KİTAP ANALİZİ
Giriş Tarihi : 19-04-2022 19:16   Güncelleme : 17-08-2022 00:43

Bir Kitap: Adım Deliye Çıktı

Yazan: Mete Oğuzbeyli - BİR KİTAP: ADIM DELİYE ÇIKTI / MUTLU AYDURMUŞ

Bir Kitap: Adım Deliye Çıktı

BİR KİTAP: ADIM DELİYE ÇIKTI / MUTLU AYDURMUŞ 

İnceleme: Mutlu AYDURMUŞ Şiirleri

Şiirlerini yeni tanıdığım (henüz kendisiyle tanışma fırsatım olmadı) ve hemen kitabını alıp heyecanla okumayı beklediğim bir şairden ve kitabından bahsetmek istiyorum sizlere. Bu şair Mutlu AYDURMUŞ ve kitabının adı; ADIM DELİYE ÇIKTI. 

 

Gerçekten de deli bir şair. Akıllı bir adamın yazabileceği şiirler değil yazdıkları çünkü. Şimdi gelin bu şairin şiirlerini ve kendini tanımaya çalışalım.

Elbette kavram kargaşasına neden olmak değil amacımız. Kafa karıştırmak, şüphe doğurtmak, öğrendiklerimizi öğretenlerin işin ehli olup / olmadıklarını sorgulamak / sorgulatmak da.  Ama, edebiyatın ve edebî kabul edilen her şeyin daha çok irdelenmesi / irdeletilmesi, sorgulanması ve sorgulatılması bugün daha çok gerekmektedir.
Kendi kendilerine her türlü pâyeyi bonkörce vermekten çekinmeyen sanalın cesur şövalyeleri (!) ve cam edebiyatçıları (!) o kadar işi azıttılar ki; kendi dediklerinden başka doğru, kendi yazdıklarından başka ürün, kendi öğrencilerinden (!) başka kişi tanımaz oldular. ..Ve verdikleri fetvalar ile bazen Halk Edebiyatı / Halk Şiirini bazen ise Divan Edebiyatı / Divan Şiirini yok saymaya, hızlarını alamadıklarında da Hece Şiirine dil uzatmaya cüret eder oldular. Dinlemekten çok konuşmanın, okumaktan çok okunmanın revaçta olduğu ve prim yaptığı günümüzde genelde edebiyat, özelde ise şiir / hece şiiri konusunda gördüklerimizi, bildiklerimizi kapasitesi ve fikrince karınca misali yazmaya çalışacağız.

Edebiyatta edebî bakış, eleştiri ve edeştiri arasındaki ince çizgi, inceleme aslında başlı başına bir alandır. Övgüyü yorum ile, yorumu eleştiri ile, eleştiriyi edeştiri ile, bakmayı görme ile, görmeyi inceleme ile karıştırmadan “ne olmadığını ve haddini bilerek yapılan her samimi çalışma ve verilen emek bir anlam teşkil eder" prensibi ile hareketle; bu değerli kalemi mercek altına almaya başlıyorum.
  
2004 yılından beri içlerinde bulunduğum edebiyat siteleri içerisinde bir büyük gereksiz çoğunluğa rağmen gerçekten işini ciddiye alan, yaptığı ve yapmaya çalıştığı işe bir sanatkâr prensibi ile yaklaşan ve kendini geliştirme yolunda her türlü gayreti gösteren az da olsa bazı kalemleri tanımak şiir adına yarınlara taşıyacağımız umutları hep canlı tutmuştur. Ve, biliyorum ki ancak onlar geçmişten aldıkları meşaleyi ileriye, daha ileriye götüreceklerdir.( yakalarını ç/engellerden kurtarabildikleri ölçüde )

