DENEME
Giriş Tarihi : 22-12-2025 01:08   Güncelleme : 22-12-2025 02:44

Bir Şairin Kırılgan Mirası / Can Akın

Yazan: Can Akın -BİR ŞAİRİN KIRILGAN MİRASI

Bir Şairin Kırılgan Mirası / Can Akın

BİR ŞAİRİN KIRILGAN MİRASI
Kaybolan İzler ve Unutulma Korkusu

​80.000’i aşkın takipçiden oluşan koca bir dijital ailem var. Maddi hiçbir beklenti gütmeden, ruhumun en derinlerinden süzülen şiirlerimi, kadrajıma takılan anları ve zihnimdeki fırtınaları onlarla paylaşıyorum. Kalbimden kopan her bir dizeyi, ruhumun bir parçasını emanet ettiğim kitaplarımı ise bir vefa borcu edasıyla, yanı başımdaki sanatseverlere ve kitapsever dostlarıma dağıtıyorum.

Sokakta attığım her adımda, yüzüm tanıdık bir tebessümle karşılaşıyor. Bir el uzanıp halimi hatırımı soruyor, gözleri şiirlerimde yatan hüznün izlerini taşıyor. Kimi zaman, o naif dizelerimden dolayı beni teselli etme ihtiyacı dahi duyuyorlar.

Bilhassa, yüreğime dokunan yazılarımdan sonra tanışmak için yanıma gelenler olduğunda, o sevgi ve saygı dolu bakışları büyük bir minnetle kucaklıyorum. Onlarla tanışmak, ruhumun beslendiği en değerli hazine.

Sosyal medyadaki bu geniş ailemle kurduğum bağ o kadar güçlü ki kaybettiğimiz değerli arkadaşlarımızın ölüm yıl dönümlerinde dahi onların ruhunu yâd ediyorum. Onların dünyaya bıraktığı o eşsiz eserlerden örnekler vererek anılarını tıpkı sönmeyen bir kandil gibi hep canlı tutmaya çalışıyorum.

Vefatın Acı Gerçeği ve Silinemeyen Profiller

Geçenlerde, sosyal medyadan gelen o soğuk ve resmi mesajla yüreğim sızladı: "Hareketsiz 1900 profili silmek ister misiniz?" Bir an durdum. Neden hareketsizlerdi? Merakla listeye baktığımda, karşılaştığım tablo canımı yaktı. Çoğunluğu, hayatımın farklı duraklarında omuz omuza görev yaptığım iş arkadaşlarımdı.

Türkiye’nin 14 ayrı ilinden ve ikamet ettiğim 22 farklı ülkeden biriktirdiğim kadim dostlarımdı, onlar... Dayanamayıp bazılarını telefonla aradığımda, aldığım cevaplar beni derin bir yasa boğdu. O güzel insanların çoğu vefat etmişti ve aileleri kimseye haber verme gereği dahi duymamıştı. Daha da acısı, çocukları geride kalan mirası paylaşma telaşındayken babalarının adını anmaktan, anılarını yaşatmaktan imtina ediyorlardı.

Başsağlığı dilemek için aradığımızda ise, sanki bir yükten kurtulmuşçasına sert bir tavırla karşılaşıyor, adeta "Öldü de kurtulduk." imajı çiziliyordu. Bu bir romantik ihanetti, hatıralara karşı. En yakınlarımdan biri olan yazar ve şair dostumun üç çocuğunu okutup meslek sahibi yaptığını biliyorum. Ancak şimdi o çocuklar, babalarının şiirlerini ve yazılarını internetten silmişler. Gerekçeleri: "Hatırlanmasın..."
Ressam arkadaşımın durumu da farklı değil. Çocukları, babalarının o eşsiz tablolarını, "Bu babamın eseri." diyerek gururla paylaşmak yerine, sanki bir ayıp gizler gibi saklıyorlar.

Maalesef, bugünlerde çalışmayı reddeden, babalarından miras kalan evlerde konforlu bir yaşam süren bir grup türedi. İnternet sayfaları ise kuş, çiçek, kedi fotoğraflarıyla dolu. Oysa babasını ya da annesini huzurevine terk edenlerin vicdanını hafifletme çabası, bu paylaşımların ardına gizlenmişti.

O 1900 profili silemedim. Silemiyorum. Çünkü her birinin ardında, benim hayatımdan bir kesit, yüreğimden bir hatıra gizli. O profiller silinirse sanki o anılar da sonsuza dek yitip gidecekmiş gibi hissediyorum.

​Unutulmanın Zarafeti mi, Yoksa Kaderi mi?

İşte tam da bu yüzden, içimde hüzünlü bir soru fırtınası kopuyor: Ben öldüğümde; dostlarım, arkadaşlarım ve hatta ailem beni çabucak unutur mu? Tıpkı o kadim dostlarımın hazin hikâyesinde olduğu gibi; geride kalan şiirlerim, yazılarım, fotoğraflarım bir hızla silinir mi dünyanın dijital hafızasından? Benim adımı anmaktan utanır, eserlerimi bir yük gibi mi görürler?
Peki ya seni unuturlar mı?

Saygılarımla

***


Editör: Neşe Kazan

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi