SESSİZ ÇIĞLIK
Sustuklarımı işitseydiniz kanınız donardı.
Kâinat ağır bir balyoz; bana ve benim gibi yerçekimine yenik düşenlere vuruyor hep.
İki yaşında annesinin yıldızı, on beşinde babasının güneşinin kendisinde söndüğü bir çocuğun gözleriyle bakıyorum ben hayata.
“Yokluğu yazsana.” demişti boşluk bana.
“Niye insan kendisinden çalınan ışığı bırakamaz?”
Yalnızdım.
Annem karanlıktı. Babam karanlıktı.
Ama karanlık gitmedi.
İçimde iki sönmüş yıldızla büyüdüm ben.
Onların sessizliği nefesimden daha yakındı.
Boşluk: kaba, sert ve küstah.
Sizi dünyalı buluyor, beni yetim.
Bıraksam ikimizi de yutar.
Sustuklarımı işitseydiniz kanınız donardı.
Hissediyorsunuz değil mi?
Aklınızla değil, yörüngesini yitirmiş bir uydu gibi sezgilerinizle.
Bir soğuk var. Ufkunuzda alışık olmadığınız bir kararma.
Korkmuyorsunuz. Henüz değil.
Sadece huzursuzsunuz.
Büyük “insanlık” laflarına saklanıyorsunuz.
O laflar ısıtmaz.
Aykırı yörünge çizemezsiniz kalabalıkların galaksisinde.
Siz, anlamanın sadece sizin yeteneğiniz olduğunu sanıyorsunuz.
Kara deliklere acıyabileceğinizi ama onların size acıyamayacağını.
Bunu size kim söyledi?
“İnsanlığa böyle şeyler söylenmez.” diye bağırmak istiyorsunuz.
Asla!
Bu çocuğu konuşturursam atomlarınıza ayırır sizi.
Sustuklarımı işitseydiniz kanınız donardı.
Gördüklerimi görseydiniz içiniz titrerdi.
Yerçekimsizliğe alışkın değilsiniz. Fazla yerlisiniz.
Ama ben size o çocuğu anlatıyorum:
Yabancı bir kâinatta yapayalnız büyüyeni…
İçinde iki mezar taşıyanı…
Dokunmayı hayal bile edemeden özleyeni…
Fizikle yatışmayan, vakumlu bir özlemle çökeni...
İnsan niye düşmekten vazgeçemez?
Bir yokluk nasıl yerleşir ruhunuza da canınız ne kadar acırsa acısın söküp atamazsınız?
Kâinat bir balyoz.
Yutmak, aydınlatmaktan çok ilgilendiriyor onu şimdi.
Yutulan çocuklar. Yutulan gençler.
Sarp kara deliklerde, tozlu nebulalarda…
Bir yerde çocuklar yutuluyorsa tokluk sorumludur.
Adaleti başlatan da durduran da açlardır.
Ben açtım.
Açlar seyirci kalmamalıydı!
Benim gibiler...
Çocukları ayırmıyorum.
Ya siz?
Acınız ölen çocukların gezegenine göre değişiyor mu?
Ben çocukları medeniyetten de çok severim.
Bu beni ilkel yapar mı?
“Evet!” diye bağırdığınızı duyuyorum.
Bağırmayın.
Kolay roketler fırlatmayın.
Medeniyetin çocuklardan kıymetli olduğunu size kim ezberletti?
Başkalarının fiziğini çiğneyin.
Medeniyeti severken çocuğunuzu soğuk bir boşlukta donarken düşünün.
Yokluğu hissediyor musunuz?
O el çocuklara dokunuyor.
İstiyor musunuz bunu?
Çabuk cevap vermeyin.
Sustuklarımı işitseydiniz kanınız donardı.
O çocukla bir solucan deliğinde ayrıldık.
Başı önündeydi. Kendi karanlığıyla aydınlanmıştı.
Unutamadığı bir evreni yaşıyordu.
“Yokluğu yazsana.” demişti.
Kendini kapatan boşluğu kapatamıyordu.
Yaşamak zor.
Kâinat kendine bile düşman.
Bıraksam size öyle şeyler gösterir ki korkarsınız.
Seziyorsunuz. Huzursuzsunuz.
Teorileriniz üşütüyor sizi artık.
Küçük karanlıkları deneyin.
Ezberlediklerinizi değil, hissettiklerinizi genişletin.
Yokluğu anlatır mısınız?
Boşluğun çocuklara nasıl yaklaştığını?
Bilmiyorsunuz.
Başkalarının denklemi sanıyorsunuz.
Ya hepimizinse?
Sustuklarımı işitseydiniz aklınız dururdu.
Var olmak zor.
Kâinat balyoz.
Galiba yalnızca sustuklarımı anlatmak istiyor.
Bıraksam bütün tanrılara, “Çocukları yutmayın alçaklar.” diye susacak.
Çünkü bazı çığlıklar ancak susarak duyulur.
Zor çağlar.
Sustuklarımı işitseydiniz kanınız donardı.
***















