Mutlu AYDURMUŞ’un şiirlerini öne çıkaran en önemli özelliği özgünlüğü. Oldukça yüksek bir şiir zekâsına sahip. Hissedebilme becerisi, hissettiklerini duyguya, duyguyu mısralara dökmedeki pratikliği ifade etme yeteneği ile bir uyum içinde. Mesela AKIL HASTANESİ isimli şiiri yazmak, hissetmeden olabilecek bir şey değil. Orada yaşanmışlıkları kurgulamak tam manasıyla hissetme ve yaşama başarısıdır. Genellikle sade, anlaşılır ama etkili ve sivri bir dili var. İfadelerindeki vurgu zaman zaman çoklarının kullanmaktan çekinebileceği uç ve marjinal söylemlere varabiliyor.
Aslında, şiir otoritelerince çok tartışılan bir konu  "şiir dili ” konusu... Bazıları; üniversitede hocasından dağdaki çobana kadar her okuyanın anlayabileceği üslupta olmalı derken bazıları da daha edebî, daha seçkin ve daha etkili kelimelerden oluşmalı diye düşünür.
Kesinlikle şiire hâkim ve kendinden emin bir duruş sergilerken şiirdeki sürükleyiciliği ve devamlılığı, mesaj vermedeki rahatlığı, kafiye kaygısı taşımayışı büyük bir avantaj olarak karşımızda duruyor. Bazen bu rahatlık ve serbestliklerin hata yapma riski taşıdığı, şairi tembelliği ittiği, kendini zorlamadığı ve geliştirmeye yönelik adımları attırmadığını bilinse de akıllı, ne yaptığını bilen ve şımarmayan kişilerde bu risklerin olmayacağına da inanmak istiyoruz elbette!
Şiire hâkimiyet ve bütünlüğü sağlamak noktasındaki şiir – şair ilişkisi, nehre giren bir insanla nehir arasındaki ilişki gibidir. Ya suya giren gayet güzel yüzerek istediği hareketleri yapar ve suya hükmeder ya yüzme bilmez ve acemidir, su onu istediği gibi savurur ve su ona hükmeder.
İşte, şairinin şiire hükmedip edemeyeceği onun donanımıyla bağlantılıdır. Bazen öyle bir dağılır ki; “Halep’ten girer ama ancak Şam’dan çıkar “ misâli, ilk mısra ile son mısra arasında bu denli uzun mesafeler oluşur. Ne bütünlük sağlanır ne mesaj verilebilir. Özellikle hece şiirlerinde kafiye zorunluluğu ve kafiye bulmaktaki sıkıntı gerek anlamsal gerek sürükleyicilik ve devamlılık anlamında şairinin yakasını bırakmaz.
Halk Şiirinin akıcılığı, Divan’ın anlamı ve zenginliği, Mehmet Âkif’den Necip Fazıl’a, Cemal Safi’den Abdurrahim Karakoç’a kadar son devrin ustalarının bazı özelliklerini mısralarında yansıtırken ne geleneksel heceden ne şehirli heceden asla vazgeçmeyeceğinin sinyallerini verip, şiirlerinde edebî sanatları kullanmayı da ihmal etmiyor. Hemen her şiirinde tasvir ve teşbihi ( kendine has üslûbu ile) …kullanma, ima ile anlatma:
 
“Ne cehennem ne cennet bildiğin Araf’tayım 
Umut hangi yandaysa ben öbür taraftayım”(Bir Deli’nin Güncesi/Önsöz 

Her ayrılık ihtilal, her gidiş bir devrimdi(Bir Deli’nin Güncesi/Önsöz 

O kadar yoruldum ki aldığım nefes bayat (Bir Deli’nin Güncesi/Önsöz 

Her sabah uyansam da dudağımda uçukla
Yokluğunu tam ettim aşkı çarpıp buçukla(Adım Deliye Çıktı)

Kaç ziyanla dolu gönül sandığım(Demek ki)

Freni patlamış tırın önüne
yatmak gibi bir şey 
Sana güvenmek(Sana Güvenmek)

Kırk yıllık şeytandan olmuyor melek(Sana Güvenmek)

Ardından ateş dondu sular yandı dumansız(Az Öncesi Huzur)

Umudum kopmuş uzuv kan kızılı bir şakak
Yüreğimde patlıyor sanki bütün bombalar(Az öncesi Huzur)

Kimi gün bir ölüyü dönecekmiş farz etmek 
Kimi gün ahvalini bir deliye arz etmek(Aşk)

Ruhumda kadim çağlar sürgünü bir illet var(Destan Düşer)

Durgunum, yere düşmüş yağmur tanesi gibi( Bende Kalsın)

Her terk ediş bir sala her veda ezan bana(Bende Kalsın)

Dudakların sanki Kayı tamgası 
Gözlerin ki bir şairin imgesi
Oğuz Ata boylarının simgesi 
Gümüş oktan, altın yaydan güzelsin(Güzelsin)

Ateşin üşüdüğü gecenin ayazında(Çanakkale)

Mademki dertli başım omuzunda bir yüktür 
Kır gitsin kalemimi yüce Mevla büyüktür(Git)

