TUZ KURTLANIR MI?
“Tekerleğin değmediği” yıllarda kervanlarla yapılan ticari faaliyetler -ticari sözcüğü, faaliyeti biraz büyük gösteriyor- yoklukla, zamanın şartları ile verilen zorlu mücadeleyi kapsıyordu.
Bölgemiz; ihtiyacı olan yiyeceğini, giyeceğini kendisi üretiyor. Ürettiğinin ticari boyutu ayrı bir konu. Üretemediği tek ihtiyaç maddesi “tuz.” Tuz; at sırtında ya Silifke’den ya Karaman’dan ya da Anamur’dan geliyor.
Uğurlu Köyü çareler arar. Tuzu ekecek, üretecek. Tarlalara tuz eker… Baharda arpa, buğday filizlenir. Tuz tarlasında faaliyet yok… Tarlaları sinek basmış. Tarlalara bekçiler dikilir. Bekçilerden biri arkadaşına, alnına konan sineği işaret eder. Arkadaşı tetiği çeker. Sinekle birlikte bekçi de ölür. Öldüren bekçi; “Bir sizden, bir bizden.” der.
Evet! Tuz tarlaları fıkralara, hazin öykülere konu olmuş…
Burada dinlediğim iki olayı anlatacağım:
Birinci olay; yolculuk sırasında kar yağışına maruz kalan tuz nakliyecileri, kardan kulübe yaparlar, hava almak için de kulübeye bir delik açarlarmış. Delik kapanmasın diye biri nöbetçi kalır, sürekli kapanan delikteki karları temizlermiş…
Yüzyıllar sonra ben de Sertavul’da kar yağışına maruz kaldım. Yolu görme imkânı yok. Arabamı durduracağım durdurmasına fakat arabanın kar altında yarım saatte kaybolacağı kesin.
Tesadüfen önüme gelen bir iş makinesinin arkasına takıldım. Onu da görme imkânı olmadığı için tamponuna aracımı dayadım, onun arka farları ile ilerledim. İş makinesini kullananlar şantiyede durdu. Gidemeyeceğimi söyleyince; “Beni köye kadar götürebileceklerini.” söylediler. Götürme süresi beş dakika. Sanırım bu olay, tuz taşıyanların başına neler geldiğini anlama açısından çok önemli...
Karşılaştıkları yalnızca kar, fırtına olsa?.. Kurt sürüsü saldırısı, eşkıya baskını. Yolda ölenleri unutup gidenler…
Naci Bey'in yazılarındaki olay kahramanımız, yolda başına gelen olaylar yüzünden doğup büyüdüğü köyünü terk eder. Bir daha da köyüne dönemez…
Tuz taşıyıcıları; nakliye işleminin bazen haftalar, aylar sürdüğünü, yağışlarda ıslanan tuzun kurtlandığını anlatırlardı…
İkinci olay; yedi kişi, bir kaşıkla yemek yerdik. O bir kaşığın da sapı yoktu. Babam; “Bu iş böyle olmayacak.” diyerek atına binip Kazancı’dan, Anamur’a kaşık almaya gitmiş; bir deste kaşık almak için nerdeyse gidiş-geliş bir hafta yolculuk yapmıştı...
Bölgemizin ikinci üretemediği şey kibrit. “Bir kibrit çöpü için avrat boşandığından." bahseden hikâyeler bugün size saçma gelebilir. Ateş yanmadığı zaman hayat durur. Telafisi için dağ köylerinden, düşeceksin Ermenek’in yollarına. İyi de davarı, sığırı kim güdecek? Düveni kim sürecek?...
Editör: Hamit Gözümoğlu














































