ÇOCUKLUĞUM
Ardıç dalına astığım çocukluğum,
Hâlâ kokusunu yitirmemiş
O dağlarda.
Bir acı gördüm, patika yolda,
Bir taşın üstünde,
Dizimin derisi hâlâ duruyordu.
Suyu, yüreğimin
Sızıntılarından gelen çeşmede,
Yüzümü yıkadım
İçtim ince ince.
Bir köpek sesi geçti yanımdan,
Bir de en sakallısı keçilerin,
Dağların evliyası,
Keneleri peşinde.
Gördüm derelerin balıklarını,
Can suyu çalıyordular bulutlardan.
Tavşan intihar edecekti,
Turp kökünü zıkkıma
meze etmişti,
Havuç çekip gitmişti.
Çocukluğumu bir ağacın üstünde buldum.
Kuru dalları vardı hayatın,
Nefesleri kesikti yaprakların.
Büyüklüğüme benziyordu ağaçlar.
Eğri büğrü dallarıyla
kovuk bedenleri.
Dikene batmış, armut kurusu umutlarım,
Çiçeksiz, eğrelti
dikenli, yemşen gibi.
Köy göçüren,
Çoban çökerten,
Yürüdüğüm yollar, dikenden gül tarlası.
Çocukluğum,
Bir ardıç üstünde kalakalmış,
Reçinenin yanık kokusunda,
Öylece duruyordu.
Hiç ilişmedim,
Uyusun, kalsın dedim.
Sığırcık kuşlarının peşinden,
çekip gittim.
Ne akşam oldu
Ne de gün battı…
Hâlâ çeke çeke gidiyorum.
***















