Doldur da ver içeyim ellerinden hüzünü 
İntiharlar okusun bu aşkın son cüzünü(Git)

Söyleyecek sözüm yok bu aşkı helak ettin 
Sen ruhumun gördüğü en büyük felakettin(Git)

Seninle bir bütündük Mekke’yle Mina gibi 
Ortada koyup gittin veled-i zina gibi (Hayrıma)

Dünyalık arzuları bir ucube put sayıp
Sevdamı bir dervişin şiarıyla kutsayıp(Visal)

İçimde bir volkan var yanmadığım günüm yok(Acaba)

Elbet fırtına biçer yüreğe rüzgâr eken(Adın Batsın)

Sabrım isyan bendini çağlayıp yıktı bugün( Genel Af)

Yunus’un dergahında sevgi dolu demliğim 
O yüzden aşk bilmeze yabancıdır kimliğim(Son Kale)

Her yangında üşüyüp her çığda pişen benim 
Bir Ebabil vurulsa toprağa düşen benim(Son Kale)

Bir kardelen kederi soldurur laleleri(Bir şairin tuvalinden)

Kerem’in selefiyim Aslılardan sor beni(Ahde Vefadır Adım)

Ben yağmurun gözlerinde 
Cinnet görmüş bir adamım(Bir Adam)

Derdi saydım misafirden 
Gece korkar mı zifirden? (Bir Adam)

Bir eyvah’ın balyozuyla kırılıyor cesaretim(Otuz Yıldır)

üç bin harfte bir tek rahmet arıyorum otuz yıldır ( Otuz yıldır)

Ben ağlarım bin parça dökülür her surattan(Aşk/2)

Kimliksiz yalanları evlat edinir diller(Sen Gidersen/Şair Gider)

Tövbeler hicap duyar günaha dâhillerden(Sen Gidersen/Şair Gider)

Cinayet işler umut kan kokar avuçları(Sen Gidersen/Şair Gider)

Seneler haciz koydu senden geri kalana(Senin Yüzünden)

Siz köksüz yalanları tek hakikat sayarken 
Ben öksüz gerçeklere yar olmaya çalıştım(Sükut)

Kaç yalanın sofrasına bağdaş kurduk saygısızca(Helak)

Nefs isimli şeytanın gölgesinden çıkarak 
Hakk’ın emrine boyun eğmektir sana sevdam Dünyalık hevesleri bir put gibi yıkarak 
İbrahim’in izine değmektir sana sevdam(Sana Sevdam)

Kim gitse hayatımdan birkaç yaprak düşürdü(Közlerim Bayram Etsin)

İçimde param parça bir yığın düş kırığı 
Hangi birine yansam tetikler hıçkırığı( Sahipsiz Ölü)

Gözümde yetim kalmış bir çocuk ürkekliği
Ne vakit seni ansam ağlattım erkekliği(Sahipsiz Ölü)

Ben hasret yıldızının gündüz ışıyanıyım
Nerde bir çile varsa onun aşiyanıyım
Bildiğin enayinin sancak taşıyanıyım
Şu koskoca dünyada eşim dengim yok yavrum(Yürek Fukarası)

Baş ucumda bir tufan kan rengine boyalı 
Adım atsam üstüme düşüyor yıldırımlar 
İçimdeki meczubun çağrısına uyalı 
Bildiğim tek adresim şu izbe kaldırımlar(Bir Delinin Güncesi/ Karalamalar

İdam mahkûmu gibi gözlerim hep şafakta 
Gardiyan yelkovanlar adımı fişliyorlar 
Bazen de dolaşırken bir ucube sokakta
Aç akrepler saldırıp gölgemi dişliyorlar (Bir Delinin Güncesi/ Karalamalar

Her zararın ardından cemettim çoğu azla(Rastlantı)

Gözümde yağmurları sindiren bir sağanak 
Ağlasam kıyamettir, hıçkırsam Nuh tufanı 
Etrafta ne liman var ne sağlam bir sığınak 
Gitgide tükeniyor umudumun irfanı(Bir Delinin Güncesi/ Sayıklamalar)

Gölgeler yüklenirken gecenin terkisine 
Gaipten yankılanan sedalar duyuyorum 
Gizleyip ürkekliği bir anne türküsüne 
İsimsiz bir mezarın koynunda uyuyorum(Bir Delinin Güncesi/ Sayıklamalar)

