SANDIK
Gün ortasında hava geceye dönmüş sanki cinler ve periler pusuda bekliyor; uğursuzluk, arsızlık ne varsa hepsi ormanda sessizce yerini alıyordu.
O ne olduğu belirsiz şey, hangi ağacın arkasındaydı?
Ürperti, dalga dalga adamı sarmıştı; sıtmaya yakalanmış gibi titriyordu. Yine de her defasında bu yolu tercih ediyor, baş edemediği duygusuyla cebelleşirken eşinin yokluğunu da unutuyordu.
Başındaki fötr şapkası, yağmurdan korumaya yetmemiş olacak ki pardösüsünün yakasını kaldırmıştı. Üşümek mi yoksa eşinin yokluğu mu daha çok etkiliyordu?
Bunun ayrımını yapamamıştı, iki duygu arasında salınıyordu. Yalnızca nefes alan adam için zaman durmuştu.
Yürüyen bir cenazeydi, yaşadığının tek belirtisi, hareket etmesiydi. Son gücünü toplayıp konuşmaya devam etti. “Sensizlik çok ağır geldi, yüreğim bu yalnızlığı taşıyamadı.”
diyen Kemal, düşünce dehlizinde yuvarlana yuvarlana ilerliyordu. Hayatı geride bırakmış ve sessizliği de kıyafet diye giyinmişti.
Bir kırlangıç geldi, başının üzerinden uçarak karşıda bulunan sandığa kondu. İleride gördüğü sandığı önce bir şeye benzetemese de kımıldadığını görünce şaşırdı.
Kemal besmele çekerek ellerini açtı, yaradana sığındı.
“Allah’ım, senin hangi boyutuna düştüğümü bilmesem de kurtar beni.”
Derken duyduğu boğuk bir sesle kendine geldi. Yaşadığı kararsızlık ellerine yansımıştı; ateşe dokunmaktan korkan insan tedirginliği yaşıyordu.
Eşinin çeyizindeki sandığı anımsayınca sıcacık mutluluk duygusu tüm benliğini sardı.
Sandığın içinde her ne varsa o şeyden yükselen
hırıltılı çığlık, adamı tekrar korku girdabına sürükledi. Yalvaran sesi duydu. Son bir cesaretle elini sandığa uzattı ve yeniden çekti. Sandığı açmakla açmamak arasında gitti geldi.
Sesin sahibi, yakınında bir insanın olduğunu anlayınca istemsizce haykırdı. Adam, “Kurtar beni!” diyen bir çığlık sesi duydu. Tüm kararlılığıyla elini uzatıp sandığı açtı ve gözlerine inanamadı. Elleri ve ayakları bağlı bir kız vardı. Güneş yanığı yüzüne buğday başağı gibi sırma saçları dökülmüştü.
Kız, son nefesini verircesine “Kurtar beni!” diye bağırıyordu, nefeslenmeye bile gerek duymadan devam etti. “Babam beni birine sattı. Onlar da beni kaçırmaya kalktı. Eski kamyonet sarsıldıkça ben sandıkla aşağıya yuvarlandım.”
Kız, “Buradan kaçmama yardım et lütfen!” diyerek ormanı gösterdi. “Bizi saklayacak kadar büyük duruyor, uzaklaşıp gözden kaybolabiliriz!” Kemal, tedirgin halde gizemli ormana baktı. Kız,“Acele et, çöz şu bağları!” deyince ellerinin, ayaklarının bağlarını çözdü. Sandığın arabadan düştüğünü fark eden adamlar geri döndü. Arabanın homurtusu duyuluyordu. Ormana doğru kaçmaya başladılar, adam “Koş, koş!” diyebildi. Ardından iki el ateş sesi duyuldu. Kurşun yemiş ya da sandıkta saklı kalmış fark etmiyordu.
Onlar artık el ele, çamurda boylu boyunca uzanıyordu.
***
















































