CULLA
Culla evcilleştirilmiş bir karga yavrusudur. İnce kesik kesik ötüşünden almıştır bu adı.
O daha yavru iken balık avcısı Ali, bulup getirmiş köye. Alıştırmış. Küçük büyük herkes takılır ona. Kendisine şaka edenleri iyi tanır. Tek katlı, kerpiç evlerin bahçe duvarlarından süzülerek uçar, kendisine seslenenlerin önlerine konar. Bazen zıplaya zıplaya, bazen badi badi yürüyerek yanlarına gelir. Sesini taklit edenleri o da ötüşüyle yanıtlar. Kanatları az aralı poz verir. Israrcı bakışlarıyla yiyecek ister. Sanki karga yavrusu değil de kapkara bir civciv... Atılan kuruyemişleri yakından yer. Tutmaya çalışmazsanız elinizden de yer. Hele bir ayçiçeği yiyişini görseniz! Ayaklarıyla tutar, gagasıyla çitler. İçini yer. Yakalayıp okşamak gelir içinizden. Tutmak için üzerine yürürseniz pırr!.. Kaçar gider. Öyle uzağa değil; görebileceğiniz yakınlığa. Sonra boynunu yana eğerek sizinle konuşacakmış gibi, ''Olur mu ya..! Herkes beni eline alır oyuncak gibi tutarsa zümrüt siyah tüylerim pörsümez mi?'' dercesine, size gönül alıcı bakar.
Köyde herkesin sevdiğidir. Toprak damlı alçak evlerin salonlarına kadar girer. Alışılmış ötüşüyle seslenir, bekler. Evdekilerden kim duyarsa Culla'ya bir şeyler ikram etmek zorundadır. Ekmek parçası, peynir kırıntısı, mısır, bulgur gibi şeyler... Yemek artanını kesinlikle yemez. Pisboğaz değildir. Yaramazlıkları görülmemiştir. Öyle; kimse olmayan evlere giren, deşip dağıtan, ne bulursa yiyenlerden değildir. Uzun süre öter öter, bekler. Karşılık bulamaz ise uçar gider başka evin damına.
Köyün meydanındaki kahvehanenin önündedir çok zaman. Kalabalıktan çekinmez. Pencere önünden, kapıdan kendisine seslenleri seçmeye çalışır, boynunu eğe eğe bakışlarla. Soğuk kış gecelerinde kahvehanenin dumanına, gürültüsüne o da katlanır.. Yüksek televizyon sehpasının üstünde uyukladığı, sabahladığı çok olmuştur.
Okul öğrencilerinin sevimli arkadaşıdır. Kar, yağmur serinliklerinde daha sık uğrar okul penceresinin önüne. Başını sağa sola çevirerek içeriyi araştırır. Üşüdüğünü belli eder. Yine her zaman olduğu gibi sınıf penceresi aralanacak, Culla içeri alınacaktır. Yoo!! öğrencilerin dikkatini dağıtacak, dersi bölecek taşkınlıklar yapmaz. Hemen orada (pencere önü betonunda) bekler. Tüylerini kabartır. Gözlerini uzun süre açmaz, şekerleme yapar. Öğrencilerde tebessüm; ders devam eder. Bir süre ısınan Culla gitmek istediğini cama doğru dönerek birkaç gaga tıklatmasıyla haber verir. Bu terbiyeli misafir geldiği yerden uğurlanır.
Sürpriz şakaları da vardır. Sokakta, yolda giderken nereden geldiğini fark edemezsiniz. Tanınan ötüşüyle birden tepenizde belirivermiştir. Pike dalışıyla yolda yürümekte olan yaşlıların şapkasını düşürdüğü, çarçabuk kahkaha atar gibi ötüşüyle hemen bir evin kamış üstü toprak dam saçağına gizleniverdiği görenlerce eğlenceli eğlenceli anlatılır.
Geçen kış Ocak ayında sabaha karşı köy çobanının evi yandı. Görenler anlatıyor... Uykunun tam tatlı vaktinde evi alevler sardığında içeride uyuyanları Culla uyandırıp kurtarmış. Gagasıyla pencerenin camlarına kuvvetlice art arda vuruyor, olanca yüksek sesiyle ötüyormuş. Dumandan boğulmak üzere olan, yanma tehlikesiyle karşı karşıya ikisi çocuk, beş kişi şimdi canlarını bu karga yavrusuna borçlular.
Culla! Diğer kargalar seni kıskanırdır. Çatlasın pisler !! Sen Dereçine Kavaklı köyünün maskotu kahraman Cullasın... Sana verilen en büyük ödül köy halkının verdiği bu isimdir. Eşini bulduğunda bizi bırakıp gitme. Seni sevdik, alıştık... Bir sevgili uğruna bu kadar çok sevenlerini üzme.
Ne yazık ki korkulan oldu! İlkbaharda bir daha Culla'yı göremedik. Demek ki aşk her zaman galip geliyormuş.
Editör: Betül Nur Güney














































