BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 27-07-2025 20:54   Güncelleme : 03-08-2025 07:10

Didem Madak - Muc’un Evinden Yazıyorum / Seher Uslu

Hazırlayan: Seher Uslu -DİDEM MADAK / MUC’UN EVİNDEN YAZIYORUM

Didem Madak - Muc’un Evinden Yazıyorum / Seher Uslu

DİDEM MADAK / MUC’UN EVİNDEN YAZIYORUM

Yazmaya kelimelerin tükendiği yoldan başlıyorum. Bir şairin saçlarından ayak uçlarına kadar “yüklemini” ördüğü yaşamdan. Öznesi “ah” diye başlayan ince bir sızıdan…

Kalem yola çıkıyor “ahı” yazmak için. İlkbahar ılıklığı içinde aylardan nisan çekiyor zaman.

Zamanın sonsuz penceresinde iki yol var. İnsan üşür mü bu mevsimde? Üşüyoruz. Üşüyorum; en çok da kalemim yazarken üşüyor…

Yol ayrımına geldim. Toprakta uğultulu çocuk sesleri ve anne sevinçleri yankılanıyor. Bir taraf çorak kalmış; diğer taraf hasret ve sevgiden tohum saçıp filizlenmeye tutunmuş… 

Bu, hasrete tutunmanın diyarında gözlerime çarpan bir ağaç var. İzmir’in taze baharına eşlik eden bir ağaç: “Ah ağacı”

Ah…

Kalem “ahın” gölgesinde soluklanmak için uzun bir yol kat eder.

Yaşamın özü, ağacın köklerine hüzün yüklü şiirler bırakır. Bir çocuk sevinç ve hüznün hışırtıları içerisinde büyür.

Ağacın ruhu ve yaşamı bizi şair kokulu sokağa çıkarır. İzmir’in o taze bahar kokulu kaldırımlarına. Kapı gıcırtıları, terlik sesleri, insan sohbetleri ve niceleri… 

Bir şairin yaşamına konuk olur kalemimiz. Kapı açılır ve yolculuğumuz başlar.

Duvarda asılı bir bebek fotoğrafı gibi tüm yalnızlıklar bizi karşılar. Ve bu tüm yalnızlıklar bizi, içli bir çocuğun odasına doğru sürükler.

Yazmaya işte burdan başlamalıyız; bir şairin içli sesini ve kelimelere, şiire nasıl tutunduğunu. Yazarak “ses” oluruz belki grapon kâğıtları ile kelimelerini süslediği  yaralarını anlamaya.

Yıl: 8 Nisan 1970
İçli bir şair doğar günün aydınlık penceresinden.
Annesi Füsun, Babası Yusuf.

Bir hayat böyle başlar İzmir’de. Didem Madak, böyle taze bir baharın aydınlığında doğar. Annesi ve babası öğretmendir. Çocukluğunun büyük bir kısmı Amasya ve Burdur’da geçer. Bunun sebebi; 12 Eylül olayları sırasında babası Uşak’ a sürülünce Didem Madak kardeşi ve annesi ile beraber Burdur’da kalırlar. Bu süre zarfında kardeşi Işıl, Didem ve annesini zor günler beklemektedir.

Yaşama tutunma ve kenetlenme…

1983 yılında Didem Madak, annesi Füsun’u beyin kanseri sebebiyle kaybeder.

Annesinin vefatı, onun tüm yaşamını etkileyecek şekilde derin yaralar bırakır. Acıya tutunmaya küçük yaşlarda başlar. Ve bu kayıp şiirlerine şöyle yansır:

“Hatırlar mısın? 
Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü 
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü.”

Şairin bu tramvası onu şiir yazmaya iter. Kalemine sarılır; kaleminden çağlayan “anne” kelimesine. Kardeşi Işıl ile beraber zor dönemlerden geçerler. Yaşam denen sınavda adeta birbirlerine kol kanat gererler:

“Büyük gemiler yüzmüştü ruhumuzda 
Ben Işıl’ın yelkenini üflememiştim 
Bensiz uzaklara gitmesin diye …” 

Didem Madak’ın annesinin ölümünden sonra kalbinde ve ruhunda derin boşluklar açılır. Kapanmayan yarası, onun yaşamına eşlik edecektir. Şiire tutunan ve anne hasreti ile yanan bir şaire dönüştürecektir.

Babasının da yeniden evlenmesi ile içindeki bu büyük boşluk devleşecektir. Bu dev boşluğun yarattığı yalnızlık ile baş edemeyip evden kaçacaktır: 

“Evden kaçabilirsin çocuk,
Ama kaderden asla!
Babam çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan.”