Sen gidersen yıkılır iman adlı sığınak(Sen Gidersen/2)

İhanetle sevişir hasret denen fahişe
Gayr-ı Meşru sevdalar tatlanır sen gidersen (Sen Gidersen/2)

Hakikat ağzının dilidir gözler(Lüzum Kalmadı)

Bir intihar öpüyor gözlerimden her gece(O kadar Yaşıyorum)

Mülteci yalnızlığım dolaşırken caddede(O kadar Yaşıyorum)

Gece bile kör gölgeler ardım sıra yürür oldu Gözlerim ki her aynada intiharlar görür oldu(Sen Gideli)

Bu aşkın yağmurun da kaç günahtan arındım(Rahmet)

Her şiir doğumunda uzadıkça geceler 
Sabahı göremeden sızmaktır sana sevdam( Sana Sevdam/2)

Gözlerim bulutlardan hüzün sağdı günlerce 
Ben ağladım bu kente yağmur yağdı günlerce ( Yokluğunda)

Gönlüme reva diye sunduğun eziyeti 
Şaire ilham versem yitirir meziyeti( Sen Hala Uyuyorsun)

Sensiz geçen her anım met-cezir sığlığıdır
Gözlerimdeki yaşlar bir ölüm çığlığıdır(Hal Beyanı)

Gönlüm deprem sonrası umutlarım kördüğüm
Bir enkaz yansıması aynalarda gördüğüm(Hal Beyanı)

Sanki Kızıldeniz’de ben diklendim Musa’ya 
Sanki bendim Firavun yendirildim asa’ya(Oysa Ben)

Bu gördüğün bir dağın yele diz çökmüş hali(Mülteci)

Sanki Nuh’un tufanı umutlarım toz duman(Sükutu Kalem)

Belenirken kaygılar bir anne kucağında(Vesselam)

Nerde bir ölüm olsa sen düşersin aklıma( Vesselam)

Ne sigara ne bir çay ne karanlık ne gece 
Musallada bekleyen ölüler anlar beni 
Kalem ıstırabımı kussa da hece hece 
Ancak tımarhanelik deliler anlar beni(Bir Delinin Güncesi/4)

Bir busen kederi çıkarır taca 
Gözlerin huzura bakan taraça(Seninle Olmak)

Kah Mecnun’un çölünde seraplar görür oldum 
Kah Babil’in bağında asmada çürür oldum Mezarlıktan korkan ben, tabutta yürür oldum Burada dirhem dirhem ölerek yazıyorum( Bir Delinin Güncesi/Akıl hastanesi )

Bebekken terk ettim emeklemeyi 
Sen çağır yanına koşar gelirim(Aşk Dilencisi)

Aşk kilimdir ilmek ilmek örülen 
Aşk merhemdir her yaraya sürülen(Seviyorum Ayşe’yi)

Uyutulmuş beynimde deliliğim delirdi(Bir Delinin Güncesi/Akıl hastanesi-2)

…. becerisi ve zekâsı etkileyici. Şiirlerinde, tek kalıp ve tek şekil yerine hecenin birçok tarzını denediğini görüyoruz. Beyitlerini gazelden kafiye sitemi ile ayrı tutarken, koşmalarında bazen ayak bazen ise redif / nakarat tercihleri, şehirli hecenin daha çok tercih ettiği çapraz kafiyeli kıtalar ve bend sistemi ile verdiği örnekleri görmek mümkün. Aşk, sitem, öfke, vatan sevgisi, ilâhi duyarlılık, sosyal duyarlılık ve yanlışa baş kaldırış...
 
Zengin de fakir de elde yok gider(Ölüm Var)

Şerbet içtik diyoruz zehiri yutup yutup( Kör Değiliz)

Kim vatana göz dikse suratına tükürdüm
Ben sizden fazlaca Türk sizden fazlaca Kürdüm ( Son Kale)

…gibi ana temalar ağırlıklı olarak mısralarında yer buluyor.
 
