DENEME
Giriş Tarihi : 18-02-2026 14:27   Güncelleme : 18-02-2026 16:24

Senden Sonra Tufan / Neşe Kazan

Yazan: Neşe Kazan -SENDEN SONRA TUFAN

Senden Sonra Tufan / Neşe Kazan

SENDEN SONRA TUFAN

Adam, kapısına kadar gelip içeriye girmeden kırk yılını geçirdiği evine koltukları sökülmüş bir minübüsün arka cihetinde son kez uğrayacaktı. Şoför, kalabalığın arasında yavaşça ilerleyip durabileceği uygun yere geldiğinde arabayı park etti.

İnsan selini yara yara arka tarafa geldi, kapıları iki yana dayadı. Önce bir kadın feryadı duyuldu, ardından içleri paralayan bir ağıt... 

Kırk yıllık karısına baktığımda, bedenine çaresiz kabullenişin yerleştiği her halinden anlaşılıyordu. Uzun süredir zamanının neredeyse tamamını hastanenin yoğun bakım ünitesinden gelecek haberi bekleyerek kendini bu vedaya hazırlamıştı. Oysa sürekli “Allah başımdan eksik etmesin.” diyordu. Şimdi şu haline bakınca…

Şartlar insanı nasıl da törpülüyor. İki oğlu, hayat arkadaşının koluna girip tabutun başına kadar getirdi. Kadın elini uzattı, yeşil tahta sandığı okşadı. Başını da elleriyle birlikte dayadı bir müddet…

Sonrası veda vaktiydi, burnuna kâğıt mendili dayayarak kenara çekildi. Kadın orada asaletini ve metanetini koruyan tek aile üyesiydi. Feryatlar kesilmiyordu. “Gitti kardeşim gitti, ah ben öleydim.” diyordu, zorlukla ayakta duran bir diğer kadın. Kimse zapt edemiyordu. Oysa yaşarken yanında yönünde onu gören hiç kimse olmamıştı.

Şimdi kör ölüp badem gözlü mü olmuştu? Kalabalıkta fark edilmemesi imkânsız olan zayıf, uzun boylu bir başka kadın şaşırtan fütursuzlukla, elindeki eski telefonu insanların üzerinden aşırtıp sürekli fotoğraf çekmeye çalışıyordu. Yerel gazetede falan da çalışmıyordu. Zaten o mahallenin neresinde bir olay olsa orada görüntü almak için uğraşır; son dedikodular ondan sorulur; mahallenin en bilen ablasıdır; ileride de Mobese teyze olmaya adaydır. İşin en anlamlandırılamayan tarafı da mahalleli onun bu sıra dışı hallerini kanıksamıştır.

Bekleşenler arasında muhabbet de koyulaşmaya başlayıp merhumun hastalığıyla girişilen sohbet bir anda herkesin kendi hikayesine evriliyordu. Sanırsınız her ölüm aynıydı. Hoca eline mikrofonu alana kadar gülmeler bile kontrollüydü. Başına örtüsünü atan gelmişti, oysa normalinde dekolteye yok demeyen insanların saygısı, ölüye mi, ölüme mi, Allah’a mı, bilinmezdi…

Bir anda sesi ayarlayan hoca başladı okumaya; "Allâhümmağfir lihayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ…” diyerek. Her bitiş, son umudun tükenmesine de gebedir ve kimse istemez o son anın gelmesini. Hocanın “İyi bir mümin olduğuna şahitlik eder misiniz?” sorusuna bekleşenlerin çoğu ezbere “Ederiz!” şeklinde adeta imzalarını atarcasına bağırarak yanıt verdi. Suskun kalanlarsa birbirlerinin yüzüne bakıp kinayeli bir şekilde gülümsüyorlardı.

İlk anda insanlara bir ritüeli yerine getirmedikleri için kızsam da içimdeki doğrucu yükselerek şiddetle karşı çıkıyor, “Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir.” diyordu. Bu durumda sorulmayacak soruyu soran hocanın yalancı şahitliğe teşvik etmekten hüküm giymesi elzemdi. “El Fatiha!” denildikten bir müddet sonra arşa açılan eller yüzlere sürülmeye başladı “Amin.” sesleri arasında. Uğultular yavaş yavaş yükseliyordu.

Kardeşine ağıt yakan kadının sesi bütün sesleri bastırıyor, yürekleri dağlıyordu. Hoca her ne kadar ölümden ders alınmasını söylemiş olsa da çoğu insan tahta sandığın içerisinde olanın kendisi olmadığına şükrediyordu. Kadın hâlâ feryat edip cenaze aracına bedenini siper ediyordu. Üç kez aldılar, vallahi üç kez set oldu. Sonra sürüklediler tahta sandıktakinin bacısını. Bir banka oturttular.

İlk kez ağıt duyuyordum. Ölenin arkasından müzik sesi duyulmasın diye radyonun açılmadığı dönemlerde yetişmiş olduğumdan önce garip gelse de duygu boşalmasını karşıladığını öğrenince, kadim Anadolu’ya hayranlığım bir kat daha arttı.

Arabanın motoru çalıştı. Feridun Bey, son yolculuğuna hazırlanmıştı. Aylar süren ağrılar, sızılar yerini sessiz bir huzura terketmişti. O, son durağına doğru yol alırken arkasında bıraktığı yürekler yangın yeri gibiydi.

Hârı zamanla azalsa da düştüğü yeri yakacağı her cenazede söylenen kalıplaşmış cümlelerden biriydi.

***


Editör: Deniz İmre

 

EditörEditör