Kalbindeki ve ruhundaki sancılarından ne kadar uzaklaşmak istese de babasına olan sitemi şöyle yankılanacaktır şiirinde:

“Mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı 
Kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı 
Sanırım ben assolist oldum maviş anne 
Şimdi mutluyum 
Geçmişini mi yok ettin diye soran 
Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum 
Babama söyle, o gelmesin maviş anne “

Didem Madak, acılarından ve yaralarından ne kadar kaçmış olsa da “yaşam” denen mücadeleyi hiç bırakmamıştır. Bu zorlu süreçte eğitimine devam edip Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümünü kazandı. Belli bir süre sonra okulunu yarıda bıraktı. Zaman, süzgecinden savrulurken sınavlara tekrar hazırlanıp Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Birinci sınıfa devam ettiyse de kaydını dondurdu. Henüz 19 yaşındayken ilk evliliğini yaptı. Yaklaşık dört yıl evli kaldıktan sonra boşandı. İlerleyen süreçte yarıda bıraktığı Hukuk eğitimini tamamladı. 
Zaman onu kollarında âdeta savuruyordu. Anne hasreti, Madak’ın içerisinde oluşan kocaman bir çığlıktı. Hayata şiir yazarak tutunma çığlığı…

Annesinin birçok şairin şiirlerinin olduğu defteri onun bu çığlığına merhem olacaktı.

İlk önce bu çığlığa kalacak bir yer ayarladı. Bornova’ya taşındı. Muc’un ucuz evine:

“Ben bu eve Muc’un ucuz evi diyorum 
Yokluğunda böyle oldum.
Mucize öldükten sonra buraya taşındım.
Ve inan
Muc bu evi bana ucuza verdi. “

Kâğıt, kalem, duvarlar, ayak izi, sesler, sessizler tek bir kelimeye işaret ediyordu: Anne ! 

“Ölen her kadın için bir şiir yazdım 
Onları Muc’a evin karşılığında verdim 
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: 
Anne! “

Muc’un bu ucuz evinde Didem Madak, hem kitaplar okuyor hem de anne kokan şiirler yazıyordu. Kardeşi Işıl, bir gün bu şiirleri toplayıp şiir yarışmasına gönderdi. Madak, ilk kitabı Grapon Kâğıtları ile İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı. 

Şiir ödülünü aldıktan belli bir süre sonra İstanbul’a taşındı.  Kardeşi Işıl ile birbirlerine destek oluyorlardı. Sonraki yıllarda iki kitabı daha yayımlandı: Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi.

Didem Madak şiir yazmaya devam etmekle birlikte İstanbul Eczacılar Odası’nın avukatlığını da yapmaya başladı. Çevresinden kendisini soyutlarken kardeşi Işıl ve dostu Müjde Bilir ile bağını hiç koparmadı. 

2006 yılında ikinci evliliğini Timur Çelik ile yaptı. Bu evlilikten doğan kızına annesinin adını verdi: Füsun…
Öyle içli bir mektup yazacaktı ki kızına, kelimelerin yankısı kalbimizi dağlayacaktı:

“Canım Kızım
Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında “me” diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!
Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”

Zaman,  öyle savurdu ki ah ağacının yapraklarını. Didem Madak, 2010 yılında kolon kanserine yakalandı. Şiirlerinin son kalan kırıntılarında dostu Müjde Bilir’e şu şiirle sesleniyordu:

“İki sigaram kaldı bu gece için maviş anne 
İki muhabbet kuşum
İki kendim varmış maviş anne 
Biri benmişim biri mutsuz 
Ben ölürsem maviş anne, Mutsuz’a kim bakacak? “ 
Ah…
Ah ağacı…

23 Temmuz 2011’ de çiçekli şiirler susacaktı. Ah ağacından dallar savrulup şiirlerle toprağa karışacaktı. Bir yaşam evladının göz bebeklerinde son bulacaktı. Gözyaşımıza, iki Füsun arası yalnızlık kaçacaktı. Ah ağacından bir not kalbimizin mezarına düşecekti:

“ Not: Mavi kelebek dün öldü 
İzmir’de her şey bitti.”

Sevgi ve rahmetle yüreği “anne kokulu” güzel insan.

SİZ AŞKTAN N’ANLARSINIZ BAYIM 

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz, 
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır 
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi? 
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin 
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz 
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde 
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, 
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, 
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haraşo bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem 
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım!
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı, 
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya, 
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak, 
Öyle kötü kokan, 
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi