YOLLUKLARIM
Yağışın sulu sepkene evrildiği şubat sabahında, eğlenceli hale getirdiğim müzik ve spor ikilisiyle ilerlerken görme duyumun tetiklediği beyin dalgalarım dünyayı birkaç dakikalığına sessize alıverdi.
Kimse bana romantik ruhlu olduğumu söyleyemez. Ben sanatın zirvelerine tırmanamasam da o ruhu bedenimde taşımışlığıma inanmışım bir kere. Bazen gözümü kapatıp ilerliyorum, yol boyu müziğin ritmini hücrelerimde hissederek bazen açıp etrafımı seyreyliyorum.
Karşı cihetimden siyah lüks bir araba geliyor. Üzerinde sürücüsünün adı yazan plakası var, gözümüze sokacak kadar büyük harflerle yazılmış. Bir insan plakasına ismini yazdırma gereğini neden duyar ki üstelik normalinden elli kat daha fazla ödeme yaparak.
Tabiri caizse koptu bende kayış. Yol kayboldu ayağımın altından, ezbere gidiyorum şimdi, önümde süt beyaz bir mezar taşıyla. Üzerinde aynı isim.
Altında “ruhuna el Fatiha” yazıyor.
Yazıyı okuyan bir adamın; “Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doludur.” diye haykırdığını duyuyorum. Başka isimler de yazılmış ayrı sütuna, okumakla meşgulüm.
Bir mezar taşına adını tek başına yazdıramayacak olan adamın “Öngörü egoizmi midir bu hal?” diye düşünürken, mutlak sessizliğin ortasında, kulaklığımdan gelen ani sesle sarsılıyorum.
“Adını dağlara yazdım yarim,
Buğulu camlara kazdım.” diyen fısıltıda kalması beklenen ses, aniden en ince perdede patlayarak kulağımda kişisel bir imzaya dönüşüyor.
Nereye yazarsan yaz, nereye kazırsan kazı “Fanisin sen!” diyor.
Dinlemiyorum onu.
Çünkü o sırada onca çirkinliğin içerisinde bakmak ve görmek arasındaki farkla beni kendine çekiyor aldanmış badem ağacı.
Gerçi aldanmış mı, gönüllü aldatılmışlık mı orası bana muammayken dünyanın kirlenmişliğine, dalın kahverengisine, mevsimin zalimliğine inat en güzel beyazlarını giymiş.
Sevinçle hüzün aynı karedeyken bir şiirin iki mısrası düşüyor yüreğime:
“Erken gelen baharda açan çiçekler
Zemheride açan kardelen gibi...”
Aldatıcı güneş her ne kadar örselese de biliyorum yine giyinecek gelinliğini mevsimi geldiğinde badem ağacı…
Zaman yine yaptı bana yapacağını…
Yol bitmek üzere, bense kainat kitabı okumalarını yarım bırakmışım. Plakasının üzerinde isim yazan araç çoktan tozu dumana katmış. Mevsim hâlâ bahar değil. Bitmedi bu öykünmelerim.
***














