Şiirlerin olmazsa olmazlarından biri olan  "duygu” yönü AYDURMUŞ’un bir başka özelliği. Bu yönüyle ele alındığında; duyguyu ikinci plana iten tek şiiri nerede ise görülmemekle birlikte hiçbir şiirinde ve hiçbir hitabında güçsüzlük, perişanlık, derbederlik gibi arabesk duyguları görmediğimiz şair, Karadeniz’in dokusal özelliklerini, hırçınlığını, ne olduğunu ve ederini çok iyi bilen; kendinden emin, vakur ve kararlı bir görüntü çiziyor.
Mükemmel bir robot yapabilirsiniz ve ona insanın yapabileceği her şeyi de yaptırabilirsiniz. Ama onu ağlama zamanında ağlatamaz, gülme zamanında güldürmez, heyecanlanma zamanında heyecanlandıramazsınız. En mükemmel şiir tekniği ile yazılmış olsalar da duygu yönü olmayan şiirleri ben hep robotlara benzetirim.
“Aşk “ dediğinde; olması gerekeni, aşkın gerçek yüzünü, zamanenin aşk yorumu anlayışına tepkisini ortaya koyarak İlâhi aşkla harmanlanmış hâline daha çok vurgu yaptığını görüyoruz. Öyle ki bazı mısralarında ve şiirlerinde aşkın beşeri mi / İlâhi mi olduğunu anlamak için mısralar arasında bir hayli zaman geçirmek gerekiyor. Aşağıdaki şiirlerde acaba okuyucunun kafasının karışmasını mı istemiş, okuyucuya beşeri aşkın İlâhi aşktan soyutlanamayacağı mesajını mı vermek istemiş yoksa kendi aşk anlayışını mı ortaya koymuş, bunu en iyi ancak kendisi bilecektir elbette.
                                                  
 Aşk
“Bazen kafa tutmaktır yedi düvele karşı 
Bazen Bizans önünde çalmaktır hücum marşı İstanbul’un fethiyle onurlandırıp arşı 
Ayasofya’da o gün okunan ilk ezandır

Nice şahı, sultanı çıldırtıp zül eyleyen 
Tahir ile Zühre’yi mezarda gül eyleyen 
Bir Aslı’nın uğruna Kerem’i kül eyleyen 
Sönmedi sönmeyecek bir ateş-i suzandır

Şiirlerinden öne çıkan bir başka özellik ise şiir sesindeki etkileyicilik. İnanıyorum ki hiçbir okuyucu onu okurken uyuma ihtiyacı hissetmeyeceği gibi uykusu da açılacaktır.
Elbette bu yetenekte olan birinin şiirlerine daha profesyonel gözle bakmak, daha duyarlı ve hassas terazi ile tartmak daha ince mercekle incelemek gerekir. Aslında, bulunduğumuz ortamların şiir adına çok şey konuşulduğu ve paylaşıldığı yerler olmasını isterdim. Ama öyle değil! Söyleyeceğimiz her sözün “acaba nereye çekilecek" endişesini taşımamak mümkün mü? Her ne kadar bu tür endişeler taşıyan bir karakter yapısına sâhip olmasam da; kelimeleri çok dikkatli seçmek ve tevile mahal vermemek gerektiğine inanırım.
Desem ki;
a) Ciddi bir kalemin her yazdığı şiir bir öncekinden farklı olmalı.

b) Son şiiri çıtasını bir adım yukarı çıkarırken bir sonraki şiirinde düşüş yaşanmamalı.

c) Bir yandan şiirleri oluşturan kelime sayısını artırırken diğer yandan aynı anlamı ifade edebilecek alternatif kelimeler bulunmalı.

d) Şiirlerdeki  demlenme süreleri biraz daha uzun olmalı

e) Özellikle tepkisel şiirlerdeki üslûba yerleştirilen kelimelerin güncel sokak dilinden arınıp daha edebî dile dönüşümü sağlanmalı ( hepimizin eksikliğidir bu)

d) Kullanılan kafiyeler bir üst sınıfa ait olmalı ve olabildiğince uzun kelimelerden seçilmeli.

e) Bozulmuş, sulanmış şiir dünyasının magazinsel boyutundan olabildiğince uzağında ama şiirin merkezinde bulunulmalı.

f) Özellikle felsefecilerin şiir hakkındaki düşünceleri ve makaleleri başta olmak üzere poetika ile alakalı ne varsa çok okumalı, çok çok okumalı!

g) Şeytandan kaçıldığı gibi günün şeytancıklarından da uzak olunmalı.

Çıtasını yükseğe, en yükseğe ayarlayıp; şiir yolunda çok çok yukarılarda görmek istediğim ve hak ettiğine / edeceğine inandığım Karadeniz’in bu yetenekli kalemine başarılar dilerim. Yolun açık olsun. Okurun bol olsun,  Sayın Mutlu AYDURMUŞ. 

Admin

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi