ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 23-08-2022 14:20

Uçan Ben Miyim Yoksa Kalbim Mi?

Yazan: Sadiye Dertsiz - UÇAN BEN MİYİM YOKSA KALBİM Mİ?

Uçan Ben Miyim Yoksa Kalbim Mi?

UÇAN BEN MİYİM YOKSA KALBİM Mİ?

Tık tık, tık tık… Bugün hayatımda başıma gelen en güzel dördüncü şey oluyor: Gözlerimi dünyanın beyaz karanlığına açıyorum. Benim yumurtadan çıktığımı gören büyüklerim cıvıl cıvıl ötüyor. Ardından her normal kuş gibi yaşamıma başlıyorum ve hayat benim için normal bir şekilde devam ediyor. Yedi yaşıma kadar süzülmeyi öğreniyorum. Kanatlarımla sakin sakin süzülüyorum ama onları daha çırpamıyorum. Yedi yaşımda beni okula gönderiyorlar. Okula gittiğimde orayı hemen seviyorum çünkü orada bana süzüldükten sonra konmayı öğretiyorlar. Ne kadar da güzel! Burada bir yerlere konmayı öğreniyoruz. Bu konuda ustalaştığımızı gören öğretmenlerimiz çok garip bir şey öğretmeye karar veriyorlar: Yürümeyi… 

Öğretmenlerin neden bize yürümeyi öğrettiğini anlayamıyorum. Annem ve babam yürümenin ileride çok işime yarayacağını, beni itibar sahibi yapacağını, bana güzel bir yaşam sağlayacağını söylüyorlar. Zaten ben bunları şu an anlayamazmışım, daha gözlerim körmüş… Neyse ben de en iyi şekilde yürümeye çalışıyorum. Ama yürümek çok zor! Ben kuşum yürümek değil süzülmek istiyorum! On yaşımdan ön dördümün başına kadar yürümeyi öğrenmeye çalışıyorum. Daha çok acemiyim. On dört yaşıma girdiğimde ise en güzel ikinci şey başıma geliyor: Âşık oluyorum. Çok hoş çok garip. O herkesten güzel… Onu gördükten sonra başka kimseyi göremiyorum. 

Ve hayatımda başıma gelen en güzel üçüncü şey oluyor. Onunla tanışıyorum ve sonunda uçuyorum. Bir gün cesaret edip yanına gidiyorum. Konuşuyoruz, tanışıyoruz. Tabii, hemen âşık olmuyorum. Tanıştıktan birkaç ay sonra onu fark ediyorum. Onun farklılığını anlamamı ne mi sağladı? Yine yürüme derslerinin çıkışında konuşuyoruz. Fakat birkaç haftadır onunla konuştuktan sonra kanatlarım yerinde durmuyor, kalbim sevinçten pıt pıt atıyor. Ve o gün hiç beklemediğim bir şey oluyor. O gittikten sonra kanatlarımı durduramıyorum. 

Birkaç hafta sonra ders çıkışında ona açılmaya karar veriyorum. Güneşin beni hiç bu kadar soğuk terletmediğini fark ediyorum. O kadar heyecanlıyım ki ağzımı açıp iki çift laf söyleyemiyorum. O konuşuyor... Çok garibime gidiyor, niye söyleyemiyorum? Ona âşık olan ben değil miydim? Şimdi ne oluyor? Ürküyor kalbim. Üzülmek istemiyor. Korkumu birkaç saniyeliğine bastırıp içimdekileri söyleyiveriyorum. Hafif bir gülümsemeyle onun da bana karşı aynı hislere sahip olduğunu öğreniyorum. Vedalaşıyoruz. Yavaş yavaş kendime geliyorum. Gelgitlerle afallamış kalbim durumu yeni yeni idrak etmeye başlıyor. Ve tam olarak anladığında olan oluyor... Kalbim bu sefer akciğerlerimi tokatlıyor. Uçuyorum! Kanatlarımı çırptıkça yükseliyorum. Tüm vücudum huzur doluyor çünkü o da beni seviyor. O da bana âşık! 

Bundan sonra onun dışındaki herkes uçmama hayret ederek buna üzülüyor. Neden peki? Ben çok mutluyum da onlar neden mutsuz? Nedenini ise sonradan anlıyorum. Hemen herkes benim uçmamı istemiyor. Başta kendileri uçmadıkları için benim de uçmamı istemediklerini düşünüyorum. Fakat asıl sebep yürümenin uçmaktan daha önemli olması. Pes etmek istemiyorum fakat her kanatlandığımda kısacık bacaklarımdan tutup beni yere çekiyorlar. Etrafımdaki tüm büyük kuşlar hiç uçmamamı söylüyorlar. Bense hiçbirini umursamak istemiyorum ve o melek gibi varlığı gördükçe, onun yanına gitmek istedikçe uçmaya çalışıyorum.

Yaşıtım kuşlar ise benimle sürekli dalga geçiyor. Uyarmama rağmen alaylarına devam ediyorlar. Bu sayede yüzlerine karşı seviyormuş gibi davransam da onlardan soğumaya başlıyorum. Şimdi yürümeye çalışmam gerekirken bunları yazarak zaman kaybediyorum. Bir kuş nasıl yazı yazar, nasıl âşık olur demeyin. Ben ikisini de yapabiliyorum. Bu düzen sürekli beni yürütmeye çalışacak ve ben sürekli ona uçmaya çalışacağım, biliyorum. Ayaklarımın beni götüremeyeceği yere kanatlarımla uçacağım.

 

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi