EVİM YURDUM
Denizli sokaklarında her sabah,
Alır götürür ayaklarım beni,
Gözlerim bir sevinir, bir sevinir,
Kulaklarım ortak olur sevincine,
Ayaklarım da ayrı bir sevinç,
Şehrim dolar içime.
Üst geçitte mola veririm,
Gelen araçları, giden araçları izlerim,
Günaydın deyip geçer yanımdan insanlar.
Ah bu insanlar!
Şu sık sık karşıma gelen uzun boylu,
Kendiyle konuşması hiç bitmeyen adam,
"Eyleş hele" desem iri dişlerini ortaya çıkarıp
"İşliyim vaktim yok eyleşmeye Hacı Baba"
İle devam eder yoluna.
Oysa bir ekmek alacaktır büfeden,
Kıstıracaktır koltuğunun altına.
Dudaklarında tütüp duran bir sigara,
Ayaklarında terlik, çorapsız ayaklarıyla,
Kaldırım boyu ilerleyip
Trafosuna varacaktır.
Ya şu saçlarını savura savura geçen kız,
Nerede çalışır, saat kaçta çıkar işten,
Kaç para düşer adına, gün boyu biriken bahşişten?
Şu delikanlı, elleri kibar duruyor,
Ya bilgisayar masasinda geçiyor işi,
Ya da satış temsilcisi.
Şu alçak boyu, elinde torbası, diğerinde telefonu,
Yuvarlanırcası gelip geçen kadın,
"Çarşambaya yarım gün sıkıştırırım sizi"
Ile geçip gider yanımdan evlere temizliğe.
Üst geçit artık rüzgâr aliyor bol bol sabahları,
Uzun boylu kalmak üşütüyor.
Hani yolun sırtıma verdiği terler,
Soğuk soğuk yapışıyor tenime.
Denizli sokaklarında her sabah,
Bir ben, bir de kafamda düşüncelerim;
Memleketin hâlleri falan filan,
Insanlarımın arasından,
Yürür ilerler.
Günlük gazetelerim, poşette iki, bilemedin üç ekmek,
Varsa bir de evin siparişleri,
Biraz yorgunluk bedenimde evime geri dönerim.
Ev insanın yurdu derlermiş,
Yurdumu çok severim.
Ayrı kalsam özlerim!
***















































