ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 26-12-2024 18:14   Güncelleme : 26-12-2024 19:07

Aralık / Kenan Gül

Kenan Gül -ARALIK

Aralık / Kenan Gül

ARALIK

Günün son ışıkları havada uçuşan sarı yapraklarla vedalaşırken adımlarını sıklaştırdı.Eve geç gitmek istemiyordu.

Sokakla minik avluyu birbirinden ayıran çitin ahşap kapısını oldukça yavaş araladı. Süzülür gibi içeri girdi. Küçük patika üzerinde yürürken rüzgarın etkisiyle yere düşen kuru dal parçalarına basmamaya dikkat ediyordu.

Olmadı. Biraz daha ilerleyince patikaya bakan pencerenin ardından onu izleyen iki çift gözle karşı karşıya kaldı. Biraz üzüldü. Kızı ve onun sevimli kedisi pencereden eve yaklaşan adamı izliyorlardı. Biraz daha yaklaşınca kızının yüzündeki gülümsemeyi farketti.Üzüntüsü yerini heyecanla karışık rahatlamaya bıraktı.

Kapıyı çalmadan kendiliğinden açıldı.Eşi eşikte soran gözlerle ona bakıyordu.Onun konuşmasına izin vermeden başını önüne eğerek kirpiklerini kapattı. Tamamdı.

Eşinin yüzü, aydan koparılmış binlerce ışık zerresiyle, ayaza inat aydınlandı. Birlikte içeri girdiler. Zaten ufak olan salonun, cam kenarına kondurulmuş kerevet üzerindeki kızı babasına dönmüş gülümsüyordu.

“Bugün neşelisiniz küçük hanım” derken kafasındaki "acaba" sorusuna cevap arıyordu aslında.

- Baba patikada aynı çizgi filmlerdeki gibi 
yürüyordun. Kendini görsen sen de gülerdin.

Adam da gülmeye başladı. Mutfaktan elinde çayla dönen kadın, eşine bardağı uzatırken,

“Hayırdır, baba kız ne kaynatıyorsunuz yine” diye sordu. Gülerek geçiştirdiler.

Adam çayı yudumlarken kadın kızını oturduğu yerden kucağına alıp sobanın kenarına getirmek istedi.

Adam “Bırak bir süre daha orda kalsın” diyerek göz kırptı.

Kızları uzun bir süre önce geçirdiği acımasız bir hastalık sonucunda yürüyemiyordu. Başka kardeşi de olmadığı için tek eğlencesi yanından ayırmadığı minik kedi ve avluya bakan pencereydi.

Yürüyebilmesi için çok uğraşsalarda olmamıştı işte. Uzun süredir eşiyle baş başa verip ona elektrikli bir sandalye alabilme çabasına girmişlerdi.

Ancak büyük kentin küçük ailesinde bu hiç de kolay değildi. Geçim savaşı bazen ufak mutlulukların bile önünde dağ gibi duruveriyordu.Ancak bu kez farklı olmuştu her şey. Bu durumdan işyerindeki arkadaşlarına bahsetmişti. Gerçi hemen hemen hepsi aynı zorluklarla yaşıyordu.

Anlatırken bir beklenti içinde olmadığını da defalarca belirtmişti.

Acar bir arkadaşı ondan habersiz işyeri sahibiyle konuşmuş ve o elektrikli sandalyenin firma tarafından alınmasını sağlamıştı.

Eşi ikinci çayı getirirken; “Aç karnına bu fazla değil mi, yemek yeseydin keşke" dedi.

Gülümseyerek cevapladı; “Sonra.”

Adam parmakları arasındaki bardağın sıcaklığını unutmuş avare gözlerle salona bakıyordu. Sanki bu akşam salon iki misli büyümüş, sıvası dökülen duvarları yeniden boyanmış gibiydi. Yerdeki kilim tezgahtan yeni çıkmış gibi tüm renklerini salmıştı ışığın altına.

Duvarın bir köşesinde asılı duran ahşap çerçeveli resimdeki ebeveynleri bir başka gülümsüyordu. Şaşkınlığını anlatabilmek için eşine döndüğünde, onun yüzündeki gamzelerin güzelliği hiç bu kadar belirgin olmamıştı sanki. Çayın avuçları içine bıraktığı ateş bile yakmıyordu. İçinden havalanan kelebekler kadar huzur doluydu.

“Baba, avluda birileri var" diye bağıran kızının sesiyle kendini toparladı.

"Bakalım kimmiş” diye gülümseyerek cevapladı kızını. Kalktı kapıya yöneldi. Gürültülü biçimde açtı. Kızının şaşkın bakışları altında salonun ortasına elektrikli sandalyeyi bıraktılar.

Arkadaşlarından bir tanesi, "Geciktik ,ama gelmeden önce iş yerinde üzerine birde lamba taktık.Hoş oldu." diye sebebini açıkladı.Adam defalarca teşekkür etti. Arkadaşları; “Biz hiç kalmayalım, kızımız tadını çıkarsın" diyerek ayrıldılar.

Minik kız sevinçten konuşamıyordu. Babası nazik bir biçimde onu sandalyeye oturttu. Minik kız çok kısa sürede kullanmayı öğrendi. Kedi kucağında küçük salonda dolaşıyordu.

Sonra; “Dışarı, birazcık dışarı baba” diyerek ellerini çırpmaya başladı. Eşiyle bakışan adam, kapıya yöneldi.

Eşi; “Dur, bekle” diyerek odaya koşturdu. Elinde bir battaniye ile döndü. Kızının üzerini güzelce örttü.

Kedisini de koydu yanına. Kapı açıldı.
Minik kız büyük bir ustalıkla avluya geçti.öSandalye üzerindeki ışık minik patikayı aydınlatırken, birbirlerine sıkıca sarılan anne baba, gözyaşlarını yine birbirlerinden saklamaya çalışıyorlardı. Aylardan aralık, yürekleri ise yangın yeriydi.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi