D İ L‘ E M Ü H Ü R / 1
“At”lanmış şiirlerimin
nal sesleri içinde yittiğim
menzilim,
düşemiyorum senin de
ardına,
dilim küheylanıyken bile
bu yolların…
Ah, gözlerimde yakalanmış
kırgın kıyıları;
tüm kekre tatların…
Sözün kentine küstüğü
yerdeyim,
ve dünde;
demir çağı kadar eskide…
Lal bir avam gürültüsüyüm
üstelik,
değme parşömenin
buruşuk coğrafyasında…
Ah, dudağımda paslanıyor şimdi,
o demir çağının metali…
Üç kuyuya bağırsam
sesimi,
biri kekeme…
biri ödünç…
biri çıplak…
derler ki bana:
- Sözü tarihe bırak!
- Sözü tarihe bırak!
- Sözü.. Bırak tarihe…
Ki
en ku”Sur”suz deyicidir o,
İsrafil’ce üflenen;
takvimlerin
avara bilincinden...
Ah, dilimde gizlenmiştir artık,
tüm sözlüklerin mülteci cevherleri…
Tarihler dökülür
eteklerimden,
günü maziye ilikleyen
ninniler…
Ve soluğumdaki naftalindir
yedeğim,
içimde yolu bilmenin
çakır gözleri…
Ah, sesim için çözülmez diyorlar,
şiirimden…
En usta biliciler gelsin,
bir bir yırtsın
yüzümdeki izleri…
Nasılsa benim gizlenen
ve
sakınan sözlerini,
bilen;
ölümün ağzımdan
bir türkü gibi dillendiğini…
Ah, soyunamadım bir türlü,
lal dilimin karanlık zehrini…
Dilsizim,
ve aynadaki sesime vurgun…
Dilsizim,
heybemde damarıma ekilmiş
sağır bir isyan…
Sözüm: erişemediğim menzilim…
Düşerken tüm kalelerim,
bir sesim kalsın bana
diyorum kurtardığım,
giyotinin restore edilmiş
tarihinden…
bir sesim
kalsın…
Bana…
Kalsın!
Ki,
sesim için çözülmez diyorlar,
şiirimden…














































