ARINMAK YENİDEN DOĞMAKTIR
Bir ilk bahar sabahı idi, genç adam huzurla uykudan uyandı, saate baktı, 07:00’ı gösteriyordu. Kalktı, hemen hazırlandı, bir sigara yakıp arkadaşını beklemeye başladı.
Aradan yarım saat geçmemişti ki arkadaşı geldi, araca binip gittiler...
Sabahın gönüle huzur veren serinliği ve baharın mis gibi kokusu eşliğinde teypte Haluk Levent'ten “Bir yarim olsun isterdim…” parçasını dinleyerek köye doğru yolculuk yapmaya başladılar.
Yaklaşık yarım saat sonra köye, fıstık tarlasına vardılar. Doğanın sadeliği, toprağın kokusu huzur veriyordu.
Fıstık tarlasında güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra birer tütün sarıp çay eşliğinde içmeye başladılar...
Güneşin ılık sıcaklığı kış ortasında bir soba gibi ısı veriyordu. Toprak doğum yapmış, bitkiler nazlı nazlı filizlenmeye başlamıştı. Fıstık ağaçlarına baktı, henüz beş-altı yaşlarında, yeşillenen yaprakları güneş ışığıyla kristaller gibi parlıyor, gözleri kamaştırıyordu. Bu manzaranın adı; "tarifsiz huzur olmalı" diye düşündü genç adam.
İki arkadaş kalktı, fıstık ağaçlarına doğru yürümeye başladılar. Bir hafta önce aşı yapılan ağaçların aşılarına bakıyorlardı. Aşılar filizlenmeye başlamıştı. Genç adam ilk defa böyle bir şeyi canlı canlı görüyordu:
-Ne olacak şimdi bu filizlenen aşılar? diye sordu arkadaşına.
-Bu aşıları görüyorsun değil mi? Gördüğün bu ağaç bu aşı dalıyla vücut bulacak.
-Peki diğer dallara ne olacak?
-Aşı dalları biraz daha büyüyünce, ağaçların diğer dalları kesilecek ve artık bu aşı dalları ağaca dönüşecek.
Genç adam hayretle baktı, her ağaçta sekiz on dal vardı ve hepsi kesilecek ancak sadece aşı dalı kalacak ve bu aşı dalı vücut bulup fıstık vermeye başlayacak.
-Peki bu aşı dalları ne zaman fıstık vermeye başlayacak?
-Şu anki ağaçlar henüz beş altı yaşlarında ve biz aşılarını yaptık, ancak fıstık vermeleri için dört beş yıl daha bekleyeceğiz.
-Bu durumda ağaçların fıstık vermesi için yaklaşık dokuz on yaşlarında olmaları gerekiyor.
-Evet, öyle.
-Ama ilgimi çeken bir şey var burada, siz bu ağaçları altı yaşına kadar gelmesini bekliyorsunuz ve kurumaması için gereken bakımı da yapıyorsunuz. Altı yaşına gelen ağaçları yeniden sıfır yaşa geri döndürüyorsunuz.
-Hayır öyle bir şey yapmıyoruz.
-Gördüğüm ve anladığım kadarıyla aşılanan ağaçlar dört beş yaşlarında fıstık vermeye başlıyor. Yani aşı dallarının anaç olabilmesi dört yıl içinde gerçekleşiyor ve onun anaçlığına zarar verecek olan diğer dallarını kesiyorsunuz.
-Evet. Aynen öyle.
Genç adamın beyninde şimşekler çaktı, hayretle ağaçlara baktı, derin derin düşünmeye başladı.
İnsan ve ağaç arasında bir bağlantı kurmaya çalıştı. Ağacın fıstık vermesi için yenilenmesi gerekiyor ve bu yenilenmeyi gerçekleştirirken bütün fazlalıklarını, işe yaramaz alışkanlıklarını terk etmesi gerekiyor. Yepyeni bir ağaç olabilmesi için aynı kök üzerinden yepyeni bir değişim, gelişim, dönüşüm yapması gerekiyor...
Sonra kendine, insana baktı ve insanın arınabilmesi, değişebilmesi, gelişebilmesi, dönüşebilmesi için de aynı serüven, gayret, çaba gerekiyor diye düşündü.
Biz insanlar olumsuz alışkanlıklarımızı, bize yük olan fazlalıklarımızı üzerimizden atmadıkça dönüşemeyiz, gelişemeyiz, yenilenemeyiz haliyle üretken de olamayız, yeni bir dil, söylem, bakış açısı oluşturamayız. Hep aynı pencereden bakar, aynı şeyleri görür, aynı değerlendirmeleri yaparız. Bu sebeple robotik, monoton bir hayat yaşıyoruz.
Üretkenlikten ziyade tüketen oluyoruz.
Arınmak demek, ağacın aşılanması demek ve yeniden köklü bir değişim ve dönüşüm demektir diye düşündü genç adam.
Editör: Betül Eren















































