ÇİLLİ HOROZ
“İster horoz ol, ister tavuk; önemli olan doğruluk.”
Günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara devrilip birer ikişer çilli horozun kümesine yuvarlanmış. Tabiatın kucağında hiç çalışmadan yaşamayı, güneşin ve çimenlerin arasında yan gelip yatmayı çok ama çok severmiş. Kümes, vadinin eteklerinden yeşil bir örtüyle uzayıp giden cennet gibi bir yerdeymiş.
Çilli horozun bütün gayesi, yeşilin her tonunun altına üstüne yan gelip yatmak ve çimenin ıslak mis gibi kokusunu çiğneyip yutmakmış. Çilli horoz mutlu mesut vadide yuvarlana dursun, kümesin tavukları bütün gün yumurta yapıp iş kovalarmış. Boş kaldıklarında birbirlerini gagalamaktan geri kalmazlarmış.
Güneş, buğdayın altın rengine dönmesiyle o gün kümesin tavukları birbirini hırpalamış. Kopan tüyler havalarda uçuşmuş. “Gıt gıt gıdakkk!” sesleri bu vadilerden çilli horozun kulağına gelip yapışmış. Canı sıkılmış.
“Şimdi gamsız kedersiz otururken ovada nereden çıkmış ki bu kavga?” demiş.
Uzandığı yerden doğrulmuş. Ters bir u dönüşü yapıp tüylerini kabartmış. Çimeni, toprağı birbirine katmış. Kırmızı kanatlarını açıp tüm heybetiyle kabardıkça kabarmış. Göğsünü şişirip kavganın bulunduğu yere ulaşmış. “Üüürüüüü!” diyerek kavga mahalline varmış ve tavukların her birinin başına birer tane gaga indirivermiş. Sert hamleyi her ikisine de bir kez daha tekrarlamış.
Kavganın sebebini sormamış. Kırmızı kanatlarını yelpaze gibi açıp çimenlerde sürüye sürüye geldiği yere aheste ulaşmış. Çilli horoz güneşin altında gidip yeniden yatmış. Aynı evin tavukları bu gamsız adama içlerinden çok kızmışlar; fakat dayak yedikleriyle kalmışlar. Günler kavga dövüş içinde böyle geçer olmuş. Cimriliğiyle ün salmış Çilli horoz, hiç mi hiç kızlarını okutmaktan yana olmamış.
“Dolaşıp bağda, ovada, kırlarda öğrensinler hayatı bedavaya.” diyor, bir kese altını saklıyormuş damda. Çilli horozun eşi çok yamanmış doğrusu. Evin tüm idaresi elindeymiş. Yalnız büyük sorunu, kocası Çilli horoza söz geçiremez olmasıymış.
Kuluçka döneminden sonra yumurtalar çatlamış. İçlerinden biri Kara horoz olmuş. Çilli horozun oğlu Kara horoz büyümüş büyümesine de, babası ona “Bir kümeste iki horoz olmaz.” deyip onu kapı önüne koyuvermiş.
Koşarken kırlarda “Gezecek görecek ne çok yerler var hayatta.” demiş, berrak şıkır şıkır akan bir nehir görmüş. Hemen yanında da erik ağacı… Kara horoz büyülenmiş doğaya. Dağına, vadisine, çiçeğine ve çimene. Yanı başındaki karadut ağacına uçup konmuş. Başlamış şakımaya:
“Üüürüüü! Hem horozum hem kara. Hiç karşına çıkmayacağım sanma. Beni dalda görüp kuş sanma. Daha çok şeyler yapacağım görürsün baba... Üüürüüü!” diyerek üzüntüsünü dile getiriyor, doğa ile paylaşıyormuş. Nasılsa kimsecikler de yokmuş. Sesi de pek yanıkmış.
Kara horoz saptan samandan kümes yapıp inşaatı tamamlamış. Her gün beste yapmış karadut ağacında seslendirmiş. O ötüşleri havalarda yuvarlanıp vezirin kulağına kadar kaçmış. Padişahın emriyle Kara horoz saraya yollanmış. Konuşmaları ve davranışları padişahta hayranlık uyandırmış. Bir kanatları varmış; güçlü, kara, yelpaze gibi sağlam ve de diri. Zekâsı ile emsalsiz biri. Huyları, yetenekleri ve güzelliğiyle büyülemiş prensesi. Padişah ona olmuş kol kanat. Yıllarca okutarak eylemiş tabip. Bir de ahlakıyla sağlam mütevazı bir kişilik… Böylelikle fethetmiş padişahın kalbini, kazanmış sarayın tek prensesini.
Kurulmuş düğün dernek; verilmiş tüm halka haftalarca ziyafet. Ayrılmamış fakir fukara. Hepsini toplamışlar sarayın avlusuna. Kara horoz bir de ne görsün? Bakmış babası Çilli horoz masanın en başında. Anası yok ama yanında. “Babama bir ders verme zamanı geldi.” demiş. Ertesi günü vezirleri gönderip annesini saraya aldırmış. Ana oğul uzun süre hasretle sarılmışlar. Birlikte planlar kurmuşlar. Babasına vezirleri yollamış. Ertesi günü apar topar gelen çilli horozun korkudan hem aklı hem de tüyleri birbirine karışmış. Krallık tahtında oğlu Kara horoz varmış ama bizim çilli onu korkudan tanıyamamış. Kara horoz kral olarak konuşmaya başlamış:
“Nasıl bir hȃl içindesin? Cimrilikte yok emsalin. Para sevgin evlatlarından daha mı derin. Şimdi benim elimdedir kaderin. Söyle bakalım ben kimim?”
Çilli horoz evden kovduğu oğlunu tanımış. Horozluktan istifa edip civciv olmaya bile razıymış. Kara horoz bir ders vermek istemiş:
“Canını bir şartla bağışlarım. Yıllarca sakladığın külçe altınları damından çıkaracaksın ve ellerinle büyük bir okul yapacaksın. Ülkemizde okumayan hiç bir çocuk kalmayacak.” demiş.
Çilli horoz korkudan sarayın avizesine konmuş. Vezirler eşliğinde yola koyulmuş. Damın altı üstüne gelmiş, altınlar tek tek bulunmuş. Bölgenin en büyük okulu bu ülkede kurulmuş. Kara horoz, babası ile büyük gurur duymuş.














































