ANNE
Akşam güneşi karşı dağların ardına yavaş yavaş süzülürken gözlerininin derinliklerinde batıyordu güneş. Karanlık, gökyüzüne değil de evine çöküyordu sanki.
Akşam ezanı okunmak üzere, duvarda asılı gaz lambasına uzanıp kibrit ateşiyle alevlendirdi. Hafif bir gaz kokusu yayıldı odaya, sonra isli camdan yansıyan ışık bir parça aydınlattı odayı.
Pencere kenarındaki tahta sedire oturup dışarıyı izledi bir süre; köy yerinde akşam oldu mu kimse kalmaz dışarda, sabah gün ışımadan yola çıkmaları lazımdı.
Yalnızlık zordu; ama minik evladını kaybetmek daha zordu. Daha bir yıl oldu, toprağın kucağına vereli. Her gece o küçücük yastığın boşluğuna baktığında nefesi daralıyordu. Uyku artık bir lüks değil, unutmak için verilen kısa bir mola gibiydi. Her sabah uyandığında bir an için her şeyin bir rüya olduğunu sanıyor, sonra odadaki derin sessizlik onu gerçekle yüzleştiriyordu.
Elini dizlerine koyup başını cama yasladı. Ay ışığı, evin önündeki dut ağacının dallarıyla dans ediyor, rüzgârın uğultusu ise sanki ona bir ağıt fısıldıyordu.
“Annem” demişti son günlerinde, “Ay ışığında oynarız yine, değil mi?”
Boynuna doladığı küçük kolların sıcaklığı hâlâ omuz başındaydı sanki. Ama yoktu artık o ses, o kahkaha, o meraklı bakış…
Gaz lambası biraz daha karardı, fitili kısılmıştı belki. Kalkıp düzeltmek için hamle etti ama vazgeçti. Karanlık; ne fark ederdi artık? Işık da ses de nefes de eksikti bu evde.
Sobada tütmeye devam eden çam çıralarının cılız çıtırtısı eşlik ediyordu düşüncelerine. Bir tabak yemek bırakmıştı masada, iki kaşık alıp geri çekilmişti. Artık boğazından geçmiyordu lokmalar. Yemek değil, hatıralardı boğazını düğümleyen.
O an, uzaklardan bir köpek sesi duyuldu. İçini çeken bir hüzünle pencereye döndü yeniden. İç geçirdi usulca.
“Sana masal anlatacaktım bu gece.” diye fısıldadı, sesi yalnızlığa karıştı. “Kendim uyduracaktım, sen de gülecektin. Sonra uyuyacaktık, yan yana.”
Ama sadece sessizlik cevap verdi ona. Ve o sessizlikte, bir annenin kırık kalbi daha da derinlere gömüldü.
Ertesi sabah horozların sesiyle uyanmadı. Göz kapaklarını açtı; ama vücudu kalkmak istemedi yerinden. Birkaç dakika, öylece tavana baktı. Sessizlik içindeki boşluğu daha da büyütüyordu.
Kalktı. Yavaşça ahşap kapıyı aralayıp dışarı çıktı. Çıplak ayakla bastığı toprak soğuktu; ama o soğuk bile yüreğindeki acıyı bastıramıyordu. Bahçede bir zamanlar minik adımların koşuşturduğu yere baktı. Orada bir salıncak vardı eskiden. Kendisi yapmıştı, eski bir araba lastiğinden. Oğlunun çığlık çığlığa gülerek sallandığı o salıncağın ipleri şimdi çürümüş, sarkmıştı.
Komşu Ayşe teyze uzaktan seslendi:
“Sabah oldu kızım, bi uğrasana. Azıcık çay koydum, sen de iç.”
Ayşe teyze… Köydeki herkesin anası gibiydi. Eşleri gurbette olanları sahiplenen, herkesin acısını kendi acısı sayan, her kayıpta kendi yüreğinden bir parça giden kadındı o. Elif de gurbet yolları bekleyen kadınlardan biriydi. Ayşe teyzenin sesi, onu kısa bir an için buğulu anıların içinden çekip çıkardı. Bir cevap veremedi. Elini kaldırıp hafifçe başını salladı sadece.
O an fark etti; yalnız değildi bu acıda. Herkes biraz eksikti burada. Herkes birilerini uğurlamış, mezar başlarında gözyaşı dökmüştü. Köy dediğin sadece evlerden değil, yitip giden hatıralardan da örülürdü. Ve belki de o yüzden insanlar birbirine bu kadar sıkı sarılırdı burada.
İçeri döndü. Sandığın içinden eski bir fotoğraf çıkardı. Oğlunun ilk yaş günü… Yanında eşi ve kucağında mutluluktan gözleri ışıldayan yavrusu... Fotoğrafı göğsüne bastırdı. Ağlamadı. Ağlamayı çoktan unutmuştu. Ama o anda bir karar verdi: Toprağın altına gömdüğü sadece bir beden olacaktı, hatıralar değil. Göğsüne bastığı oğlunun resmini de alarak gitti Ayşe teyzenin yanına.
Belki bir gün, köyün okulundan çıkan çocuklara masal anlatmaya başlardı. Kendi uydurduğu, içinde acılar olan, ama sonunda umut ışığı yanan masallar… Belki başka çocuklara anlatırdı oğluna anlatamadığı hikâyeleri. Belki o zaman, içindeki karanlık da yavaş yavaş aydınlanırdı.
Çünkü hayat, her şeye rağmen sürüyordu. Ve bir annenin yüreğinde sevgi hep bir yerlerde canlı kalıyordu. Sönmeyen bir ateşin bitmeyen sevgisi gibi…
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz













































