ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 10-12-2023 21:26   Güncelleme : 11-12-2023 18:49

Dut / Hatice Tike

Yazan: Hatice Tike -DUT

Dut / Hatice Tike

DUT

Murtaza Amca, hanımı Kezban Teyze ile birlikte köylerinde yaşardı. Murtaza Amca; güler yüzü hep tebessümlü, dünya iyisi bir insandı. Çok merhametli, iyi yürekli, yardımsever, cömert olan Murtaza Amca; köyde herkese, işlerinde yardım eder, desteğini asla esirgemezdi. Komşularının bahçelerini çapalar; eker, biçer, ormandan onlar için kestiği odunları, eşeğiyle evlerine getirirdi.

Kezban Teyze ise Murtaza Amca’nın tam aksine çok sinirli, huysuz ve cimri bir insandı. Yüzü hiç gülmez, herkese karşı sert bir tutum takınır, dik dik konuşurdu. Kimseye iyilik yapmadığı gibi, ihtiyacı olan komşularına da hiçbir yardımda bulunmazdı.

Tamamen iki zıt karakterdeki iki insan, aynı evde yaşam mücadelesi verirken, Murtaza Amca eşine türlü nasihatler de bulunur; “İyilik yapan iyilik bulur, sen de herkese gücünün yettiği kadar iyilik yap.” “Emeğini esirgeme kimseden, cömert ol.” “Her zaman veren el, alan elden üstündür.” derdi.

Murtaza Amca; “Hiç bir komşumuzu kapımızdan boş çevirme, birbirimize ihtiyacımız var, gün gelir bizim de onlara işimiz düşer, düşmez kalkmaz bir tek Allah’tır.” dese de; bu sözler Kezban Teyze’nin bir kulağından girer, diğer kulağından çıkar, yine kendi bildiğini okurdu.

Kezban Teyze’nin, bir ihtiyacı için kendisine gelen komşularına bulacağı, hazırda hep bir bahanesi vardı; “İçi dolu veremem.” “Tavuğum bitlidir.” “Yumurtam kurtludur.” “Sebzelerim ilaçlıdır.” “Meyvelerim acıdır.” “Sütü inek içti.” “Eşek dağa kaçtı.””Unu ipe serdim…”

Günün birinde Murtaza Amca, köyün pazarında dolaşırken yanına gelen komşusu bir istekte bulunur:
- Dün dağda biraz odun kestim, onları taşımak için bana eşeğini verir misin?

Murtaza Amca cevap verir: 
- Tabii ki ne demek, al yoluna feda olsun. Yalnız benim pazarda biraz daha işim var, git eşeği Kezban Yenge’nden iste.

Komşusu, teşekkür ederek doğru Murtaza Amca’nın evine gider. Pek ümidi yoktur aslında, ama yine de şansını denemek ister: 
- Kezban Yenge, dağda kestiğim odunları taşımak için eşeğini almaya geldim. Murataza Amca’nın haberi var. Beni, o gönderdi.

Kezban Yenge de şafak atar, hemen cevabı yapıştırır:
- Eşek uyuyor.
- Eşek uyur mu be sabah sabah?
- Keyfinin kâhyası mısın? Ne zaman isterse o zaman uyur. Hem de dünden çok yorgun.

Uyanık komşu, pes etmez:
- Şu eşeğe bakayım hele, gerçekten uyuyor mu?

Ondan atik davranan Kezban Teyze, hızla ahıra koşarak hemen eşeğin ipini çözer, arkasına vurarak ahırdan dışarı salıverir. “Nasıl olsa yine geri gelir, evi biliyor.” diye düşünür. Onda bir “eşek kafası” olduğunu unutur.

Ahırdan feryat figan bağıra çağıra koşarak gelen Kezban Teyze ortalığı inletir:
- Yetişin komşular, eşeğimiz ahırdan kaçmış. Koca gözlü, koca kulaklı yavrum nerdesin?

Pazardan dönen Murtaza Amca, eşeğin gerçekten kaçtığını görünce çok üzülür. Hem kendisinin, hem komşularının en büyük yardımcısı olan hayvanı, köy halkı ile birlikte aramaya koyulur. Bütün aramalara rağmen eşek bulunamayıp ümitler kesilince Murtaza Amca’nın çok üzüldüğünü gören komşusu ona bir öneride bulunur:
- Yan köyde bir ermiş dede var ya. Bilmeyen yoktur onu. Sen de bilirsin.
- Eee
- Ona gitsene. Belki senin eşeğinin de nerde olduğunu bilir.
- Yok ya o şifacı, hastaları iyi ediyor. Hem de kim giderse gitsin, herkese; “Dut ye.” diyormuş. Bizim eşeğin dutla ne alakası var. Şimdi bana da; “Dut ye.” derse kafamın tası atar:

- Ama dutu yiyen de iyi oluyormuş.
- Yok ya, benim derdime derman olmaz.
- Ya komşu. Ne kaybedersin? Git bir sor.

Başka çaresi kalmayan Murtaza Amca; “Bir ümit.” diyerek yan köye doğru yola koyulur. Ermiş dedenin evine gelir. Huzuruna alırlar, karşısına oturur.
Ermiş dede sorar:

- Derdin nedir bre?
Murtaza Amca, ümitsizlik ve çaresizlik içinde cevap verir:     
- Eşeğim kayıp, onu bulabilir misin?

Ermiş dede gözlerini kapatıp kafayı düşürür, bir müddet tefekküre daldıktan sonra başını kaldırarak konuşur:
- Dut ye!
Murtaza Amca da şimşekler çakar, bir hışımla yerinden kalkarak söylenir:

- Yok artık! Sen her hastaya; “Dut ye!” diyorsun tamam iyi de, ya benim eşeğin dutla ne alakası var?

Bir hışımla kapıyı çarparak evden çıkan Murtaza Amca; üzgündür, ümitsizdir. Eşeğin yenisini almaya parası yoktur. Hem de yılların eşeği, evden biri gibi olmuştur. Gözlerinden inen yaşlara engel olamayıp yürümeye devam eder. Birden karşısına bir dut ağacı çıkar. Ağzı da kurumuş, susamıştır. Kendi kendine; “Şu ağaca çıkayım da biraz dut yiyeyim, moralim yerine gelsin, sonra köye dönerim.” der.

Ağaca çıkar. Biraz oradan, biraz buradan derken yükseklere çıktığının farkına bile varmaz. Ağacın tepesine vardığında bir de ne görsün? Eşeği ileride bir tepenin ardında yeşillikler içinde otluyor…

O kadar sevinir ki yıldırım gibi ağaçtan aşağıya iner, sevinç çığlıkları atarak, koşup eşeğine sarılır, öper. Sonra da üstüne binip köyüne dönerken içinden düşünmeye başlar; “Ermiş dede, bunu da bildi ya! Ağaca çıkıp dut yemesem, eşeği göremeyecektim!..”

Editör: Hamit Gözümoğlu 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi