BAYRAMIN KOKUSU
Muhtemelen "Bayramın kokusu olur mu?" diyeceksiniz. Hazır bayram yaklaşırken hatıralarımızda canlı tutmaya çalıştığımız o bayram günlerine yolculuk yapmaya var mısınız?
Bir zamanlar dört gözle bayramın gelişini bekleyen çocukluğumuz düştü aklıma.
Bayramın gerçekten bayram olduğu günler...
Bugün adına bayram dediğimiz ancak adını sadece yaşatmakla yetindiğimiz hâlen anılarımızda korumaya çalıştığımız; bizleri geçmişe götüren bu yolculuktan alıkoymayan hafızalarımızdan silinmeyen bayramlar....
Olmazsa olmaz hediye ve harçlıklarla özel kılan.
Olmadığından, ihtiyaçtan değil; sevindirmek için konuşan gözlerde mutluluğu görmek için.
Akşamdan yanı başımıza koyduğumuz bayramlıklar, nasıl güzel hissettirip bizleri mutlu ederdi.
Çocuk aklıyla duamızda bir an önce sabahın olmasını dileyen çocukluğumuz...
Ara ara uykudan uyanıp yanı başımızdaki hediyelere bakıp tekrar uykuya dalan çocukluğumuz.
Bazılarımız için ayakkabı bazılarımız için giysi bazılarımız için oyuncak olurdu hediyemiz.
Odamızı deri kokusu sarardı; bazen giysinin kumaş kokusu bazen de genzimize ulaşan oyuncağın plastik kokusu. Günlerce odamızı terk etmezdi ama mutlu ederdi.
Bugünlerde nerede kaldı o bayramların kokusu?
Harçlık toplanarak koşa koşa mahalle bakkalına gidilen bayramlar...
Gazete kâğıdından yapılmış külahlara konulan büskivileri de unutmamak lazım.
Birkaç çeşitten oluşan, kapakları açılarak kutucuklardan seçtiğimiz leblebi tozu ve şekerlemeler...
İki katmandan oluşan arası kremalı bisküvileri birbirinden ayırarak kremasını yalamak eminim bir çoğumuzun yaptığı şeydi.
Annelerimizin fındıklı kurabiyesi, yaprak sarması evin içinde mis gibi kokardı.
Nerede kaldı şimdi o bayramların kokusu…
***














































