SİSLİ VEDA
Akşamın eşiğinde
Bırakıldı, cümleler.
Kapılar çarpılmadı,
Toplandı kelimeler yerden,
Yavaşça.
Savrulmadı hatalar yüksek sesle.
Cebine koydu herkes,
Kendi payınca...
İncitmeden kimse, kimseyi;
Çekildi bir adım geri.
Aktı su, aktı durmadan,
Kabardı kıyı gururla,
Çarpmadı kumsala.
Anlaşıldı ki;
Bakmak aynı göğe,
Buluşmak demek değilmiş,
Aynı yürekte...
O gece efkâr;
Mahzende asılmış sandık,
Hüzün; göğe çöken gri bulut.
Yağsa rahatlayacak.
Yağmadı, bekledi...
Acı, meydanlara çıkarılmadı.
Yürek darağacına asılmadı.
Saklandı sırağacında.
Bilirlerdi;
Söylenmeden, içinde kalandır,
En ağır söz...
Yenilmek değildir, yorulup bırakmak.
İncitmeden de
gidebilendedir, onur.
Küçük bir aralık yeter,
Kendini toplamasına insanın.
Geçmişin kırık anahtarı,
Açsa da her gün aynı yarayı;
Vardır bir kalem zulada,
Mürekkep taşımayan.
Dönülmedi.
Beddua edilmedi.
Yılları bir çizgiyle silene,
Verilmeli miydi yeni bir sayfa,
Bırakıp gitmeli miydi
Başını alıp da?
Gidişse;
Kırmak için değil kimseyi,
Kırılmamak için.
Küllerini savurup giderse
En sessiz anda bile
En gür vedayı çarpar göğe.
***













































