikler, hep bu kültürün kulaklarımıza ve dimağımıza misafir olmuş halleri..

Her yazarın dünyasında bir sofra hep vardır. Hepimizin dünyasında da olduğu gibi... Kimisi yoksuldur bu sofraların, kimisi zengin... Kimisi ayrıntısıyla anlatır, kimisi içinse bir dekordur sadece. Ama illaki vardır ve bir ahenk olarak sözcüklerin arasından sokuluverir yanımıza. Şipşak dünyaların, hızlı aperatiflerin, ayakta geçiştirilen öğünlerin arasından sıyrılıp gerisin geriye giden ayaklarımızın bizi durdurduğu duraklar bunlar. 

Bunca hızlı giden şeyde bir anda durup 'neredeyim' dedirten şey.. İnsan ne ise sofrasına düşen odur. Gönle damlayan mürekkebin oluşturduğu o engin deniz... Kim ne kadar doldurursa kırbasını, hayattan kotarabildikleri de o kadardır.

Sofralar, edebiyatımızda hep bir kurgunun merkezinde yer almış. Hatta bazı yazarlarda kurgunun kendisi olmuş. Sevinçler, hüzünler, kırgınlıklar, şakalaşmalar, cıvıltılar, bağrışmalar hep bir sofranın etrafında şekillendirilmiş.. Verilecek mesajlar, söylenecek veya söylenemeyecek sözler, içine kapanmışlığın, küsmüşlüğün sessizliği, sevgi ve şefkatle örülü küçük bakışmalar hep bir sofranın ince ögeleri olarak yerini almış. Belki okuduğumuzda ağzımızda kalan o edebiyat tadı, buradan gelen ve kalbimize işleyen nadide sofraların yâdigârıdır, kimbilir... Dantelli masa örtüleri, çiçek desenli, kenarı altın yaldızla çerçevelenmiş porselen takımları, kristal sürahi ve bardaklar, sapı girintili işlenmiş kaşıklar, çatallar... 

Edebiyat okumalarımızdaki o satırlara, biraz da bu detaylarla baksak, bize kültürümüzden, zenginliğimizden bukleler sunan o sofra incelikleri, kimbilir daha başka neler fısıldayacak..

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi