ANI
Giriş Tarihi : 20-06-2024 14:45   Güncelleme : 20-06-2024 15:42

Ayaklı Kütüphane / Ümmügülsüm Hasyıldırım

Yazan: Ümmügülsüm Hasyıldırım -AYAKLI KÜTÜPHANE

Ayaklı Kütüphane / Ümmügülsüm Hasyıldırım

AYAKLI KÜTÜPHANE

Yeniden öğrenci olmak, yeniden sana kapı aralayan rehberinle uzun uzun muhabbet edip yeni sayfalar açmak. Bilgi karşısında boyun büküp hayran kalmak. Yeni ufuklarda yepyeni fikirlere doğru yol almak, zaman yolculuğuna çıkmak gibiydi.

Öğrenmenin yaşı yoktur ya hani. Bir hadiste "Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz" der ya işte, iliklerime kadar bir kez daha hissettim bu zaman yolculuğunda. O gün eşim ve ben, heyecanla şeker toplamaya çıkmış bayram çocukları gibiydik. Mesajlaşma sonucu, belirlediğimiz saatte, Armutlu parkına koşar adım gitmiştik. Sayın Necati Hasçağan Hoca’mızla buluşma ayrıcalıktı sonuçta.

Yeni ufuklar yeni yerler keşfetmiş kaşif gibi, derin denizlerden okyanuslara açılan balıklar gibi, susuz çölde su kuyusu bulmuş meczup gibiydik doğrusu. Okumanın hakkını en iyi veren biriyle muhabbet etmek, cehaletin sınırını iliklerime kadar hissetmek demekti. Hani; "dolgun başağın başı yerde olur" derler ya capcanlı karşımızdaydı.

Okumayı çok seven biri olarak, tek yönlü beslenmeyi sevmediğim gibi tek yönlü okumayı da doğru bulmam aslında. Ancak bu düşüncemi layıkıyla yerine getiremediğimi acı bir şekilde öğrendim. Her düşünceye her akıma ait kitaplarla dolu olan kitaplığımda, ne kadar çok eksiğim varmış meğer. Asıl okumam gerekenleri, istememe rağmen erteleyen kafama sitem ettim.

Koşarak gittiğim parktaki o masa, hayatımda hiç unutamayacağım konsantre ilim saati oldu. Lise öğretmeninin karşısında, bildiğini unutan, hafızasındakileri arapsaçına döndüren, söylemek istediği duygularını beyninde boş, bembeyaz bir sayfaya döndüren küçücük bir kız çocuğu oluverdim. Hocamız, eşime ve bana bir ömre yetecek nasihatleri hediye ederken; hak etmediğimiz iltifatlarla süslüyor, bizi onure ediyordu.

Saatin hızı, ışık hızına bedel gibi geldi. Onca saat buhar olup uçmuştu da biz fark edememiştik. Durmadan çalan telefonlar sohbete balta vurunca sessize alsak ta ancak önünü anlamıyorduk. Zamanı en kaliteli bir şekilde geçirme çabamız hat safhadaydı. Nihayetinde karşımızda, ayaklı bir kütüphane duruyordu. Yer yer incilden paftalar alıyor, yer yer Kur'an’dan ayet mealleri veriyordu. Bazen Tevrat’tan alıntılar yaparken, zaman zaman da Adem Aleyhisselam'ı anlatıyor; bizim her defasında gözlerimizi daha çok açmamıza sebep oluyordu.

Bir ara Papaz Martin Luther'in cehennemi satın alışını anlatıyor, bir ara peygamberimizin "Bilim müminin yitik malıdır. Nerede bulursa alır" sözünü hatırlatıyordu. "Okurken Kur'an'ı oku ama anlayarak oku. İncili, Tevratı da oku ki neyi neden kabul ettin, bil; savunurken elinde delilin olsun. Bilgi insanın en güçlü silahıdır" diyordu. Matruşka gibi çıktıkça içinden daha fazla bilgi çıkıyor, bir karış daha açıyorduk ağzımızı.

Sohbetin ilerleyen saatlerinde hikayelere yer veriyor, "sana son öğretmenlik tavsiyem olsun" dediği kitapları öneriyordu. Kitaplığımda olduğu halde henüz okumadığımı duyduğunda, "büyük kayıp, hemen okumalısın" derken sesi buruktu. Muhabbetin tadı kıssalarla şerbetleniyor, Kanuni Sultan Süleyman'a kadar uzanıyordu.

Soy ağacımız söz konusu olunca, akrabalık bağları çıktı ortaya. Ortada bir bağ olması, nasıl da gururlandırdı cehaletinden utanmış nefsimi. "Benim atalarım nasıl da ilim sahibiydi" deme hazzı ısıtıverdi neslimi. Akraba olma duygusu öyle tatlıydı ki. Damağımızda kalan en leziz lezzetti.

Ayrılmak zordu. İmkan olsa saatlerce muhabbet etmek isterdik. Eşim ve ben masadan kalkarken, yüreğimizi bırakıp kalktık. Ama her güzelliğin bir sonu vardı. Epey yormuştuk kendisini. En nihayetinde biz, bu özel günde babalar gününü ve bayramını kutlayıp kalkmak durumundaydık.

Böyle bir fırsatımız daha olur mu bilmem ama bu gün ömre bedel bir gündü. Umarım bir gün yine bu fırsatı yakalama şansımız olur. Saygı, sevgi ve selamlarımızla, teşekkürler Necati Hasçağan Hoca’mız...

EditörEditör