ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 04-01-2026 19:46   Güncelleme : 06-01-2026 15:03

Bastonun Sesi / Arslan Ali Çakırkalın

Yazan: Arslan Ali Çakırkalın -BASTONUN SESİ 

Bastonun Sesi / Arslan Ali Çakırkalın

BASTONUN SESİ 

İhtiyar, ameliyat olduktan sonra kontrole gitmek için erkenden kalktı ve giyindi, çaydanlığa su doldurup ocağın üstüne koydu.

Dışardaki serçe ötüşü, onu pencereye yönelti.
Serçenin ötüşünü seyre daldı. Şehirlerde kuş sesi pek duyulmaz,bu serçe ihtiyarın çok hoşuna gitti.

Güneş ışıkları, her zamanki gibi parlak ve muhteşemdi. Ağaçların ufak yapraklarını parlatıyordu.

Yalnız serçe halen ötüyordu, belli ki eşini bekliyordu. O güzel manzara, çaydanlıktaki suyun taşmasıyla son buldu. Ocağı söndürdü, demini koydu, yavaş yavaş yudumladı çayını.

Diğer taraftan, tahlillerinin sonucunun ne olduğu endişelendiriyor, hastaneye biraz daha erken gitmek istiyordu.

Yavaşça kalktı, ameliyatını yapan doktora bir kitabını götürmek istiyordu, doktorun adını yazıp imzaladıktan sonra hastane yoluna koyuldu.

Sol elinde kitabı, sağ elinde bastonu ve ona itaat etmeyen bacağıyla yavaş yavaş yürüdü.

Hastane bahçesine vardı…

Boş bir banka oturup gelen giden insanları seyre daldı. Sağa-sola, ileri-geri gidenler telaşlı bir şekilde koşturuyorlardı.

Yanında ağlayan kadın, çimlerin üstüne uzanmış delikanlı, sanki gökyüzünü inceliyor gibiydi; bir deri bir kemik olmuş zayıf bedeni kendini uzakta gösteriyordu. Üstündeki gömlek bile artık bol gelmişti ona…

Duvara yaslanmış orta yaşlı iki kişi, hınçlarını kaçak sigaradan çıkarıyor gibiydiler.

İhtiyar yavaşça kalktı, salona doğru yürüdü, annesinin kucağında bitkin bir halde oturmuş altın sarısı saçlı küçük kız ihtiyarın bastonunun çıkardığı sese pür dikkat bakıyor, bastonun çıkardığı ses, küçük kızın hoşuna mı gidiyordu yoksa ona tuhaf mı geliyordu, kimse bilmiyordu.

İhtiyar uzaklaşana kadar, dinledi o bastonun çıkardığı sesi.

Tık, tık, tık, tık…

Kim bilir, belki de bu melodiyi ilk olarak duymuş ve görmüştü. Çok hoşuna gittiği mimiklerinden anlaşılıyordu.

Dar koridorda, gözlerine siper ettiği kaba elliyle doktorun odasını arayan ihtiyar, tek tek odalara bakıp ilerliyordu.

On yedisinde gözlerini tavana dikmiş bir delikanlı, sanki kısacık ömründe oynadığı tüm filmleri izliyor gibiydi.

Sonunda doktorun odasına vardı, beklemeye başladı. Kapı açıldı…

Hemşire, “Bugün doktor bey gelmeyecek, yarın gelecek.” deyip kapıyı kapattı.

İhtiyar yavaş adımlarla dışarıya doğru yöneldi, kitabını sıkı sıkı tutarak…

Küçük kıza baktı, gitmişlerdi; oturdukları yeri boş görünce de özler gibi oldu küçük kızı.

Yolun öbür yakasındaki parka doğru yürüdü. Parktaki banklar hepsi doluydu. Biraz dinlenip öyle gidecekti eve.

Bir bankta oturan dört lise öğrencisinin yanından geçerken bir genç, “Dede oturacaksan, buyur.”deyip yerini ihtiyara verdi. Genç de hemen çimlere oturdu.
İçlerinden biri çok konuşuyordu, zeki birine benziyordu.

O çok konuşan genç, “Vay, vay,vay…” diyerek,
“Dedeye bak hele, elinde kitap bu yaşta… 
Helal olsun dede, okuyanları çok severim.” diye ekleyip izinsiz şekilde ihtiyarın elindeki kitabını aldı.

Yere oturan genç, “Aa ben bu kitabı biliyorum, amcamda da var aynısı…” deyip arkadaşının elinden aldı.

“Çok güzel bir şiir var kitapta.” deyip şiiri arkadaşlarına gösterdi. 

“Bak, ‘6 Mayıs Çiçekleri’ adlı şiir çok güzel.” deyip, bazı yerlerini anlamadığını söyledi arkadaşlarına…

“Mesela bakın diyor ki şair...
‘Bizim deli rüzgarlarımız vardır,
Durur mu hiç deli rüzgarlar...’
Rüzgarlar diye bir şey yok ki tek bildiğim bir rüzgar vardır, rüzgarı çoğul yapmış.”

Diğer genç, “O başka bir şey daha anlatıyor oğlum bence.” dedi.

Diğer genç ise sessizdi.

İhtiyar, “Bunlar yazara küfür ederlerse sesimi çıkarmayacağım, kitap benim demeyeceğim.” diye içinden geçiriyordu ki…

Diğer genç, “Dede sen ne diyorsun bu şiir hakkında, okudun mu bu şiiri?”

İhtiyar: Evet, okudum…

Genç: Sen anladın mı peki?

İhtiyar: Evet evlat, çok kolay.

Dört genç pürdikkat ihtiyarı dinlediler.

Genç: Dede sana tekrar okuyayım istersen…

İhtiyar: Ver ben okuyayım size…

Gençler hafif tebessüm ederek ihtiyarı dinlemeye başladılar.

İhtiyar: Bakın çocuklar, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümüne ithafen yazmış şair bu şiiri. Yalnız Deniz ve arkadaşları değil, o zaman ölen tüm devrimciler içindir bu şiir. Tüm ölen 68-78 kuşağı gençlerini anlatıyor bu şiir. Anladınız mı şimdi?

Başlarını önlerine eğerek, “Evet…” yanıtı verdiler gençler.

İhtiyar kimliğini çıkardı, kitaptaki yazarla karşılaştırdı. Gençler kitabın yazarı ihtiyar olduğunu anladılar.
İhtiyarın elini öpüp kuyu bir sohbete daldılar.

***

Editör: Deniz İmre

EditörEditör