SANDIK
Sanırdık, hep gizli kalacak sandıkta duranlar,
Haberdar olmayacak sahibi dışında, kimse...
Açılacak, elbet bir gün, o sandık.
İşte o zaman; giz diye bir şey kalmayacak.
İçinde saklanan onca hikâye,
Onca sır, keder, acı, sevinç
Ve umutları barındıran sandık;
Nerede şimdi?
Sadece hatıralarımızda sakladığımız,
Unutup belki de
Raflara kaldırdığımız
Hazine, nerede?
Önceleri içinde, nakış nakış, ilmek ilmek dokunan çeyizler,
Saklanırken özenle,
Sonrasında hikâyeler dolar kokusuna...
Ninelerimizin en kıymetli hazinesi damga vururdu zamana.
Yegâne dayanağı olur,
Sımsıkı bağlardı hayata,
Kaleme dökülmüş birkaç satır şiir,
Belki de gözyaşları eşliğinde yazılmış hüznü taşıyan mektuplardı;
Sandığı, asıl özel kılan,
Anılardı işte bu kilit altında saklanan.
Yorganların arasına yerleştirilmiş,
Geçmişi yansıtan hatıralar saklıydı fotoğraflarda...
Gençliğe yolculuktu,
Ah dedirten!
Yaşama bağlanmaktı, hatıraya sadık kalan için
Yeniden...
Ah değerlere sahip çıkan, Koruyan, o sandıklar,
Şimdi nerdeler!..
Ustaların sanatlarını konuşturduğu,
El emeği, göz nuru...
Geçmişin aynası,
Hani nerede!
Saklı tutulurken her evin sırlı hikâyesi,
Nöbetteyken kilit altında:
Bilmiyorlardı oysa bir gün açılacağını,
Ölüm yaklaşırken sandık öykülerinin, son bulacağını…
Hazine içinde hazine...
Kimilerine mutluluk anı,
Kimilerine hüzün sarmalı.
Sonrasında boş bir kutuya dönüşen;
Unutulmuş tahta parçası...
Açılacaktı o kilit:
Çıkacaktı ortaya belli ki tüm gizemler,
Uçacaktı buhar olup
Silinecekti kilitli tüm özlemler,
Masallar, anılar...
Azaldı ustalar,
Bir tahta üzerine işlenen oyalar, nakışlar...
Şimdi hepsi kayıplar!
Sığmayacaktı artık evlerimizin hiç bir yerine,
Gezilmeyecekti yaşanmışlığın sırlı tünelinde,
Eriyip yok olacaktı zamanın kara deliğinde.
Artık anlamını yitirmiş boş bir kutu geriye kalan
Ama artık içinde sır olmayan...
****














































