SADAKA
Zalimin şahı gelse merhamet dilenmem de
Senden bir tebessümü, sadaka bilmişim ben,
El açıp gayrısına, boyun dahi eğmem de
Diz çöktüm eşiğine, kapına gelmişim ben.
Tanrı bir dileyene, eyler belki bin ihsan,
El açan düşman olsa merhamet duyar insan.
İster dilenci belle beni, ister deli san,
Avcuma kül bıraksan sadaka bilmişim ben.
Hiç mi merak etmezsin, kimdir bu, neyin nesi?
Sormaz mısın, yok mudur kalacak bir hanesi?
Sen sahramsın, ben senin içinde kum tanesi,
Bağrında barınmayı, sadaka bilmişim ben.
Değme ey densiz toka, git başka serde dem sür!
Boğma yârin zülfünü, kökten uca olsun hür,
Bırak deli rüzgâra, içinden bir tel düşür,
Konduğu yeri bile sadaka bilmişim ben.
Telin sarsam mendile, öpüp öpüp koklasam.
Günde beş vakit değil, milyon kere yoklasam.
Kutsal emanet gibi mahrem gibi saklasam.
Bir tutam hayalini, sadaka bilmişim ben.
Beklediğim ne para ne de senden bir tek pul,
Kursağıma ne lokma ne sırtıma yırtık çul,
Yüzüme baksan yeter, daha ne ister ki kul,
Kaş çatıp göz eğmeni, sadaka bilmişim ben.
Zorla gayrimüslimden alınan cizye değil,
Kaçırdığım aklıma, karşılık fidye değil,
Gönülsüz bağış değil, hediye, hibe değil,
Gönülden sitemini, sadaka bilmişim ben.
Kul Tanrı’ya eğilir, beş vakitte kırk rekât,
El açıp cennet diye, karşılık bekler fakat
Ben senden cennet değil ne de kırkta bir zekât,
Bana bir kez bakmanı, sadaka bilmişim ben.
Gayrı iflah olmam ben, baymışım ayar mıyım?
Ölüm olsa ucunda, sözümden cayar mıyım?
Halimden bir kez olsun, nedamet duyar mıyım?
Ecelim sen ol benim, sadaka bilmişim ben.
Ben bir sana tutkunum, bir tek sana müptela,
Eriyip aktı gönül, mahşere dek elveda,
Çalınır kulağına, uzaklardan bir sela,
Avcumda bu şiirle, duyarsın ölmüşüm ben,
Hiç yoksa ilham verdin, sadaka bilmişim ben.
***













































