ÇÖL KELEBEĞİ
Bir çöl sessizliği çöktü yüreğime,
Adını koyamadığım akşamlardan beri.
Rüzgâr sustu,
Kumlar sustu
Ama içimde büyüyen o hasret hiç susmadı.
Ben,
Gözlerinde geceyi taşıyan bir kadındım.
Dışarıdan bakınca güçlü,
İçimde ise sessizce yorulan.
Gülüşümde baharlar saklıydı belki
Ama ruhum uzun bir kışın içindeydi.
Kim gördü kirpiklerimde biriken duaları?
Kim duydu geceleri yastığıma bıraktığım sessizliği?
Herkes beni güçlü sandı;
Oysa ben, kırılmamak için susan ince bir daldım.
Fırtınalara dayandım
Ama içimde kaç kez sessizce kırıldığımı kimse bilmedi.
Sonra bir gün, sessizliğin ortasında bir çöl kelebeği kondu avuçlarıma.
Ne söylediğini bilmiyorum.
Ama kanatlarındaki renklerde,
uzun zamandır unuttuğum bir umudu gördüm.
Bana dokundu...
Yaralarımı sormadan, geçmişimi yargılamadan,
Benden hiçbir şey beklemeden,
Sadece dokundu.
Ve ben ilk kez anladım;
Bazı dokunuşlar yarayı açmaz,
Aksine insanın kendini yeniden bulmasına yardım eder.
Çünkü bazı kelebekler çiçek aramaz
Onlar en kurak yüreklere konar.
Çünkü bilirler, en sessiz kalplerin içinde bile
Yeniden yeşerecek bir bahçe vardır.
Ey, sabrını gözyaşlarıyla sulayan kadın!
Yorgunluğunu saklama artık.
Gökyüzü bile vakti geldiğinde,
içindeki yağmuru bırakır.
Bilirim;
Bazı özlemler bir ömre sığmaz.
Bazı bekleyişler insanı kendine bile uzaklaştırır.
Ama yine de vazgeçme
Çünkü hayat,
En güzel sürprizlerini sabretmeyi bilen yüreklere getirir.
Bir gün...
Çölün ortasında karşılaştığın o vaha gibi
Umut yine kapını çalacak.
Belki bir kelebek kanadında
Belki bir gülüşün sıcaklığında
Ve sana unuttuğunu sandığın şeyi hatırlatacak:
Hâlâ sevebildiğini,
Hâlâ iyileşebildiğini,
Hâlâ yeniden başlayabileceğini.
Çünkü sevgi, en kurak çölü bile yeşerten görünmez bir yağmurdur.
İnsan, en karanlık gecelerden sonra;
Kendi ışığını bulmayı öğrenir.
Ve bazı mucizeler gökten değil,
Yaralarını sevgiyle sarmayı öğrenen yüreklerden doğar.
***













































Üretim ilişkilerin vahşiliğinden mi desem rekabetin bütün ağırlığı ile yeryüzü insanlarının üstüne basmasından mı desem; naifliği, imbikten süzülmüş nezaketi unuttuk. Belki de hiç yoktu. Bazılarımız olsun istedi. Farkında mısınız kaba, hoyrat, başkalarını iktirici rollerle yaşamda kendimize yer açıyoruz, alan genişletiyoruz…
Roma arenasında dövüşen köleler; dövüş öncesine imparatoru "Avē Imperātor, moritūrī tē salūtant" sözleri ile yani ölmek üzere olanlar seni selamlar anlamına gelen "Selam olsun sana imparator, ölecek olan bizleri selamla" diyerek başlarlardı. Romalı yurttaşlar; arenada doğal yaşam hakkı yokmuş gibi gladyatörlere yumruğumuzu sıkıp baş parmağımı kaldırıp yere veya yukarıya doğru doğru sallayarak tükürük bezlerinin son damlasına kadar imparatora merhamet ve ölüm arasındaki tercihlerini belirtirlerdi. Böyle bir vahşetin uygarlık kabul edilen yapının mümessilleriyiz biz…DNA larımızda bu var…
Bu tarihsel özgeçmişten; Çöl Kelebeği vesilesiyle yeniden sevmek tohumları üreten şiir; bize bir nedenle sararmış geçmişimizi unutun der gibi… Bunu da bahar kelebeğinden, vadi kelebeğinden değil yaşam belirtisi olmadığını sandığımız çöl coğrafyasının çöl kelebeğinden alıyoruz. Kelebeğin ön adı-sıfatı bu bakımdan isabetli ve manidar. Umut kıttır ama en umutsuz ortamlarda bile her daim yanıbaşımızdadır. Kelepçenin karasında hep ak bir güvercin vardır, gökyüzünün özgürlüğünden mahrum kalsınlar diye yapılan hücrenin küçük, kirli pencere camından güneşin yaşama dair sevinci, emaresi gardiyanlardan izinsizce içeriye sızar. Yürekler ısınır.
Bu şiirde içimizi ısıttı. Bize kelebek vesilesi ile rabıtalı; kaldığın yerden yeniden başlama duygusu verdi. Gülüşünde bahar, kirpiklerinde dua, fırtınalara bile dayanan dalların içten sessizce kırılmaları, dokunmak ile deşmek; yarayı onarmak ile yarayı yeniden kanatmak, gökyüzünün yeri geldiğinde içindeki yağmurları bırakması güzel imgeler… ‘’hala’’ armonisi de iyi… Benim de başaramadığım tumturakları yok edecek şiire akışkanlık sağlayacak küçük bir lirizme ihtiyaç var. Umarım incitmedim. Saygılarımla…